Kaleiçi, Erimtan Müzesi ve Ankara’nın yükselen kültür rotasına yolculuk
Bir müze, bir galeri ya da bir festival hatta bir film sahnesinin bir şehri nasıl bir markaya dönüştürebildiğini, yıllar içinde yer aldığım çalışmalar sayesinde kendi gözlerimle gördüm. Ankara bu açıdan, gün geçtikçe çoğalan ve çeşitlenen sanat faaliyetleri, mekânları ve yüksek hızlı trenin sağladığı hızlı, rahat ve yormayan ulaşım imkânı sayesinde, cazip bir çekim merkezi haline dönüşebilir.

Yelda İPEKLİ
Geçtiğimiz günlerde, Ankara’ya uzun zaman sonra iş dışında gitme fırsatım oldu. Yakın bir Dostum, “hadi trenle Ankara’ya konsere” davetinde bulunca heyecanlandığımı itiraf etmeliyim.Söğütlüçeşme’den Ankara Garı’na kadar dört saat kadar süren yolculukta, hızlı trenin bile trenlere has hafif sallantısı, pencerede akıp giden manzara, vagonların kibar sessizliği, insanın nabzını yavaşlatmaya yeter. Ankara bizi şubat ayı için beklenmedik bir sürprizle, güneşli ve güleryüzlü bir öğleden sonra karşıladı, Konser Erimtan Müzesi’nde olacağından, doğrudan Kaleiçi yolunu tuttuk.
1921 yılında, henüz Kurtuluş Savaşı kasıp kavururken kurulup 1997 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” unvanını almış Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara Kalesi mahallesinin zengin bir kültürel merkeze dönüşmesinin tohumlarını da atmıştır.
(1).jpg)
Ankara Kaleiçi, başlı başına açık bir müze gibidir. Antikacı dükkanları, yerel lokantaları, eski (bazıları ne yazık ki metruk) Ankara evleri, esnafı ve kedileri ile zamanın durduğu bir yerdir Kaleiçi. Çeyrek asırdır antika dükkanı sahibi hoş bir kadının acı kahvesini içip sohbet edebildiği kadar bağlama eşliğinde bir Ankara türküsü de dinleyebilir insan kapısından uğradığı takıcıda. Akşam saatlerinde gün ışığı yerini amber renkli sokak lambalarına bırakırken, sokağın dik yokuşunda karşısına çıkan Ankara manzarası, derin bir iç çektirir insana.
%20logolu.jpg)
Konsere hala vakit varken, Çengel Han’ı ilk kez akşam saatinde gezme fırsatı kısa seyahatin süpriziydi.
Ustalıkla restore edilmiş, 500 yıldan daha fazla geçmişi olan Çengel Han’ı Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı’na bağlı bir müze olarak 2005 yılında açıldıktan sonra defalarca ziyaret etme şansım olmuştu. Özenle oluşturulmuş zengin koleksiyonu ve profesyonel işletmesi ile her gittiğimde beni etkilemiştir. Özel kurumların, tarihî belleğimizi koruyup cömertçe kamuyla paylaşan böyle mekânlar yaratması; itibarlarına katkı sağlamanın çok ötesinde, geçmişimizle aramızda hem bilişsel hem de duygusal bir köprü kuran son derece kıymetli bir kültürel ve toplumsal hizmettir. Çengel Han’ın hemen bitişiğindeki bir diğer özel müze ise, konserimize ev sahipliği yapacak olan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi. 2015 yılında açılan müze, inşaat mühendisi, iş insanı ve koleksiyoner Yüksel Erimtan’ın ağırlıklı olarak Roma, Urartu, Hitit ve Bizans dönemlerine ait objelerden oluşan koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Müzenin mimarisi, barındırdığı eserler, sergiler, müze dükkanı ve düzenlenen etkinliklerhakkında ayrıntılı bilgi için erimtanmuseum.org sitesini ziyaret edebilirsiniz. Yalın bir anlatım ve kolay navigasyon sunan, işlevsel bir site, tıpkı müzede size karşılayan genel atmosfer gibi, dingin ve kaliteli.

Kütüphanesinin yanı sıra, atölyeler ve etkinliklerle yaşayan bir mekân olan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi katıldığımız konsere de geleneksel “Müze'de Müzik Salı Konserleri” kapsamındaev sahipliği yaptı. Ankara ziyaretlerim sırasında, bundan sonra hep takibimde olacak!
Bir elin nesi var, 6 elin sesi var! Hayatımda ilk kez, 6 el piyano dinledim.

17 Şubat tarihli Salı Konserinde de bir ilk gerçekleşti ve üç piyanist birlikte tek bir piyanonun başına geçip “bu iş nasıl olacak” diye ciddi ciddi merak ettiğim, kimsenin kolay kolay izleyemeyeceği türden bir program çaldılar. Kariyerini yıllardır Kaliforniya’dan sürdüren Zeynep Üçbaşaran, Budapeşte Liszt Ferenc Müzik Akademisi’nden dostu olan Brezilyalı Sergio Gallo ve İsveçli Björn Månsson üçlüsü, gecenin geniş yelpazeye yayılan repertuvarını bir senfonik orkestrayı aratmayan çok katmanlılık ve yekvücutmuşçasına bir uyum içinde seslendirdiler.
Schubert’ten Rahmaninov’a, Rossini’den Gounod’ya, Bizet’den Delibes’e oldukça farklı tatta uyarlamalar dinlediğimiz konserin benim için en ilgi çekici eseri, 20. yy. bestecilerinden Alfred Schnittke’nin (1934-1998), daha önce bilmediğim, 1979 tarihli I. Stravinsky, S. Prokofiev ve D. Şostakoviç’e Saygı adlı eseri oldu. Özgün olarak piyano için altı el yazılmış olan bu kısa eser, virtüöz yapısyla üç büyük Rus besteciye bir saygı duruşudur, Schnittke bu eserinde, kendine özgü polistilist yaklaşımını, adlarını taşıdığı bestecilerin üsluplarına yapılan göndermelerle birleştirir.

Ertesi sabah, yağmurlu, gri ve soğuk bir Ankara’ya uyandık. Dönüş trenimiz erken saatte olduğundan bu sefer Anıtkabir’e gidemedim, Atam’a borcum olsun. Bundan böyle, Ankara’daki sanat etkinliklerini de takip etmeye karar verdim. Bir tren, bir konser, bir müze neden olmasın?
Unutmadan; İstanbul’un ritmini, ruhumuzun rengini değiştiren İKSV İstanbul Müzik Festivali biletleri satışa çıktı. 80’in üzerinde sanatçı ve topluluk 54. İstanbul Müzik Festivali’nde, Ânın İçinde teması etrafında bir araya geliyor.

Viyana Senfoni Orkestrası, Kammerakademie Potsdam, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası, Aterballetto gibi topluluklar ve Bruce Liu, Kian Soltani, Lucas ve Arthur Jussen, Behzod Abduraimov, Ian Bostridge, Iestyn Davies gibi solistlerle paylaşılacak eşsiz ânlar, izleyicileri bekliyor. Üç eserin dünya prömiyeri, daha kapsayıcı ve erişilebilir “rahat konser”, atölye ve söyleşiler, çocuklar için etkinlikler ve çok daha fazlası 11-25 Haziran arasında, 14 farklı mekânda bize iyi gelecek.
Sanat iyi ki var ….
Bana yazın: yeldaipekli@gmail.com
patronlardunyasi.com















