Dolar
44,1092
0,05%
Euro
51,0968
0,19%
Sterlin
59,1668
-0,03%
Bitcoin
3.068.850
-1,45%
BİST-100
13.159,63
-0,31%
Gram Altın
7.330,77
-0,08%
Gümüş
86,49
0,83%
Faiz
38,9
0,00%

Haçlı Savaşı'nın parolası 'Deus Vult'u (Tanrı Böyle İstiyor) dövme yaptıran ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Anadolu'daki yamyamlığı unutmasın

İran'a operasyonla ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Haçlı Savaşları'nın başlangıç şifresi denilen "Deus Vult" (Tanrı Böyle İstiyor) yazılı dövmesiyle gündeme gelince, ABD'li bakana tarihi gerçekleri hatırlatayım istedim. Haçlılar aç biilaç geldikleri Anadolu'da yamyamlık dahil pek çok insanlık suçuna karışmıştı.

12.03.2026 05:08Güncelleme: 12.03.2026 05:12
Haçlı Savaşı'nın parolası 'Deus Vult'u (Tanrı Böyle İstiyor) dövme yaptıran ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Anadolu'daki yamyamlığı unutmasın
16px
32px

Burak ARTUNER

ABD-İsrail ortaklığının İran'a saldırısıyla başlayan savaşta ABD ordusunda görevli bazı askerlerin, İran’a yönelik savaşın “Tanrı’nın ilahi planının bir parçası” olduğu yönünde söylemlerle motive edilmeye çalışıldığı, komutanlarının “Trump’ın İsa tarafından Armageddon'u (Kıyamet Savaşı) başlatmak için görevlendirildiğini” söylediği ortaya çıktı. ‘Askeri Dini Özgürlük Vakfı’na konuyla ilgili en az 200 şikayet geldiği belirtildi.

SAVAŞ BAKANI’NIN DÖVMELERİ

Öte yandan ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in dini göndermelerle birlikte kolundaki sansasyonel dövmeler yeniden gündemde. Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarda, Hegseth’in sağ kolunda Arapça “kafir” yazılı bir dövmenin yer aldığı görülüyor. Aynı zamanda dövmenin hemen yanında Orta Çağ’a referansla kabul edilen ‘Deus Vult’ ifadesi de yer alıyor. ‘Deus Vult’ (Tanrı Böyle İstiyor) ifadesi tarihsel kaynaklarda Haçlı Seferleri’nin başlangıç parolası olarak geçiyor. Evanjelist Hıristiyan olan Heghseth, Hıristiyan milliyetçisi olarak biliniyor.

Bakan Hegseth'e gerçekte Haçlı Savaşları'nın ne olduğunu biraz anlatmakta fayda var diye düşünüyorum:

Türklerin Anadolu'yu fethedip İstanbul önlerine kadar dayanması üzerine, Papa İkinci Urbanus'un öncülüğünde bir Haçlı ordusu teşekkül etti. Günah çıkarma işi pahalı olduğundan, sefere katılanların hiçbir kefarete gerek kalmaksızın günahlarının bağışlanması vaadi, kısa zamanda binlerce insanın toplanmasını sağladı. Geçtikleri yerleri yakıp yıkan bu çapulcu sürüsünün ilk hedefi Yahudiler ve kendi dindaşları oldu. Türk çocuklarını mızrakların uçlarına takıp ateşte kızartan gözü dönmüş caniler, zulümlerini Selçuklularla karşılaşıncaya kadar sürdürdüler. Selçuklular tarafından kuşatılıp bir de susuz kalınca, “Tanrı isteği”' olan davalarını bir anda unutuverdiler.

Avrupalıların 1095 ile 1291 yılları arasında, aralıklarla Müslümanlara karşı düzenledikleri savaşlara 'Haçlı Seferleri' denir. Haçlı seferleri, Papa Íkinci Urbanus'un 27 Kasım 1095'te, Clermont Konsülü'nde halka açık kısmında yaptığı 'çağrı' üzerine başlamıştı. Ancak bu seferler hem Hıristiyan hem de Müslümanlar açısından, kendi dönemleriyle de sinirli kalmayan büyük sonuçlar yaratmıştı. Bizans İmparatoru Alexios, Türk tehlikesinin giderek büyümesi ve önü alınmaz bir hale gelmesi üzerine, Papa'ya bir yardım mektubu göndermişti. Papa İkinci Urbanus, Clermont Konsülü'nde, bu mektubu okudu ve ağır tahrik havası içerisinde hazır bulunanları gözyaşlarına boğan dramatik bir konuşma yaptı. Doğuda yasamakta olan Hıristiyan kardeşlerinin Türkler tarafından türlü zulümlere uğratıldığını, kutsal toprakların bu inançsızlar tarafından kirletildiğini, hac yolculuklarının büyük zorluklar ve tehlikeler altında yapılabildiğini söyledi. Papa, 'Akrabalarınızdan birisi böyle müşkülde kalırsa öylece bakar mısınız? O halde zengin-fakir herkesin doğulu dindaşlarının yardımına koşması gerekmez mi?' diyerek mutaassıp Hıristiyanların dini duygularını suistimal etmişti. Ayrıca Hazreti İsa'nın dönüşü yakın olduğuna göre, kutsal toprakların da temizlenmesi ve dönüşe hazırlanması gerektiğini vurgulayarak, taraftarlarını kışkırtmıştı.

Clermont Konsülü'nde ABD'li bakanın koluna dövme diye işlettiği o sözü, hep bir ağızdan haykırdılar: "Deus Vult" (Tanrı Böyle İstiyor)

Bu cümle yani ABD'li Bakan Hegseth'in koluna kazıttığı o dövmede yazan ifade, parolaları oldu ve paltolarının yakasına diktikleri kırmızı kumaştan bir haç işareti sembolleriyle, çapulcular yollara döküldüler.

PAPA'NIN GÖZÜ BIZANS'TA

İmparator Alexios, Anadolu'yu fethedip neredeyse İstanbul kapılarına dayanmış olan Selçuklulara karşı, kendi gücüyle baş edemeyeceğini görerek Papa'dan bir değil, iki kere yardım talebinde bulunmuştu. Hatta ondan önce, Malazgirt Savaşı'nı müteakip İmparator Mihail Dukas'ın da böyle bir girişimi söz konusu olmuştu. Ama Bizans, nasıl bir yardım istiyordu?

Bizans, batıdan sıklıkla istihdam ettiği tarzda paralı fakat nitelikli asker yardımı talep ediyordu. Her ne kadar papalık, Germen İmparatorluğu ile olan çatışması yüzünden o gün bu isteğe cevap verebilecek durumda değildiyse de, yine 24 yıl beklemek gerekmiyordu. Bizans, iyice sıkışmış ve dizleri üzerine çökmüş bir durumdaydı.

Papa bu yolla Bizans'ı, Katolik Kilisesi'nin egemenliği altına alacak, kilise çatışması kendiliğinden bitecekti. Ancak Bizans'ın bu ücretli asker isteği bir yana bırakılacak olursa, yüz yıllardır Müslümanlarla iç içe yasamakta olan Doğulu Hıristiyan topluluklardan, benzer bir şikayet veya istek yapılmamıştı. Hatta bu topluluklar, daha adil buldukları Müslüman idaresini açıkça Bizans'a tercih ediyorlardı. Kudüs, Müslümanlar tarafından fethedileli tam 457 yıl olmuştu. Papa İkinci Urbanus'un çağrısına kadar kurtarılması için hiçbir girişimde bulunulmamıştı.  Fakat ortaçağda sembollerin, özellikle cahil ve o nispette de tutucu olan geniş yığınlar üzerinde sürükleyici bir etkisi vardı. Bu yüzden İkinci Urbanus'un mesajı adresini bulmakta gecikmeyecekti.

TÜRK ÖLDÜR, CENNETE GİT

Avrupa, Haçlı Seferleri'nin hemen arifesinde mevcut tabloyu daha da ağırlaştıran ekonomik sıkıntılar yaşamaktaydı. Sel baskınları ve kuraklık birbirini takip ederken elde edilen ürün artık soyluları doyurmaya bile yetmiyordu. Nüfus ise hızla artıyordu. Kısaca, menfaat ve yağma peşinde koşan şövalye artıklarının ihtirasları ve yoksul kalabalıkların, isyanın eşiğinde olmaları, Avrupa'yı içeriden mahvedecek siyasi ve sosyal bir iç savaşın eşiğine getirmiş bulunuyordu. Papa olaya tam bu noktada müdahale ederek, elindeki bu ateş topumu, Avrupa'yı bu iç savaştan kurtaracak bir zamanlamayla, Türkler gibi keyfi bir düşmana ve Kudüs'ün kurtarılması gibi hayali bir hedefe fırlatıverdi. Özellikle Kuzey Avrupa'nın Müslümanlar hakkında hurafelerden başka hiçbir bilgisi olmayan cahil ve tutucu halkını, dini motifler kullanarak harekete geçirmek zor olmayacaktı. İsa'nın yakın kalabalık insan yığınları, Hazreti Meryem'in göğe yüksekliği tarih olan 15 Ağustos'ta harekete geçmek üzere hazırlanmaya koyuldular, Papa hastaların, güçsüzlerin, kadınların ve çocukların sefere çıkmalarını yasaklarken, gayesinin herkesin hac görevini yapıp günahlardan arınmasını değil, güçlü bir ordu tertiplemek olduğunu gizlediğini sanıyordu.

Papa elindeki ateş topunu, Türkler gibi keyfi bir düşmana ve Kudüs'ün kurtarılması gibi hayali bir hedefe fırlatıverdi. "Mesih'in yakın bir zamanda beklenen dünyaya dönüşü" öncesinde kutsal toprakların temizlenmesi gerekiyordu!

Ayrıca gidenlerin günahları, hiçbir kefarete gerek olmaksızın bağışlanacak, geride kalan malları dönüşlerine kadar güvenle korunacaktı. Günah çıkarma, para karşılığı ve pahalı bir iş olduğu için bu daha çok aşağı tabakayı etkileyen bir vaat oldu. Katiller, caniler, hırsızlar, hastalar, fukaralar günahlarından arınmak umuduyla yollara dökülmeye hazırlandılar. Zaten cennet de doğuda bir yerdeydi. Müslüman şehirlerde sokaklarda bal ve sütten dereler akıyordu.

ÖNCE YAHUDİ KESTİLER

Yol boyunca katılımlarla sayıları giderek artan bu vahşi sürü, işe Tanrı katili olduklarını söyledikleri Yahudileri katletmekle başladılar. Yahudiler bu sefer için kendilerinden istenilen yardımları derhal vermelerine rağmen kurtulamadılar. Para karşılığında kiliselere sığındılarsa da, kana susamış katiller kiliseleri kuşatıp kapılarını kırmak suretiyle emellerine ulaşmışlardı. Yahudiler türlü işkencelerle servetlerini vermeye ve Hıristiyan depolarda yeterli yiyecek bulunmadığı için Haçlıların yiyecek-içecek ihtiyaçlarının karşılanması gecikmişti. Küçük bir Haçlı grubunun şehrin pazarını basmak istemesi çatışmaya sebep oldu. Macarlar bu adamları yakalayıp çırılçıplak soyarak Belgrad'a gönderdikten sonra, silah ve elbiselerini de bundan sonra gelecek olanlara ibret olsun diye, Semlin surlarında teşhir ettiler. Belgrad civarında yağmalara girişen Haçlıların bir kısmı öldürülürken, bir kısmı da kilisede diri diri ateşe verildi.

Bu sırada Piyer Lermit de, çoğu Almanlardan oluşan kalabalık bir orduyla Macaristan'a girdi. Macar kralı Koloman tarafından iyi kabul gören Lermit'in ordusu problemsiz bir şekilde Semlin'e vardıysa da, valinin onları disiplin altında tutmaya çalışan davranışları ve hâlâ surlarda sergilenmekte olan Haçlı elbise ve silahlarını görmek canını sıktı. Bu arada bir ayakkabı alımı sırasında çıkan anlaşmazlık, Haçlıların güçlerini göstermeleri için bir fırsat yarattı. Reislerinin arzusu üzerine şehre saldıran Haçlılar, binlerce Macar'ı öldürüp yiyecek depolarını yağmaladılar. Yollarına devamla Belgrad'a ulaştıklarında, yine sudan bahanelerle etrafa saldırmayı sürdürdüler. Haçlılar, yolun devamını Bizans'ın organizasyonu sayesinde nispeten problemsiz olarak aşıp, planlanandan 15 gün önce, İstanbul kapılarına ulaştılar. İmparator Alexios, şehrin varoşlarını ve hatta kiliseleri yağmalayan bu kalabalığın, Türkler tarafından imha edileceklerinden emindi, fakat olabildiğince çabuk Anadolu'ya geçirmeye karar verdi.

TÜRK ÇOCUKLARINI ATEŞTE PİŞİRİP YEDİLER

Boğazdan geçirilen Haçlılar, İzmit-Yalova civarına dağıldılar. İmparator'un izzet ve iltifatına mazhar olan Piyer Lermit, onun tavsiyesiyle, Türklerle savaşmak için düzenli ordular gelinceye kadar beklemek istiyordu. Ancak gözlerini kan bürümüş bu çapulcu sürüsü, artık Piyer Lermit'e fazla itibar etmiyordu. Alman ve İtalyanlar onu terk edip Rinaldo adlı bir İtalyan'ın kumandasına girdikten sonra, İznik'e kadar olan bölgeyi talan etmeye koyuldular. Bölgedeki Hıristiyanları bile katleden çapulcular, Türk çocuklarını mızrakların uçlarına takarak ateşte kızarttılar ve hatta yediler.

Haçlı seferlerinin önemli tanıklarından birisi olan ve babası İmparator Aleksios Komnenos’un (1081-1118) hayatını anlattığı eserinde haçlılar ile ilgili bilgiler veren Anna Komnene’ye göre, Piyer Lermit öncülüğündeki gruplar, Bizans topraklarına girdikleri ilk andan itibaren yaptıkları taşkınlıkları İznik’te de devam ettirdiler. Burada kendilerine tahsis edilmiş olan yerde rahat durmayarak Hıristiyan ya da Müslüman ayırt etmeksizin civardaki köyleri yağmaladılar. İstediklerini almak için yaşlılara bile işkence etmekten çekinmediler. Haçlıların açlıktan insan eti yediklerini de anlatır Kommene.

SUSUZLUKTAN KIVRANIP KIRILDILAR

İznik yakınlarındaki Kserigordon hisarını ele geçirip kendilerine üs yapan Haçlıları, 29 Eylül günü Selçuklu kuvvetleri kuşattı. Hisara dışarıdan su sağlayan kuyular Türklerin eline geçince susuzluk Haçlıların canına tak dedi. Hayvanlarının damarlarını keserek kanlarını ve idrarlarını içmek zorunda kaldılar ve sonunda teslim olmaya karar verdiler. Din değiştirmeleri kaydıyla canlarının bağışlanacağı vadedilince , 'Tanrı isteği' olan mukaddes dava bir anda unutuluverdi. Direnenler kılıçtan geçirilirken Rinaldo ve adamları satılmak üzere esir pazarlarına sevk edildiler. Türk casuslar Haçlı karargâhına Almanlar'ın İznik'i de ele geçirdiği haberini yayınca, Franklar da yağmadan hisselerini kapmak üzere yerlerinden fırlamışlardı.

Gerçeği, yani Kserigordon'da olanları öğrenince ise iliklerini intikam duygusu sardı. Haçlılar nezdindeki karizmasını çoktan yitirmiş olan Piyer Lermit, yardım almak üzere İstanbul'a gitmişti. Haçlı reislerinin bir kısmı onun dönüşünü beklemeksizin hücuma geçtiler.

3 BİN CESET

Oysa İznik yakınlarında ihtiyatsızca ilerlemekte olan bu sürüyü dar ve ormanlık bir vadide pusu kurmuş olan Türkler bekliyordu. Şiddetli bir ok yağmuruyla neye uğradığını anlayamayan düşman, tam bir can pazarı yaşadı. Binlerce insan kılıçtan geçirilirken, sadece köle olarak satılabilecek kadın ve erkekler esir edildiler. Yalova sahillerine doğru kaçabilen üç bin kadar Haçlı dışında, tamamı kılıçtan geçirildi ve dağ-taş cesetlerle doldu. Böylece Piyer Lermit ile özdeşleşen halkın Haçlı Seferi, binlercesi Macaristan ve Bulgaristan'da kendi dindaşlarınca, on binlercesi Anadolu topraklarında Türkler tarafından yok edilerek, tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Ancak Haçlı ordularının ardı arkası kesilmiyordu. Üstelik şimdi, kontlar ve dükler idaresinde düzenli ordular gelmeye başlamıştı.

Toulouse Kontu Raymond, Godefroi de Boullion, Baudouin de Bourg, Baudouin de Boullion, Norman reisleri Bohemond ve Tankred gibi soylular idaresinde harekete geçen ordular art arda İstanbul kapılarına ulaşmışlardı. İmparator Alexios, soyluları “Türklerle savaşın düelloya benzemediğini ve onlara kabadayılığın sökmeyeceği” uyarısında bulundu. Uyarıyı anlamayan Şövalye daha sonra, Eskişehir savaşında Bohemond'un emrini dinlemeyip 40 adamıyla birlikte Selçuklu ordusuna saldırmak cüretinde bulunacaktı. Ancak karargaha adamlarının çoğunu kaybetmiş, yaralardan tanınmayacak hakle, kuyruğunu bacakları arasına kıstırmış olarak geri dönebilmişti.

SUSUZLUK ÇATLAYIP KIRILDILAR

Sonraki bir seferde Eskişehir'e gelen, temmuz sıcağında ağır zırhları ve ok sağanağı altında çaresizlik içerisinde kıvranmakta olan düşman neredeyse imha edilecekti. Ancak istihbarat eksikliği Kılıç Arslan'ı bir kere daha yanıltmıştı. Bütün Haçlı kuvvetlerini kuşattığını zannederken, büyük bir ordu sıkışan Haçlılar'ın imdadına yetişti. Kılıç Arslan beklemediği bu gelişme karşısında daha fazla asker kaybına uğramamak için, ağırlıklarını bile savaş meydanında bırakarak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu yenilgiye rağmen Haçlı kaynakları, savaşçılıklarından çok etkilendikleri Türklerin, Hıristiyan olmaları halinde dünyanın en asil milleti olacaklarını söyleyerek takdirlerini ifade etmekten de kaçınmadılar. Oysa sultan, geri çekilirken ulaşan yardımcı kuvvetleri tarafından düşmandan kaçmakla suçlanmıştı. Kılıç Arslan, durumu çok kalabalık, ağır zırhlı, donanımı ve savaş usulleri tamamen farklı bir ordu karşısındaki çaresizlik olarak değerlendirdi. Haçlı ordusu, Çukurova'ya varmak niyetiyle Ereğli istikametinde harekete geçtiğinde savaştan daha korkunç zorluklarla boğuşmak zorunda kaldı. Bozkırı kavuran temmuz sıcağında ağır zırhları içerisinde açlık ve susuzluktan kırılıyorlardı.

Su kuyuları önlerinden çekilen Türkler tarafından kullanılmaz hale getirilmiş, hasadı yapılmamış ürünler dahi yakılmış, Haçlılara kemirmek zorunda kalacakları dikenli çalılıklar bırakılmıştı. Şövalyeler birazcık nem hissedebilmek için boş yere tuzlu topraklara kapaklanıyorlardı. Sıcak ve salgın hastalıklar önce hayvanları öldürmeye başladı. Pek çok Haçlı artık yaya kalmıştı. Köpekler, koyunlar ve keçiler yük arabalarını çekerken, şövalyeler öküzlere biniyorlardı. Bu yokluklar kadın ve çocuklar başta olmak üzere, Haçlıları telef ediyordu. Ünlü kont Godefroi ise, bir lokma yemek ümidiyle avladığı bir ayı tarafından ağır bir biçimde yaralanmıştı. Bu sırada Kılıç Arslan, bir kere daha topladığı kuvvetlerle Haçlıların önüne çıktı, ancak onları yine durduramadı. Bu savaşta Danişmend Gazi de Kılıç Arslan'ın yardımına gelmişti. Norman reisi Bohemond, bizzat Danişmend Gazi'nin üzerine atılarak kuvvetlerini geri püskürtmüştü. Talihin garip cilvesi, Bohemond Antakya'da kontluk kurduktan sonra Danişmendli beyinin kuşattığı Malatya'ya yardıma geldiğinde onun tarafından esir edilecekti. Niksar Kalesi'nde hapsedilen Bohemond, uğruna düzenlenen 1101 yılındaki Haçlı Seferi'ne rağmen kurtarılamayacak, daha sonra bir miktar fidye karşılığında serbest bırakılacaktı. Batı edebiyatında, Danişmend Gazi'nin kızıyla Bohemond arasındaki bir aşk hikâyesi geniş yer bulmuştur.

HAÇLI'YA URFA KEBABI

Ereğli'de yiyecek ve su takviyesi alan Haçlılar, Toroslar'ı aşmak için Maraş-Göksun arasındaki Gülek Boğazı'na yöneldiler. Uçurumlarla dolu ve yer yer çok daralan bu bogaz, bazı yerlerde ancak bir atlının geçişine imkân veriyordu. Atlarını birbirlerine bağlayarak düz bir sıra halinde geçmek isteyen Haçlılar, bir at kaydığında diğerlerini de sürüklediği için büyük kayıplar verdiler. Şövalyelerin binek hayvanları azalmış, zırhları ve silahları artık külfet olmuştu. Silahlarını süvarilere satamayan yaya askerler, uçuruma atarak ağırlıktan kurtuluyorlardı.

Bununla birlikte Haçlı ordusu hâlâ yüz bin civarında bir mevcutla yoluna devam ediyordu. Çukurova'da Türklerin elinde bulunan Tarsus, Adana ve Misis'i ele geçirip Antakya'ya yöneldiler. Ama bundan önce Frank kontlarından Baudouin, ana ordudan ayrılarak, sefer sırasında ahbaplık kurduğu Ermeniler'in yol göstermesiyle, Urfa'ya geldi. Urfa, Sultan Melikşah zamanında Selçuklu topraklarına katılmış, ancak onun ölümünden sonra Ermeni Thoros idareyi ele geçirmişti. Baudouin, Urfa'da büyük sevinç ve tezahüratla karşılandı. Zaten Hach Seferleri sırasında, onlara yardım eden tek Hıristiyan topluluk da Ermeniler'di. Thoros, Hıristiyanlardaki evlat edinme geleneğine uygun bir şekilde oğulluğa kabul edildi. Baudouin belden yukarısı soyunuk bir şekilde, Thoros ile aynı harmaninin içerisine girip gögüslerini birbirine sürtmek suretiyle evlat edinildi. Merasim Baudouin'in, Thoros'un karısıyla da aynı seremoniyi icrasıyla tamamlandı. Thoros, Haçlı reisini evlat edinerek kendisini Türk tehlikesine karşı emniyete almak istemişti. Oysa diğeri binlerce kilometre yolu ve türlü meşakkatleri doğuda bir hâkimiyet alanı bulmak umuduyla aşmış ve fırsat kendiliğinden avucuna düşmüştü. Baudouin, halkı eski bir Bizans valisi ve Grekleşmiş bir Ermeni olduğu için Urfa Ermenilerinin pek sevmedikleri Thoros'a karşı ayaklandırdı. Ermeni vali, Baudouin'in kendisinin ve karısının hayatının bağışlanacağı yolundaki teminatına rağmen, isyancılar tarafından parçalanmak suretiyle feci halde can verdi. Baudouin'in şehre hâkim olmasıyla, 1098'de, Doğu'daki ilk Haçlı hâkimiyeti, Urfa Haçlı Kontluğu kurulmuştu.

Haçlı Seferleri daha sonraki asırlarda da yapılacak, hatta 15. asırda Osmanlı İmparatorluğu zamanına kadar devam edecek, Avrupa küçük aralıklarla bölgede bazı hâkimiyetler kursa bile amacına tam olarak ulaşamayacaktı.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Kara para iddiasıyla açılan soruşturmaya adı karışan Ahmet Ahlatcı, hakkındaki yurt dışı yasağı kalkınca soluğu Londra'da aldı
Kara para iddiasıyla açılan soruşturmaya adı karışan Ahmet Ahlatcı, hakkındaki yurt dışı yasağı kalkınca soluğu Londra'da aldı#Ahmet Ahlatcı
benzer haberler
Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman, petrol şokunun 70'leri geride bırakabileceğini söyledi
Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman, petrol şokunun 70'leri geride bırakabileceğini söyledi