Aktüel


Toygun ATİLLA

#video_9743763#

BİR DÖNEM TİRAJLAR ÖNEMLİYDİ

Geçmişte bir dönem gazetecilikte başarı tirajla ölçülürdü.

500 bin…

700 bin…

Bir milyon…

Türkiye basın tarihinde bir gazetenin bir milyon satması sıradan bir olay değildi. Rekordu. 1,5 milyon satabilen gazeteler efsane olarak anlatılırdı.

O günün dünyasında bir milyon insanın evine girmek, ülkenin gündemini belirlemek demekti. Bugün ise bambaşka bir çağdayız. Artık gazeteler değil telefon ekranları açılıyor.

Sadece değişen bunlar mı?

Hayır...

Asıl değişen, bir haberin yolculuğu.

Dün Patronlar Dünyası’nda yayımladığımız Yazı İşleri Müdürümüz Burak Artuner'in Nevbahar Koç haberi, X’te 4 milyon görüntülenmeye ulaştı.

İlk bakışta bu sadece dijital bir istatistik gibi görünebilir. Bana göre değil.

Çünkü dijital dünyada görüntülenme, eski gazetecilikteki tiraj gibi değil.

Tiraj, basılan gazeteyi ifade ederdi. Görüntülenme ise yaşayan bir organizma...

O haber okunur, paylaşılır, alıntılanır, WhatsApp gruplarına düşer, Instagram hikâyelerinde dolaşır, farklı hesaplarda yeniden hayat bulur.

Kimi zaman linki paylaşılır, kimi zaman ekran görüntüsü.

Kimi zaman sadece üzerine konuşulur.

Bu yüzden X’in gösterdiği 4 milyon rakamı, çoğu zaman gerçek etkiyi tam anlatmaz. O haberin ulaştığı insan sayısı bunun çok üzerine çıkar.

Uzmanlara göre bunun ölçümü çarpı 5 ile ifade ediliyor. Yani dünkü Nevbahar Koç haberinin ulaştığı insan sayısı 15 ile 20 milyon arası bir rakam... Belki 8 milyon…

Çünkü dijital çağda haber, bir kez yayımlanmaz. Sürekli yeniden dolaşıma girer.

İNSANLAR NEDEN BU HABERİ İZLEDİ, OKUDU?

Peki şimdi size yeni bir pencere açayım. Sizce insanlar bu haberi neden bu kadar okudu, izledi?

Çünkü bu haber bir operasyon, cinayet, yolsuzluk dosyası değildi.

Bir siyaset kavgası, bir magazin skandalı, bir ihanet hikâyesi değildi.

Sadece…

Nevbahar Koç’un, Boğaz’daki yalısının kapılarını dünyanın en tanınmış iç mimarlarından Martyn Lawrence Bullard’a açmasıydı.

Ve Bullard’ın gezi sırasında söylediği tek bir cümle…

“Nevbahar, Los Angeles’ta genç yaşlarında benim asistanımdı.”

Hepsi buydu.

Ne bağıran bir başlık vardı, ne sansasyon, ne dedikodu, ne de toplumu kutuplaştıracak bir içerik.

ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN KAVGASI

Buna rağmen milyonlarca insan durdu ve izledi. İşte beni düşündüren de bu. Yıllardır gazetecilikte şöyle bir ezber vardır: "İyi haber okunmaz.”

Biliyorum Ertuğrul Özkök, bu satırları okuduğunda diyecek ki, "Yıllarca bunun kavgasını verdim. Hayır, iyi haber daha çok okunur. Yeter ki yazmasını bilin."

Elbette ki Ertuğrul Özkök'e yıllardır yalnız olduğu kavgada destek veriyorum ve sadece bir cümle ilave ediyorum: "Bence içinde gerçek bir hikâye olmayan haber okunmaz."

Ertuğrul Özkök'ü de Özkök yapan aynı zamanda iyi bir hikâye anlatıcısı olması değil miydi?

Bence insanlar yalnızca felaketleri merak etmiyor. İnsanları da merak ediyor.

Başarıya giden yolları… Hayatın bilinmeyen ayrıntılarını…

Bir evin içini… Bir dostluğu… Bir geçmiş hikâyesini… Bir cümlenin arkasındaki hayatı…

Aslında insanlar yine insanı okumak istiyor...

Sahi, insan kendini en çok bir başka insanda anlamaz mıydı?

YENİ MEDYA BİZE NE ÖĞRETTİ?

Yeni medya bize yeni bir şey öğretiyor zannetmeyin sakın. Sadece eski bir gerçeği yeniden hatırlattı. Gazeteciliğin özü değişmedi. Hâlâ en kıymetli şey… Özel haber.

Hâlâ en güçlü şey, gerçek hikâye.

Hâlâ en büyük sermaye, güven.

Gerçek bir hikâye, bugün de milyonlarca insanı peşinden sürükleyebiliyor. Belki de 4 milyon görüntülenmenin bana anlattığı en önemli şey buydu.

Gazetecilik hâlâ yaşıyor. Sadece artık matbaada değil, insanların avuçlarının içinde yaşıyor.

PATRONLAR DÜNYASI NEDEN ÖNEMLİ?

Belki de bu haberin bize hatırlattığı en önemli şey, insanların patronların sadece bilançolarını merak etmediği...

Hayatlarını, nasıl düşündüklerini, nerede yaşadıklarını, kimlerden etkilendiklerini, başarılarının arkasındaki insan hikâyelerini merak ediyor.

İşte Patronlar Dünyası tam da bu yüzden var.

Biz, patronları yalnızca şirket birleşmeleriyle, borsa açıklamalarıyla ya da finansal tablolarıyla anlatan bir yayın olmak istemedik.

Sonuçta, bir şirketi kuran da, büyüten de, hata yapan da, risk alan da sonuçta bir insan değil mi?

Bir patronun çocukluğu, evi, hobisi, dostlukları, sanata bakışı ya da yıllar önce yaşadığı küçük bir anı bazen bilançosundan daha fazla şey anlatabilir.

Nevbahar Koç haberi de bunu gösterdi. Milyonlarca insan bir skandalı değil, bir hayat hikâyesini izledi. Bir evi değil, o evin sahibini anlamaya çalıştı.

Belki de bu yüzden Patronlar Dünyası, sadece ekonomi haberi yapan bir mecra değil. Ekonomiyi insan hikâyeleri üzerinden okumaya çalışan bir gazete.

Belki de bu yüzden "Patronlar" adını başına koyarak açılan yeni internet siteleri, mecralar görüyorsunuz. Taklit edilmek, arkamızdan yaptıklarımızı yapmaya çalışan birilerini görmek bizi mutlu ediyor.

Çünkü biliyoruz ki, taklitler sadece asıllarını yaşatır.

İnsanlar şirketleri değil, şirketlerin arkasındaki insanları merak ediyor.

Gazetecilik de tam burada değer kazanıyor. Çünkü rakamları herkes yazabilir ama rakamların arkasındaki hikâyeyi bulmak hâlâ gazetecinin işi...

Kim bilir, belki de 4 milyon görüntülenmenin bize anlattığı şey, gazeteciliğin halen ölmediğidir. Adres değiştirmiş olabilir mi? Evet...

Patronlar Dünyası da o yeni adreste gazetecilik yapmaya devam ediyor.

patronlardunyasi.com

İLGİLİ HABER

Nevbahar Koç'un Boğaz'daki yalısını gezen dünyaca ünlü iç mimar Martyn Lawrence Bullard, Koç'la ilgili bilinmeyen bir detayı paylaştı