Toygun ATİLLA
Bazen bir görüntü gerçeği gösterir.
Bazen de gerçeğin yalnızca gösterilmek istenen bölümünü.
#video_9752319#
Libya’nın Misrata Havalimanı’nda pistten çıkarak alev alan TC-AKF tescilli iş jetinin pilotları Erdem Olur ve Robert Schonborn’un otel odasında çekilen videosunu izlerken benim aklıma takılan tam da buydu.
İki pilot kameranın karşısındaydı.
Sağlıklarının iyi olduğunu söylüyorlardı.
Cezaevinde değillerdi.
Nezarethanede değillerdi.
Bir otel odasındaydılar.
Peki nasıl?

LİBYA BAŞSAVCILIĞININ KARARI ORTADA
Çünkü kamuoyuna verilen görüntü ile Libya makamlarının resmi açıklamaları arasında cevaplanması gereken önemli bir mesafe var.
Libya Başsavcılığı, kazayla ilgili soruşturmayı yürüten savcının pilotlar hakkında ihtiyati tutuklama kararı verdiğini açıkladı.
Üstelik mesele yalnızca tutuklama kararı değil.
Libya Ulaştırma Bakanlığı, mürettebattan alınan kan örneklerinin analizinde, insanın konsantrasyon ve aktivitesini etkileyebilecek düzeyde alkol tespit edildiğini duyurdu.
BKNJET ise bu açıklamalara itiraz etti; şirkete alkol tespitini doğrulayan kesin bir sonuç veya belge ulaşmadığını ve pilotların cezaevinde ya da nezarethanede bulunmadığını bildirdi.
Yani ortada birbirinden farklı iki anlatı vardı.
Fakat benim ulaştığım bilgiler, bu hikâyenin kamuoyuna yansımayan üçüncü bir boyutu bulunduğunu gösteriyor.

TÜRKİYE DEVREYE GİRDİ
Edindiğim bilgiye göre pilotların Libya’da cezaevine gönderilmek yerine otelde tutulabilmelerinin arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik girişimleri bulunuyor.
Başka bir ifadeyle:
O otel odası, pilotlar hakkında hiçbir adli tedbir bulunmadığının kanıtı değil.
Tam tersine, hakkındaki adli süreç devam eden insanların koşullarının diplomatik temaslarla farklılaştırılmasının sonucu.
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü Libya gibi siyasi ve güvenlik dengelerinin son derece hassas olduğu bir coğrafyada devletler arasındaki ilişki yalnızca büyük zirvelerde, anlaşmalarda veya kameraların karşısındaki tokalaşmalarda kendisini göstermiyor.
Bazen bir Türk vatandaşının başına bir şey geldiğinde ortaya çıkıyor.
Bazen bir Türk şirketi sorun yaşadığında.
Bazen de Misrata’daki bir otel odasında.
BU İLİŞKİ BİR GÜNDE KURULMADI
Türkiye’nin Libya’daki diplomatik ve güvenlik ilişkilerinin bugünkü seviyeye gelmesi de bir günlük mesele değil.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde Ankara’nın Libya ile ilişkileri dış politikanın önemli başlıklarından biri haline geldi.
Mevlüt Çavuşoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı döneminde diplomatik temaslar sürdürüldü.
Hakan Fidan ise önce MİT Başkanlığı, ardından Dışişleri Bakanlığı döneminde Libya dosyasının önemli aktörlerinden biri oldu.
Dolayısıyla bugün Türkiye’nin Libya makamlarıyla doğrudan temas kurabilmesini sağlayan ilişki ağı uzun yıllara yayılan bir devlet politikasının ürünü.
Misrata’daki olay da bu diplomatik kapasitenin Türk vatandaşları açısından neden önemli olduğuna dair somut bir örnek oluşturuyor.
PEKİ VİDEODA NEDEN BUNU DUYMADIK?
Benim asıl itirazım ise burada başlıyor.
Pilotların sağlıklı olduklarını görmek elbette sevindirici.
Devletin vatandaşının yanında olması da olması gereken budur.
Ancak kamuoyuna servis edilen videoda eksik bırakılan çok önemli bir gerçek var.
Pilotlar neden oteldeydi?
Haklarında Libya makamlarınca verilmiş ihtiyati tutuklama kararına ne olmuştu?
Bu koşulların oluşmasında Türkiye’nin diplomatik girişimlerinin rolü neydi?
Bunların hiçbiri anlatılmadı.
Üstelik görüntünün sunuluş biçimi, birkaç gün boyunca Türkiye’de yapılan “pilotlar hakkında tutuklama kararı verildi” haberlerinin gerçeği yansıtmadığı izlenimini yaratabilecek nitelikteydi.
Oysa Libya Başsavcılığının ihtiyati tutuklama açıklaması ortada.
Libya Ulaştırma Bakanlığının kan analizlerine ilişkin açıklaması ortada.
BKNJET’in bunlara itirazı da ortada.
Gazeteciliğin görevi bu üç olgudan birini saklamak değil, üçünü de okurun önüne koymaktır.
BİR TEŞEKKÜR ÇOK MU ZORDU?
Akfen’in ve BKNJET’in kamuoyuyla iletişiminde eksik kalan taraf tam olarak burada.
Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik girişimleri gerçekten pilotların koşullarının değiştirilmesinde belirleyici olduysa —ki benim ulaştığım bilgiler bunu gösteriyor— kamuoyuna servis edilen görüntüde bunun da açıkça söylenmesi gerekirdi.
Bir cümle yeterdi:
“Bu süreçte yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti devletine teşekkür ederiz.”
Çünkü o otel odasının kapısını yalnızca iki pilot açmadı.
O kapının açılmasına katkıda bulunan bir devlet mekanizması vardı.
Bunu söylememek, hikâyenin en önemli bölümünü eksik bırakmaktır.
Gazetecilik de tam da o eksik bırakılan cümleyi bulup yerine koymaktır.
Ben de naçizane bunu yapmaya çalıştım.
İLGİLİ HABER
patronlardunyasi.com