Suudi Arabistan'ı Türkiye'ye bağlayacak demir ve karayolu projelerinin bölge için önemi ne?
Dünya yeniden tanımlanıyor. Türkiye ile Suudi Arabistan’ın demiryolu ile yeniden birleşmesi, Hac ve Umre kolaylığının yanında, uluslararası ticarette çok şeyler ifade edecek. Bölgenin iki güçlü ülkesi Türkiye ile Suudi Arabistan’ın demir ve karayolları ile bağlanması ile turizm ve ticarette oluşacak olan yeni rotalar, bölge ülkelerinin gelişmesine de katkı sunacak.

Feramuz ERDİN
İsrail’in bölgedeki tüm saldırgan ve uzlaşmaz tutumuna rağmen, aslında arka planda Ortadoğu’da yeni ittifaklar kuruluyor. İbrahim Anlaşmaları ile bu gelişmelerdeki kontrolü mümkün olduğunca elinde tutmaya çalışan İsrail’e bir yandan alan açan ABD, diğer yandan da bölge ülkeleri arasındaki ittifakları destekliyor. Ortadoğu söz konusu olduğunda eski oyuncular olan Türkiye, İngiltere, Fransa, Rusya, İran ve şimdilerde de artık Çin’in planlarının hesaba katılması gerekiyor.
TÜRKİYE VE SUUDİ ARABİSTAN’IN TARİHE SIKIŞAN İLİŞKİLERİ
Bölgenin en güçlü iki ülkesi olan Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde Osmanlı etkisi her zaman hissedilmiştir. Türkler için şimdiye kadar İngilizlere uyarak ana vatana ihanet eden Suudlar, Suudiler içinse bağımsızlık savaşı verdikleri Osmanlı’nın bakiyesi laik bir Türkiye Cumhuriyeti vardı. Türklerin, Peygamber Toprağı ve Hac yeri olması nedeniyle Suudi Arabistan’a ayrıca bir sempatisi ise zaten her zaman bulunuyordu. Bu klişelerin gölgesinde gelişen politik ve ekonomik ilişkiler ise hiçbir zaman olması gerektiği gibi olamamıştı. Osmanlı Sultanı Abdülhamid Han döneminde inşasına başlanan Hicaz demiryolunun, sabotaja uğraması ve burayı korumakla görevli Osmanlı askerlerinin şehit edilmesi Türkler için bir travma, Suudiler içinse tarihi bir gurur meselesiydi.
“HİCAZ DEMİRYOLU”
Her ne kadar tarihi misyonuna ve yarattığı duygulara atıf yapılarak gündeme gelse de İstanbul’u Halep, Şam ve Amman üzerinden Mekke ve Cidde’yle bağlayacak olan yeni demiryolu projesi romantik duyguların tetiklenmesinin ötesinde oldukça önemli bir stratejik atılımdır. Basra Körfezine bir açılım noktası ve Süveyş kanalına da bir alternatif yaratacak olan bu demiryolu projesi, aslında bu yüzyılda bölgesel ilişkiler ile ticaret ve siyasetin nasıl şekilleneceğinin de önemli bir işaretidir.
İRAN FÜZELERİ ÇILGIN PROJELERE SON VERDİ
Krizlerle de beslenen petrol sektöründen trilyonlarca dolar gelir elde eden Katar, Umman, BAE gibi Körfez ülkeleri adeta birer çılgın proje yarışına girişmişti. En büyük, en düşünülmemiş, en imkansız gibi görünen birçok projeyi hayata geçirmekte yarışan bu ülkeler açıkçası bu projelerin bazılarını ticari kazanıma çevirmeyi de başarmıştı. Muhammed Bin Salman liderliğinde dışarıya açılan ve çılgın proje yarışına sonradan katılan Suudi Arabistan da bu alanda varlığını göstermeye başlamıştı. İsrail ve ABD tarafından kolay lokma görülen İran’ın kendine yönelik saldırılara Körfez ülkeleri üzerinden karşılık vermesi açıkçası tüm dengeleri değiştirdi. Tüketime yönelik çılgın projelerin silahlar karşısında kağıttan birer kaplana dönüşebileceğini bizzat deneyimleyen Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan böylelikle acı gerçekle yüzleşmiş oldu. Kırılgan çılgın projeler yerine, güvenliğin ön plana alındığı iş birliklerinin gerekli olduğu tüm yönleriyle anlaşıldı.
TÜRKİYE’NİN YENİ YERİ NERESİ?
Yıllardır sürüncemede kalan AB adaylığı konusunda somut bir ilerleme kaydedilmesi umudu bile yokken, AB’nin ABD’siz bir NATO oluşumunda da Türkiye’yi dışlayan bir tutum içine girmesi açıkçası gelecek için oldukça önemli işaretler vermektedir. İngiltere ve AB ile olan ilişkilerde karşı tarafta, Türkiye’nin aidiyet hissini teşvik etmeyecek bir düzenin kurulmak istendiği bellidir. Bunun yanında artık bir NATO şemsiyesine ihtiyaç duymayan ABD – Türkiye ittifakının nasıl resmileştirileceği de yakın gelecekte karşımıza çıkacak olan bir diğer konu olacaktır. Rusya, İran, İsrail ve Çin’in de denklemin tam göbeğinde olduğu bir coğrafyada Türkiye’nin Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu bölgeleri ile Karadeniz ve Akdeniz’de stratejik ağırlığını daha da artırması beklenmelidir.
BAYKAR ÖNCÜ OLDU
Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki yakınlaşmanın açılacak olan yeni ticaret yolları ile birlikte yakın gelecekte sınai ve ekonomik alanda da iş birliğine dönüşmesi kaçınılmaz olarak görülmektedir. Baykar, Cumhuriyet tarihinin en büyük savunma sanayii anlaşması olarak kayıtlara geçen bir anlaşma ile 2023 yılında Suudi Arabistan’a Taarruz Amaçlı İnsansız Hava Aracı (TİHA) temini ve ortak üretimini de kapsayan bir süreci başlatmıştı. Aselsan ve Roketsan’ın da dahil olduğu bu süreçte toplamda 60 adet TİHA üretilmesi ve Suudi Arabistan’a teknoloji desteği verilmesi planlanıyor.
patronlardunyasi.com















