Sakıp Ağa korosu
SAKIP AĞA'NIN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE İŞADAMLARI KORO KURDU, ŞARKILAR OKUDU.

Önceki akşam Sakıp Sabancı'nın ölümünün 2. yıldönümü için Sabancı Center'deydik.
Konferans salonunun sahnesinde, önde Sakıp Bey'in has dostları Erdoğan Demirören, Yılmaz Ulusoy, Hüseyin Bayraktar, Haydar Akın, Çetin Yıldırımakın, Bilger Duruman, dişçisi Peker Sandallı, terzisi Yusuf Kenan...
Onların arkasında Türk Müziği sanatçıları Münip Utandı, Serap Mutlu Akbulut, Merve Utandı, Adnan Mungan ve Güzin Değişmez.
En arkada saz heyeti ve İstanbul Türk Musikisi Korosu...
Sahnedekiler ve konferans salonunu dolduran Sakıp Bey'in dostları, hep birlikte bir ağızdan, onun en sevdiği şarkıyı söylüyoruz:
"Unutulmuş isimlerde
Bilinmez ki nasıııl, nerde?
Şimdi yalnız resimlerdeee
Eski dostlaaar, eski dostlaaar..."
Sakıp Bey, sahnenin tam ortasına asılmış ve ışıklandırılmış büyük fotoğrafta, her zamanki gibi güler yüzüyle, ellerini dizinde birbirine kavuşturmuş karşımızda oturuyor.
İlk doğum günü
Ben bu sahneyi bir yerlerden hatırlıyor gibiyim sanki!
Evet, 9 Nisan 1990 gecesi.
Davet sahibi yine Güler Sabancı, ama davetli grubu 20 - 30 kişi. Teşvikiye'de, muhtemelen Bronz Sokak'ta şu an adını hatırlayamadığım bir mekândayız. Sakıp Bey ve eşi Türkan Hanım'ın yanı sıra Vitali Hakko, Cem Boyner, Hasan Güleşçi, Sakıp Bey'in diş doktoru Peker Sandallı, terzisi Yusuf Kenan ve birkaç gazeteci...
Tıpkı önceki akşamki gibi.
Sohbetler koyulaşmış, eğlence gırla. Aradan 1 saat geçmiş, ama Sakıp Bey dahil hiçbirimizin oraya neden geldiğimiz konusunda bir fikri yok. Taa ki Güler Sabancı mikrofonu eline alıncaya kadar.
"Amcacığım, sizi mikrofona davet ediyorum. Bugün sizin doğum gününüz..." 
57 yaşına basan Sabancı, o güne kadar hayatında hiç doğum günü kutlamamış meğerse...
Yeğeninin hazırladığı sürpriz davetin, kendi doğum günü olmasının şaşkınlığı içinde, "Yahu biz köy yerinde doğmuşuz. Altı kardeşiz. Anam babam altımızı birden nüfusa kaydettirmiş. Ben doğum günümü bilmem..." diyebiliyor ancak.
1990'daki Eski Dostlar
Gerisini aşağıda gördüğünüz 16 yıl önceki yazımdan aktarıyorum:
"(...) Katıldığı her toplantıda çevresine neşe ve dinamizm yayan Güler Sabancı, 'Bu gece orkestra da biziz, şov da biziz' diyordu. Ve tanınmış diş doktoru Peker Sandallı'yı, Cumhurbaşkanı Özal'ın terzisi Yusuf Kenan'la sahneye çıkıp da ellerinde mikrofon 'Unutulmuş birer birer, eski dostlar, eski dostlar...' diye şarkı söylerken görmek, herhalde bir daha pek rastlayabileceğimiz bir şov değildi."
Yanılmışım.
Meğer o şovun bir benzeri 16 yıl sonra, üstelik yine bir nisan günü yeniden yaşanacakmış.
Güler Sabancı, sevgili amcasının 2. ölüm yıldönümünde, onun çok hoşlanacağı bir anma gecesi düzenlemiş. Türkan Hanım, eşinin en sevdiği şarkıları seçmiş. Prof. Dr. Nevzat Atlığ, koroyu yönetmeyi kabul etmiş...
Sakıp Bey'in şarkıları
Radyonun, evlerimizin tek eğlencesi olduğu günlerden kalma, hâlâ ezberimizdeki şarkılar, geçmişin yüklü anılarıyla birlikte peşpeşe diziliyor:
Etti o güzel ahde vefa, müjdeler olsun
Yine bir gül nihal
Dök zülfünü meydaana gel
Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak
Sabret gönlüm bir gün olur bu hasret geçer
Bir demet yasemen, aşkımın tek hatırası
Ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor
Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya
Bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç?
İnleyen nağmeler ruhumu sardı
Eski dostlar
Meral Tamer/Milliyet
Futbolu neden bu kadar seviyoruz? Sizin yanıtınızı bilmiyorum ama benimki belli. Hayatta artık pek rastlamadığımız bir ihtimali sunuyor futbol benim için. Ne mi? "Küçüklerin büyüklere kafa tutabilme ihtimalini…" Paranın her şeyi satın alamadığı, nüfusun, bütçenin, şöhretin bazen doksan dakikalığına anlamını yitirdiği bir dünya futbol benim için. Son günlerde birbirinden binlerce kilometre uzakta iki hikaye bunu düşündürüyor bana. Biri İngiltere’nin kuzeyinde. Diğeri Karayipler’de küçücük bir adada. Hull City ve Curaçao'dan bahsediyorum. Onların kesişme noktası ise Corendon... Bu pazar öykümüzde bunlar var.
#Corendon30 Ağustos, Türk müteahhitlerine yurtdışı kapısını açan STFA’nın kurucularından Sezai Türkeş’in ölüm yıldönümüydü. 1998 yılında vefat eden Türkeş, STFA’nın onun için paylaştığı anma mesajında vurgulandığı gibi mühendisliğe duyduğu tutku ve yenilikçi yaklaşımıyla yalnızca dönemine değil, kendisinden sonra gelen kuşaklara da ilham verdi. Çalışanlarına en büyük nasihati şuydu: Sen konuşma, işin konuşsun.















