PD yazarı, CAS hakemi Halil Kasapoğlu, CAS ile İsviçre Barolar Birliği’nin Montrö'deki konferansına katıldı, kulüplere ne mesajlar çıktı?
Montrö adını duyunca bizim aklımıza gelen ilk şey, bir şehir değildir. Önce bir anlaşma gelir. Boğazlar, diplomasi ve Türkiye’nin yakın tarihi gelir. 25-26 Eylül’de, Spor Tahkim Mahkemesi CAS ile İsviçre Barolar Birliği’nin Montrö’de düzenlediği 10. Uluslararası Spor Tahkimi Konferansı’na katıldım.

CAS HAKEMİ HALİL KASAPOĞLU / MONTRÖ
Dünyanın dört bir yanından CAS hakemleri ve spor hukukçularıyla bir aradaydık.
Hukuk kitaplarında okuduğunuz, siyasi tartışmalarda adını defalarca duyduğunuz bir metnin doğduğu yerde bulunmanın başka bir ağırlığı var.
Hele Türkiye’den gelen bir hukukçuysanız.

DOKSAN YIL SONRA AYNI SALONDA
Konferansın ilk günü akşam yemeği için toplandığımız salon tam doksan yıl önce Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalandığı salondu.
Yemekte salonun tarihini düşünürken, mesleğimizin zamanla kurduğu ilişki geldi aklıma.
Bir masada hükümler tartışılıyor ve tarihi metinler hazırlanıyor.
Sonra o metinler, kendilerini kaleme alan insanların ömrünü aşan sonuçlar doğuruyor.
Mesleğimizin gündelik telaşı içinde bazen gözden kaçırdığımız tarafı bu.
Aradan doksan yıl geçmişti.
Biz bu kez aynı salonda dünyanın farklı ülkelerinden gelen meslektaşlarımızla sporun hukukunu konuşuyorduk.
Mesleki açıdan yoğun, bir o kadar da keyifli ve öğretici iki gündü.

Böyle toplantıların kıymeti, sunumları dinlemekle sınırlı kalmıyor.
Aynı meseleyi farklı hukuk geleneklerinden gelen insanların nasıl ele aldığını görüyorsunuz.
Size son derece yerleşik görünen bir kabulün, başka bir ülkeden meslektaşınız için tartışmanın başlangıç noktası olduğunu fark ediyorsunuz.
Tecrübeniz arttıkça öğrenme ihtiyacınızın azalmadığını hatırlamak bakımından da faydalı.
Programın genişliği, spor hukukunun bugün ulaştığı yeri gösteriyordu.
Disiplin yargılamalarında insan hakları, Avrupa mahkemelerinin kararları karşısında rekabet hukuku, çoklu kulüp sahipliği, dopingle mücadele, futbol uyuşmazlıkları…
Her başlığın arkasında somut problemler ve ciddi ekonomik sonuçlar var.
Bir sporcu için mesleğine devam edebilmek, bir kulüp için yıllarca yapılan yatırımın karşılığını korumak, bir organizasyon için yarışmanın güvenilirliğini sürdürebilmek söz konusu.

FUTBOLUN SÖZLEŞMELERİ YENİDEN YAZILIRKEN
Benim özellikle ilgiyle takip ettiğim sunumlardan birini FIFA’nın hukuk ve uyumdan sorumlu direktörü Emilio García Silvero yaptı.
FIFA reformlarını, yeni düzenlemeleri ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararlarının futbol üzerindeki etkilerini anlattı.
Burada Türk kulüplerinin de dikkatle takip etmesi gereken bir tarih var: 1 Ocak 2027.
FIFA’nın futbolcuların statüsü ve transferlerini düzenleyen kurallarının yeni versiyonu bu tarihte yürürlüğe girecek.
Oyuncu ile kulüp arasındaki sözleşme ilişkisini ve uluslararası transfer sistemini ilgilendiren kapsamlı bir değişimden söz ediyoruz.
Bu gelişmeyi anlamak için biraz geriye, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Diarra kararına bakmak gerekiyor.

KULÜPLER VE SÖZLEŞMELERDE YENİ ARAYIŞLAR
Divan, 4 Ekim 2024 tarihli kararında, FIFA’nın uluslararası transferlere ilişkin bazı kurallarını işçilerin serbest dolaşımı ve rekabet hukuku açısından değerlendirdi.
Özellikle sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasıyla bağlantılı mali sorumlulukların, yeni kulüp bakımından doğabilecek yaptırımların ve uluslararası transfer belgesi önündeki engellerin birlikte yarattığı etki üzerinde durdu.
Hukuki terimleri bir kenara bırakarak soruyu şöyle sorabiliriz: Bir kulübün sözleşmesini ve yatırımını korurken, futbolcunun başka bir yerde çalışabilme imkânını ne ölçüde sınırlayabilirsiniz?
Kulüplerin sözleşme istikrarına ihtiyacı var.
Futbolcuların da çalışma hayatlarını ilgilendiren temel hakları var.
Hukukun görevi, bu menfaatler arasındaki dengeyi ölçülü ve öngörülebilir kurallarla kurmak.
FIFA’nın yeni düzenlemesinin arka planında bu arayış bulunuyor.
Reformun dikkat çekici yanlarından biri de oyuncuları, kulüpleri ve ligleri temsil eden taraflar arasındaki diyaloğa verilen ağırlık.
FIFA, uluslararası çalışma ilişkilerini düzenleyen bu çerçevenin geleceğini futbolun tüm paydaşları arasındaki uzlaşmaya dayandırıyor.

MONTRÖ'DE TANIDIK BİR İSİM
Bu programın benim için güzel taraflarından biri de kıymetli meslektaşım Avukat Duygu Yaşar’ın da programda olmasıydı.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun eski baş hukuk müşaviri olan Duygu Yaşar, UEFA ve FIFA bünyesinde önemli görevler üstleniyor.
UEFA’nın Disiplin Kurulu’nda ve FIFA Etik Komitesi’nde görev yapıyor.
Aynı zamanda CAS’ta da kendisiyle birlikte görev yapıyoruz.
Uluslararası spor hukuku çevrelerinde tanınan, birikimine değer verilen ve ülkemizi başarıyla temsil eden hukukçularımızdan biri.
Türkiye’nin uluslararası spordaki varlığını konuşurken hukukçularımızın bu alandaki katkısını da daha görünür kılmamız gerektiğini düşünüyorum.
Genç meslektaşlarımızın önlerinde böyle örnekler görmesi, kendilerine çizecekleri yol bakımından da değerli.

GÖLÜN KIYISINDAN KALANLAR
Montrö’ye de birkaç cümle ayırmadan bitirmek istemem.
Sakin, düzenli ve oldukça huzurlu bir şehir.
Yoğun bir programın arasında bile o sükûneti hissediyorsunuz.
Léman Gölü’nün manzarası ise gerçekten şahane.
Yine de benim için gölün, denizin yerini tutması mümkün değil.
Denizle kurduğum bağ bambaşka.
Bunu söylemek, Montrö’nün hakkını teslim etmeye engel değil elbette.
Gölün de gerçekten kendine ait güzelliği ve insana iyi gelen bir dinginliği var.
patronlardunyasi.com















