PD Hukuk Danışmanı Avukat Faruk Emre Akı, yıllar önce Rasim Ozan Kütahyalı ve Acun Ilıcalı ile birlikte çektikleri yasadışı bahis belgeselini anlattı
Yıllar önce yasa dışı bahis ekonomisini anlatan “Musi-Bet” belgeselinde aynı masadaydık. Ben, yani Faruk Emre Akı, Acun Ilıcalı ve Rasim Ozan Kütahyalı… Belgeselde sistemin topluma verdiği zarar konuşuluyordu. Aradan yıllar geçti… Şimdi, o belgeselde konuşan isimlerden Rasim Ozan Kütahyalı hakkında yasa dışı bahis soruşturması kapsamında suç gelirine ilişkin iddialar gündemde. İşin ironik tarafı mı? Belgeselin yayınlandığı platform GAİN’e de benzer suçlamalar nedeniyle kayyım atandı…

Avukat Faruk Emre AKI
Adalet bir gün herkese lazım olur. Çünkü bazı suçlar yalnızca suç değildir. Bazı suçlar yalnızca adliyeyi ilgilendirmez.
Bazı suçlar; bir ülkenin ekonomisini, gençlerini, aile yapısını, çalışma disiplinini ve hatta geleceğe duyduğu inancı etkiler. Yasa dışı bahis suçu tam olarak böyle bir suçtur.
Ben uzun yıllardır ceza hukuku alanında çalışan bir hukukçuyum. Kamuoyunca bilinen birçok soruşturma ve davada vekil ve müdafi olarak görev aldım. Bu dosyaların bir kısmı siyasi, bir kısmı ekonomik, bir kısmı ise organize suç yapılarıyla ilgiliydi. Ancak yıllar içinde şunu gördüm:
Bazı suç tipleri vardır; etkisi yalnızca dosya kapağının içinde kalmaz. Toplumun tamamına yayılır.
2018 yılında Türkiye’nin o dönem kamuoyuna yansıyan en büyük yasa dışı bahis soruşturmalarından birinde görev aldım. Dosyada isimleri uluslararası ölçekte “baron” olarak anılan kişiler bulunuyordu. O dönem dosyada yer alan değerlendirmelerde, her yıl yaklaşık 55 milyar doların yasa dışı bahis sistemi üzerinden Türkiye’den yurt dışına aktarıldığı ifade ediliyordu.
Bu yalnızca bir suç geliri değildi.
Bu; milli gelirin sistematik biçimde ülke dışına çıkarılması, kayıt dışı ekonominin büyümesi, organize suç yapılarının dijitalleşmesi ve özellikle genç nüfusun kontrolsüz biçimde bu sistemin içine çekilmesi anlamına geliyordu.
Dosyayı incelediğimde çok net bir gerçekle karşılaştım:
Türkiye aslında yalnızca bir bahis problemi yaşamıyordu. Türkiye, dijitalleşen organize suç ekonomisinin ilk büyük dalgalarından biriyle karşı karşıyaydı.

DEĞİŞEN VE GELİŞEN SUÇ ÖRGÜTÜ MODELİ
O dönem şunu da gördüm; klasik suç örgütü modelleri değişiyordu. Artık silah kadar yazılım, fiziki ağ kadar dijital altyapı, sokak kadar algoritma önem kazanıyordu. Cep telefonları, sosyal medya, sanal ödeme sistemleri ve uluslararası finansal geçişler, suç ekonomisinin yeni taşıyıcı kolonlarına dönüşüyordu.
Bugün geldiğimiz noktada yaşananların büyük bölümü aslında yıllar önce görülüyordu.
Ben de o dönemde çeşitli yayınlar ve içeriklerle bu tehlikeye dikkat çekmeye çalıştım. Amacım herhangi bir kişiyi hedef almak değildi. Amacım yaklaşan ekonomik ve sosyolojik tahribata dikkat çekmekti.
Çünkü mesele yalnızca bahis değildi.
Mesele; emek vermeden para kazanma algısının genç kuşaklarda normalleşmesi, üretim kültürünün zayıflaması, kayıt dışı finansal ağların büyümesi ve organize suç yapılarının dijitalleşerek meşrulaşmasıydı.

BERABER YASADIŞI BAHİS SİSTEMİNİ ANLATTIK
Zaman içinde çeşitli televizyon programlarına, medya platformlarına ve belgesel projelerine davet edildim. Bu yapımlardan biri de Cüneyt Özdemir Medya tarafından Gain platformu için hazırlanan “Musi-Bet” belgeseliydi. Programda benim dışımda Acun Ilıcalı ve Rasim Ozan Kütahyalı da yer alıyordu. Herkes, yasa dışı bahis sisteminin toplum açısından oluşturduğu risklere ilişkin değerlendirmelerde bulunuyordu.
Aradan yıllar geçti.
İki gün önce ise kamuoyuna; aralarında emniyet mensupları, banka müdürleri, kuyumcular ve eski bir Visa yöneticisinin de bulunduğu 33 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği yansıdı. Soruşturma kapsamında Rasim Ozan Kütahyalı’nın da gözaltına alındığı ve hesabına çeşitli tarihlerde suç gelirinden aktarıldığı iddia edilen yaklaşık 35 milyon TL bulunduğu ileri sürüldü. İşin komik tarafı belgeselin yayınlandığı GAİN medya’ya da benzer suçlamalarla kayyım atandı.
Burada özellikle altını çizmek isterim:
Bir ceza hukukçusu olarak dosyayı görmeden, delilleri incelemeden ve soruşturmanın bütününe hakim olmadan hiç kimse hakkında peşin hüküm kurmam. Kurulmasını da doğru bulmam.
Çünkü hukuk devleti tam da zor zamanlar için vardır.
Dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Delillerin tamamının ne olduğu, isnatların hangi somut verilere dayandığı ve soruşturmanın bütün çerçevesi bugün itibarıyla kamuoyu tarafından bilinmemektedir.
Bu nedenle hukuken doğru olan yaklaşım; peşin hüküm değil, sürecin sağlıklı yürütülmesini beklemektir.
Umarım bu soruşturmada Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi gerçek anlamıyla uygulanır. Çünkü o madde Cumhuriyet savcısına yalnızca şüpheli aleyhine olan delilleri değil, lehine olan delilleri de toplama yükümlülüğü yükler.
Ne yazık ki Türkiye’de son yıllarda toplumun önemli bir kesiminde çok tehlikeli bir kanaat oluştu:
Bazı insanlar mahkemede değil, önce ekranlarda yargılanıyor.
İşte benim yıllardır en büyük itirazım tam olarak buna.
Televizyonlarda, sosyal medyada veya dijital yayın platformlarında; dosyanın tek bir sayfasını dahi incelemeden insanlar hakkında kesin hükümler kuran bir yorum kültürü oluştu. Hukuki bilgiye sahip olmadan, soruşturmanın içeriğini bilmeden ve çoğu zaman yalnızca algılar üzerinden yapılan yorumlar, insanların hayatlarında geri dönüşü zor tahribatlar bıraktı.
Bazen insanlar beraat etti ama itibarı geri dönmedi.
Bazen somut delil ortaya çıkmadı ama toplumdaki algı çoktan hükmünü verdi.
Oysa masumiyet karinesi yalnızca sevdiğimiz insanlar için değil, hoşlanmadığımız insanlar için de vardır.
Çünkü adalet; yalnızca kendi mahallene, kendi görüşüne veya kendi duyguna lazımsa, onun adı artık adalet değildir.
Rasim Ozan Kütahyalı geçmişte televizyon ekranlarında birçok soruşturma hakkında çok sert yorumlar yaptı. Gizlilik kararı bulunan dosyalar hakkında kanaat açıkladı. İnsanların henüz savunmaları dahi alınmadan suçlu ilan edildiği yayınların parçası oldu.
Bugün ise ironik biçimde kendisi bir soruşturmanın şüphelisi konumunda.
Hayat bazen insanı, yıllarca başkaları hakkında kurduğu cümlelerle baş başa bırakıyor.
Ancak buna rağmen benim durduğum yer değişmiyor:
Eğer suçsuzsa beraat etmeli.
Eğer isnatlar doğru değilse bu durum hızlı şekilde ortaya çıkarılmalı.
Çünkü adaletin doğru işlemesi yalnızca bir kişi için değil; memleketin huzuru, ekonomik güven ortamı, toplumsal istikrarı ve geleceği için gereklidir.
Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; bağıran ekranlar değil, çalışan bir hukuk sistemidir.
Çünkü hukuk zayıfladığında yalnızca adliye zayıflamaz.
Ekonomi zayıflar.
Yatırım güveni zayıflar.
Toplumsal huzur zayıflar.
Ve en sonunda insanlar birbirine olan güvenini kaybetmeye başlar.
Bir ülkenin en büyük sermayesi yalnızca parası değil; adalet duygusudur.
Bu nedenle hiç kimse TARAF olmak uğruna, izansızca ve vicdansızca insanların hayatlarıyla oynamamalıdır.
Murat Özanalp’e, Ali Tatar’a ve artık aramızda olmayan tüm güzel insanlara saygıyla…
Çünkü adalet bir gün herkese lazım olur.
Aslında hep lazım olmuştur.
patronlardunyasi.com















