Hayali sekreter olmaktı
Akkök Grubu'nun genç yöneticilerinden Ayça Dinçkök hakkında bilinmeyenleri ilk kez açıkladı

Günseli Özden Ocakoğlu'nun röportajı
Akkök Grubu, 1,6 milyar dolar değer oluşturan 21 şirketiyle tekstil, kimya, enerji, liman işletmeciliği ve gayrimenkul alanlarında faaliyet gösteriyor. Ayça Dinçkök, Türkiye'nin bu en köklü şirketler grubunun üçüncü nesil üst yöneticilerinden.
Ekonomi dışında insan psikolojisi, demokrasi ve siyaset üzerine kendine özgü fikirleri olan yelpazesi geniş bir kişilik. Şu sözler kendisine ait: "Demokrasimiz çok sığ kalmış. Demokrasinin de aynı borsa gibi derinleşmesi lazım. Türkiye'nin geleceğinde oturmuş bir demokrasi anlayışı, özgürlükler ve üretim modelinin hâkim olması gerekiyor. Yurtdışından gelen yabancı sermaye rakamına endeksleniriz. Ama Türk yatırımcının önü zaten açılmadıysa, dış yatırımcı nasıl gelebilir ki!".
Dinçkök, koalisyon hükümetlerinin Türkiyenin sorunlarını çözmekte başarısız olduğuna dikkat çekerek, AK Parti döneminde ise meselelerin konuşularak çok rahat çözüldüğünü bizzat müşahede ettiğini kaydetti. Akkök Grubu'nun yeni dönemde yatırımları olacağını ifade eden Dinçkök, gayrimenkul yatırımlarına devam edecekleri sinyalini veriyor. Akkök, "Aksa büyüyor. Karbon, elyaf üretimi yapacak. Türkiye'de böyle bir ürün yok. Akenerji, barajlara yatırım yapıyor. Limanda da yatırımlarımız devam ediyor." diyor.
"Annem ve babam ayrılmışlardı. Babamla sadece hafta sonları görüşebiliyordum. Ancak babam hafta sonları da çalışırdı ve birlikte fabrikaya giderdik. O odasına kapanırdı ben de bütün bir cumartesiyi sekreterin yanında oturarak geçirirdim. O zaman inanmıştım ki, büyüyünce ben de sekreter olacaktım. Hatta sekreter Oya Hanım'a, 'Ne olur bari bu sefer telefonu ben açayım!' derdim. En azından 'Alo! Buyurun burası Ömer Dinçkök'ün ofisi' diyerek bir işe yaradığımı hissedecektim. Çocukluğumdan beri iyi bir sekreter olma hayalim hep vardı. Daha sonra 12-13 yaşlarımda şoför olmaya karar vermiştim. Babam da bu hayallerime karşı durmaz, 'tamam' derdi. O zaman 'hayır benimle çalışacaksın' deseydi, mimar ya da sanatçı olma hayalleri kurmaz, bugünler için işimizle ilgili daha çok kendime yatırım yapardım.'
Akkök Grubu, 1,6 milyar dolar değer oluşturulan 21 şirketiyle tekstil, kimya, enerji, liman işletmeciliği ve gayrimenkul konusunda geniş bir yelpazede Türkiye ekonomisi için ürün ve hizmet sunuyor. Akkök Grubu'nun kurucusu Raif Dinçkök, ardından oğulları Ömer ve Ali Dinçkök geliyor. Şimdilerde ise işin icraatında kuzeniyle birlikte Ayça Dinçkök de var.
Ayça Dinçkök kendini ve duygularını sorgulayan, iyi eğitimli modern bir işkadını. Boston Üniversitesi'nde işletme okuyan Dinçkök, Akkök Sanayi Yatırım ve Geliştirme AŞ'nin yönetim kurulu üyesi ve 2003 yılı itibarıyla grubun belli şirketlerden sorumlu icra kurulu üyeliği görevini de yürütüyor.
Ayça Dinçkök, Akkök Grup içinde yönetim kurulu üyeliği görevlerinde de bulunuyor: Aksa Akrilik Kimya Sanayi, Aksu İplik Dokuma ve Boya Apre Fabrikaları, Akport Tekirdağ Liman İşletmeleri sorumlulukları arasındaki şirketlerden sadece birkaçı. Babası Ömer Dinçkök zorlamasaymış belki şimdilerde başarılı bir mimar olarak kariyerini sürdürüyor olacaktı. Babasıyla Boston'dan dönen Dinçkök'ün bu kararında aile içindeki sorumlulukları ağır basmış.
'Ne istemediğimi biliyorum'
Tek çocuk olması, daha o iki yaşındayken anne ve babasının ayrılması kendi başına ayakta durmasına neden olmuş. Ayça Dinçkök, o alışılagelmiş bölünmüş aile sendromu yaşayan çocuklardan olmamış. Dedesi Muhittin Gençarslan basmakalıp değil de 'Ayça'ya göre biçilmiş' çözümleri onun için üretmiş. Anneanne ve dedesinin evinde yaşadığı yıllarda her zaman müzik ve dans olmuş. Ayça Dinçkök, çocukluk yıllarında kendine sakladığı pek çok şey yaşamışsa da o yılları mutlulukla hatırlıyor.
İmkânları bol bir ailenin üçüncü kuşak çocuğu bile olsanız, onları değerlendirecek iyi bir akıla sahip değilseniz başarılı olamazsınız. Ayça Dinçkök başarılı bir işkadını. Acaba olanaklar içinde büyümüş olmayı nasıl sindirmiş ve kendisiyle nasıl barışık kalabilmiş merak ediyorum:
"Fark ettim ki, her istediğimi yapamayacağım. Ama diğer yandan çok istediğim ve tutkuyla bağlı olduğum şeyleri de yapmalıyım. Küçük şeylerden vazgeçebilirim; ama beni besleyen şeylerden vazgeçmemeliyim. Çünkü vazgeçtiğim zaman fark etmeden içimin küflendiğini, kuruduğunu fark ediyorum. 'Hangi görevi verirseniz yaparım' yaklaşımına sahip olmak 'acaba yapmak istediklerim bunlar mı?' sorgusunu başlatıyor. Kendimi dinliyor ve duyuyorum. Ne hissettiğimi soruyorum. Her şeye evet demek de bir seçenek; ama bunları yapmayı ister miyim, istemez miyim sorusu aklıma takılıyor. İnsan yaşadıkça kendi arşivini oluşturuyor ve daha seçici oluyor. Çok şeyi istiyor insan; ancak çok şeyin de sınırı yok. Sanırım en önemlisi ne istediğini değil de ne istemediğini bilmek!"
Ayça Dinçkök'ün biri kız Mercan, diğeri erkek Kaplan isimli iki çocuğu var. Onların geleceğine ilişkin bir planı olup olmadığını, "Hayat onların. Ben sadece bu hayatın paketini hazırlıyorum." diyerek özetliyor.
Raif Dinçkök'ün torunu, Ömer Dinçkök'ün kızı olmak nasıl bir duygu?
"Babam disiplinli, çalışkan ve otoriter birisi." diyor; ama asıl özgür ruhunu annesinden aldığını ifade ediyor. Büyükbabası Raif Dinçkök de onun kişiliğini etkileyenlerden. Aralarındaki ilişkiyi, "Benim büyükbabamla herkesten farklı bir ilişkim vardı. Sigara içmeye başladığımda da annemden sonra ona söyledim. Büyükbabam, insanlarla arasına her zaman bir mesafe koyar ve başkalarını kendisine pek yaklaştırmazdı. Ancak bana karşı farklıydı. Çok güvenirdi." şeklinde özetliyor.
Akkök Şirketler Grubu İcra Kurulu Üyesi Ayça Dinçkök her anını planlayarak yaşıyor. Dikkatli ve ayrıntıları da gözden kaçırmıyor. Sonuç odaklı yani sürecin tamamlandığından emin olmak istiyor. Onun için önemli olan başka değerler de var:
"Ben tek başıma büyüdüm ve sorunumu tek başıma çözdüm. Onun için sorunlarımın cevaplarına hep birlikte karar almaya alışık değilim. Özel hayatımı kendi kararlarım çerçevesinde yaşar ve duvarlarımı örerim; ama iş hayatı başka bir şey. İstediğimi yapmak konusunda bir çizgi var. Profesyoneller aile fertlerinden daha fazla ve iyi çalışıyor olabilir; ama aileden olmak sizi işe daha çok bağlar. Bazen sabaha karşı dörtte bile iş arkadaşlarımı şaşırtan e-mesajlar atıyorum."
19 şirket, özgün bir modelle yönetiliyor
Akkök Grubu kurumsallaşma süreci içinde bir İcra Kurulu oluşturmuş. Mehmet Ali Berkman, icra kurulu başkanı, üyeler arasında Ayça ve Raif Dinçkök var. Şirketler iş süreçlerini takip açısından bölüşülmüş. Kimya ve Tekstil İcra Kurulu'nun sorumluluk alanı da dengeli şekilde paylaşılmış durumda. Bunun dışında enerji ve gayrimenkul Raif Dinçkök'ün, liman işletmeleriyle bilgi işlem şirketi de Ayça Dinçkök'ün yönetiminde. 13 yıldan bu yana grup içinde görev yapan Ayça Dinçkök, "Keşke tecrübe açısından önce bir başka şirkette çalışsaydım." diyor.
Peki iki kuzen arasında iş sonuçlarına yönelik bir rekabet var mı, sorusu aklıma geliyor ve soruyorum; "Yok; çünkü herkes kendi sorumluluğunu biliyor. Birbirimizi tamamlayıcı çalışıyoruz. Aynı şirketlere bakıyor olsaydık mutlaka zorluk olacaktı. Herkes kendi sorumlu olduğu şirketin sorumluluğunu alıyor ve ilerliyor. Birbirimize çok sağlıklı bir şekilde katkımız oluyor. Bunun çok iyi bir çalışma yöntemi olduğunu düşünüyorum. Kuzenim Raif Dinçkök'le yaşça birbirimize yakınız ve kardeş gibi büyüdük. Bunun da bir şans olduğunu düşünüyorum." diye cevap veriyor.
Akkök Grubu'nun hedefi nedir?
Akkök Grubu başarılı projelerin yatırımcısı. Yeni yatırımları var mı, hangi alanlara yatırım yapıyorlar merak ediyorum. Akmerkez, grubun sahip olduğu projelerden biri olduğu için bir başka Akmerkez projesini hayata geçirebilirler mi? Yanılmamışım, yeni yatırımlar var; ama bu yatırımlar sadece alışveriş merkezine değil. "Önümüzdeki dönemlerde yeni gayrimenkul yatırımlarımız var. Akmerkez standartlarının üstüne bir yer bulamadığımız için böyle durağan bir dönem geçirdik. Diğer yandan Aksa büyüyor, yeni ve önemli bir ürüne giriyor. Karbon, elyaf üretimi yapacak. Türkiye'de böyle bir ürün yok, dünyada sayılı üreticilerden biri olmayı planlıyoruz. Enerji şirketimizde maliyetleri düşürücü çabalarımız var. Akenerji, barajlara yatırım yapıyor. Limanda da yatırımlarımız devam ediyor." diyerek gideriyor merakımı.
Ülkenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ayça Dinçkök'ün ülke geleceğine ilişkin görüşlerini soruyorum. Cevaplıyor:
"Üretim maliyeti ciddi anlamda yükseliyor. Üretim maliyetimiz yükselirken çok daha ucuz üretebilen Hindistan, Çin gibi ülkeler var. Biz daha hammaddeyi yaparken onlar üretiyor, buraya getirip üçte biri ya da dörtte biri fiyata satıyorlar. Kaliteyi de gittikçe artıracak ve gelişecekler. Türkiye'nin kendi içinde büyürken maliyetleri artırmamaya özen göstermesi, vergilerini azaltması gerek. KDV düşüyor; ama çözüm sağlanmıyor. Buradaki çözüm nedir? Popülist olmadan kalıcı çözümler üretmek gerek. Bence en büyük risk burada. Çünkü sanayici kaçar. O zaman da işsizlik huzursuzluk baş gösterir. Ondan sonra da ekmeğini kazanamayan toplumda ne demokrasi olur ne de huzur bulunur.
Demokrasimize gelince, çok sığ kalmış. Demokrasinin de aynı borsa gibi derinleşmesi lazım. Fikrinin, kullanılış şeklinin içimize sinmesi lazım. Onun için Türkiye'nin geleceğinde oturmuş bir demokrasi anlayışı, özgürlükler ve üretim modelinin hâkim olması gerekiyor. Yurtdışından gelen yabancı sermaye rakamına endeksleniriz. Ama Türk yatırımcının önü zaten açılmadıysa, dış yatırımcı nasıl gelebilir ki! Mesela yabancı sermayeyi getirmek için birtakım avantajlar çıkarılıyor; ama hayata geçirilmiyor. Şirketler için 'özel endüstri bölgesi' konusuna gelince. Bu da uygulamaya kondu; ama bir tane bile 'özel endüstri bölgesi' olan şirket yok. Kaç tane başvuru var? Biz de başvurduğumuz için söylüyorum sonuç almak oldukça zor oluyor."
Koalisyonlar verimli çalışmadı
TÜSİAD'da, bilgi toplumu ve yeni teknolojiler başkanı olan Ayça Dinçkök, görev almasının nedenlerini, "Yapılması gerekenler için yol açmak gerek. Ardından o konuda pek çok girişim olacaktır. Örneğin TÜSİAD-Kalder birlikteliği." şeklinde açıklıyor. Girişimcilik Kongresi ise ikinci örneği. İlkini TÜSİAD yapmıştı; ama şimdi pek çok üniversite ve kuruluş girişimciliğe önayak olmaya çalışıyor.
Önümüzde bir seçim var. Sonuçlardan ne çıkarsa ekonomi için iyi olur diyorum. "Biz çok taze bir toplumuz ve pek çok partimiz var. Oysaki sandığa gittiğimizde normalde partiler fikren birbirlerinden ayrılmalı ve biz o fikre oy vermeliyiz. Ama biz onun yerine adaylara veriyoruz. Bunu çok doğru bulmuyorum. Zaten doğru olsaydı iki, üç parti olurdu ve birini seçerdik. O partide başkan değişse bile strateji devam ederdi. Ayrıca başkanlar da kolay kolay değişmiyor.
Bu da partilerde sistemin iyi oturmadığını gösteriyor. Sistem otursa içeriden bir sürü insan yetişir. Ben de çocukluğumdan beri aynı adamları görmekten sıkıldım. Çocuklarım da görsün istemiyorum. Çünkü ne kadar partilerin bakış açısı değişiyor, düşünceler yenileniyor deseler de inanmam. Ayrıca bir işi bu kadar sürekli yapanların da değişebileceklerine inanmıyorum. Ben, her sefer başka bir partiye oy verdim." karşılığını veriyor.
Ayça Dinçkök AK Parti iktidarı için ise şöyle düşünüyor: "Çok uzun yıllar sonra AK Parti iktidara geldiğinde sorunlar çok çabuk çözüldü. Ben kendim bunu şahsen tecrübe ettim. Gidip anlattığımda problemlerimize hemen çözümler bulundu. Demek ki aklın yolu bir ve bunu sürekli kılmak lazım." Ancak bağımsızlarla birlikte İstanbul'un oy pusulasının uzunluğu 88 cm. Bunu duyan Dinçkök, "88 santimetrelik oy pusulası koalisyona götürür. Koalisyon Türkiye'de hiçbir zaman verimli çalışmadı." değerlendirmesinde bulunuyor.
Son söz
Dinçkök, aksaklıkları görebilen bir yönetici. Ancak tercihini sorundan değil de çözümden yana koyanlardan. Bu nedenle de düşündüklerini cesaretle seslendiriyor. "Amerikan başkanının sorumluluğu sadece Amerika ekonomisini düşünmek değil, dünya barışını korumaktır." diyecek kadar talepkâr, "YTL'nin değerlendirilmesi için Türkiye'de yapılan ihalelerin YTL üzerinden yapılması gerekir. Bugün yapılacak PETKİM ihalesi neden hâlâ dolar üzerinden yapılıyor?" diyecek kadar da cesur.
Zaman















