Halil Kasapoğlu, Serhat Kılıç’ın ölümünün ardından hissettiklerini kaleme aldı, ‘Maskeli balo bittiğinde geride kim kalıyor’
Oyuncu Serhat Kılıç binlerce hayranı vardı, ölümünü iki gün sonra fark edildi. Cenazesini yüzlerce kişi uğurladı. PD yazarı Halil Kasapoğlu, Serhat Kılıç’ın ardından hissettiklerini kaleme aldı: “Maskeli balo bittiğinde geride kim kalıyor”

Halil KASAPOĞLU
Normalde spor gündeminin dışında yazmayı çok tercih etmiyorum.
Ancak Serhat Kılıç’ın ölümünün iki gün geçtikten sonra fark edilmesi olayını gerçek anlamda dert edindim.
Bir insanın iki gün boyunca telefonuna ulaşılamaması ve buna rağmen yokluğunun çevresi tarafından yeterince merak edilmemiş olması…
Elbette dışarıdan bakarak çevresindeki insanların ne yaptığına ya da ne düşündüğüne ilişkin yorum yapamayız.
Kimseyi suçlamak gibi bir niyetim de yok.
Ama insan yine de düşünmeden edemiyor.
Bir insanın yakın çevresinde onlarca insan, telefon rehberinde yüzlerce kişi, dijital medyada binlerce takipçisi olabilir.
Peki iki gün ortadan kaybolduğunda kaç kişi gerçekten merak eder?
Kaç kişi “Herhalde yalnız kalmak istiyor” demek yerine bir kez daha arar?
Kaç kişi kapısını çalar?
Benim bu olayda takıldığım yer tam olarak burası.

EN BAĞLANTILI DÖNEMDEYİZ AMA ŞÜPHELİ
Çünkü bana çağımızın yalnızlığına ilişkin çok çarpıcı bir şey söylüyor.
Tarihin belki de en “bağlantılı” döneminde yaşıyoruz ama bu bağlantının gerçekliği ve samimiyeti son derece şüpheli.
Kalabalık masalarda oturuyor, sürekli yeni insanlarla tanışıyoruz.
Bunların önemli bir kısmını gerçek bir sosyal çevre zannediyoruz.
Büyük bir kısmı yalan rüzgarı.
Çağımızın en büyük yanılgılarından biri belki de görünür olmayı değerli olmakla karıştırmamız.
Oysa gerçek bağ başka bir şey.
Gerçek dostluk başka bir şey.
Gerçek sevgi bambaşka bir şey.
Ve bana kalırsa bunların merkezinde artık biraz eski moda bulunan çok önemli bir kavram var:
VEFA.
BİR İNSANIN SAHİP OLABİLECEĞİ EN ASİL DUYDU
Kimilerine göre semt, kimilerine göre kışın içmek için sıra beklediği bozanın markası.
Bana göreyse bir insanın sahip olabileceği en asil duygu.
Ben, vefa duygusunun bir insan için turnusol vazifesi gördüğüne inananlardanım.
Bir insan hakkında çok şey öğrenebilirsiniz.
Eğitimine bakabilirsiniz. Kariyerine, görgüsüne, başarılarına…
Ama bana göre bir insanın gerçek karakterini en net gösteren haslet, ne kadar vefalı olduğudur.
İşinin bittiği insanlarla ilişkisi ne oluyor?
En zor zamanında kahrını çekenleri iyi günlerinde hatırlıyor mu?
Bence insanın kalitesi en çok bu zamanlarda kendini gösteriyor.
Hatta uzun zamandır düşündüğüm, belki tartışmalı bulunacak başka bir şey daha var:
Ben zeka ile vefa duygusu arasında da bir korelasyon olduğunu düşünüyorum.
Zeki insanların geçmiş ile bugün arasında daha iyi bağlantı kurduğuna inanıyorum.
Anlık çıkarınla uzun vadeli insan ilişkisi arasındaki farkı görebilmek…
Ve en önemlisi, bir insana artık ihtiyacın olmadığı halde ona vefalı davranman gerektiğini anlayabilmek.
Bu yüzden bana vefasızlık çoğu zaman yalnızca bir karakter problemi değil, aynı zamanda bir idrak eksikliği gibi geliyor.
Vefasız insan yalnızca karşısındaki insanı kaybetmiyor.
Kendi geçmişini de değersizleştiriyor.
Bir anlık çıkar, yeni bir çevre, yeni bir ilişki, biraz statü ya da birkaç alkış uğruna yılların emeğini harcayabiliyor.
Ve bunu yaparken kazandığını zannediyor.
Oysa bazen hayatın en pahalı kayıpları, kaybettiğimiz gün değerini anlamadığımız insanlardır.
Çünkü insan ilişkileri de çağımızın tüketim kültüründen nasibini aldı.
Bir dostluk yorucu bir hal aldığında yenisini buluyoruz.
Bir ilişki heyecanını kaybettiğinde başka tarafa bakıyoruz.
Bir insan artık bize eskisi kadar fayda sağlamadığında mesafeyi açıyoruz.
Sanki herkesin alternatifi varmış gibi davranıyoruz. Ama yok.

GERÇEK DOSTLUĞU SATIN ALABİLİR MİSİNİZ?
Yeni insanlar tanıyabilirsiniz.
Yeni çevrelere girebilirsiniz.
Daha fazla para kazanabilirsiniz.
Daha önemli insanlarla aynı masaya oturabilirsiniz.
Dijital medyada sizi on kat fazla insan takip edebilir.
Ama gerçek bir dostluğu yeniden satın alamazsınız.
Yıllar içinde oluşmuş güveni yeniden inşa edemezsiniz.
Sizi en zor zamanınızda tanımış ve yine de yanınızda durmuş bir insanın yerine herhangi birini koyamazsınız.
Gerçek sevginin de gerçek dostluğun da kıymeti burada.
Zor bulunuyorlar.
Ama çok kolay harcanıyorlar.
Bazen bir ihanetle.
Bazen bir vefasızlıkla.
Bazen bir kızgınlıkla.
Bazen egoyla.
Bazen de “nasıl olsa hep orada” rahatlığıyla.
İnsan en çok da burada yanılıyor.
Çünkü kimse hep orada olmak zorunda değil.
Size gerçekten değer veren insanları sırf sizi sevdikleri için hoyratça kullanmayın.
Bir zamanlar elinizden tutmuş insanları, artık onlara ihtiyacınız kalmadığı gün unutmayın.
Birlikte güldüğünüz insanın ağladığı gün ortadan kaybolmayın.
Ve sizi gerçekten seven bir insana ihanet ederken yalnızca bir ilişkiyi değil, belki hayatınız boyunca bir daha bulamayacağınız bir güveni harcadığınızı bilin.
Çünkü günün sonunda maskeli balo bitiyor.

Beğeniler ortadan kalkıyor.
Kalabalık masalar dağılıyor.
Unvanlar değişiyor.
Para geliyor, gidiyor.
İnsanların size gösterdiği ilgi de hayatın dönemlerine göre inanılmaz hızlı değişiyor.
Geriye birkaç insan kalıyor.
Başarılı olduğunuz için değil, siz olduğunuz için yanınızda olanlar.
Verebildikleriniz bittiğinde gitmeyenler.
Telefonunuz iki gün açılmadığında aramakla yetinmeyip kapınızı çalanlar.
İşte onları bulun.
Bulduysanız kıymetlerini bilin.
Dilerim geriye dönüp baktığımızda, “Beni gerçekten seven insanlara ne yaptım?” sorusuna verecek bir cevabımız olur.
patronlardunyasi.com















