General Motors'un gerçek patronu kim
Peki, işler tam da toparlanmaya başlamışken ne oldu da bu kadar kısa sürede Fritz Henderson istifa noktasına geldi?

"Detroit Üçlüsü" ya da "Big Three" olarak anılan "General Motors", "Ford", "Chrysler" efsanesinde bir sayfa daha kapandı. General Motors'un CEO'su Frederick A. Henderson aniden istifa etti!
Oysa Obama işbaşına geldiğinde GM'in perde arkasındaki en başarılı ismi bulmaları için danışmanlarını görevlendirmiş, önüne Başkan Yardımcısı "Fritz"in ismi konmuştu. Obama hiç düşünmeden GM'i milyarlarca dolar zarara uğratan eski CEO Rick Wagoner'in istifasını istemiş, yerine tam yetkiyle Fritz Henderson'un getirilmesini sağlamıştı.
Obama, GM'i Amerika'nın yükselen imajı sayıyor, krizin ötesinde böylesine büyük bir markayı ulusal prestij olarak görüyordu. Çünkü GM kendi şemsiyesi altında "Chevrolet", "Buick", "Pontiac", "GMC", "Saturn", "Cadillac", "Oldsmobile", "Hummer", "Holden", "Daewoo", "Opel", "Vauxhall", "Saab" gibi uluslararası endüstrinin yıldızlaşmış markalarını bünyesinde barındırıyordu. Bu nedenle GM'in bir kazaya uğraması dünyaya yön veren Amerikan otomotiv kültürünün de sonu demekti.
Peki, işler tam da toparlanmaya başlamışken ne oldu da bu kadar kısa sürede Fritz Henderson istifa noktasına geldi? Daha ilkbaharın başında işe başlayan Henderson'un ilk icraatı Avrupa'daki GM şirketleri için özel bir strateji uygulamak oldu. Özellikle GM'in Avrupa'daki iştiraki Opel ve Opel'in İngiltere'deki markası Vauxhall'u ayrı bir yere koyma kararındaydı. İsveçli iştiraki "Saab"ı ise baştan beri GM'den ayrı düşünüyordu.
Rotayı tutturamayan kaptan
Henderson altı aylık icraatını ve hükümetin 50 milyar doları geçen yatırımını krizin yarattığı sorunlara odaklayamadı. Sonunda kasım ayında Opel'in satışından vazgeçildiğini açıklaması finans çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı. Almanya ve İngiltere şaşkınlık içindeydi. Halen zarar etmekte olan bir şirket acaba marka varlığına yönelik gel-gitli satış stratejisiyle sadece zararı kapamayı mı amaçlıyordu? Yoksa gündemde yeni bir yardımın kapısını aralamak mı vardı?
Bunların hiçbiri değildi Fritz Henderson'u koltuğundan eden. Henderson bu kısa sürede daha büyük bir krize neden olmadı ama oldukça ağır davrandı. Bekle gör politikasıyla durduk yerde GM'in zararının artmasına yol açtı.
Kendisi 1984 yılından bu yana GM kurumsal kültürüyle tepe noktalara gelmiş, bu nedenle de kimi zaman işletme körlüğüne yakalanmış bir yöneticiydi. Buna rağmen 1992'den sonra finansmandan sorumlu başkan yardımcılığı koltuğuna oturduğunda önemli işler başardı. Devletin GM'deki ağırlığı onun zamanında anlam kazandı. Nitekim bu kriz döneminde Obama'yı etkileyen de finansman alanındaki başarıları ve onun hesabî tutumu oldu. Bu kritik dönemde 52 yaşındaki lider önemli bir değişimi başlatıp GM'i saplandığı finansal bataklıktan kurtarabilirdi. Zaten işin başına da "değişim" koşuluyla getirilmişti.
Ne var ki, 50 milyar dolarlık takviye dahi "değişim beklentilerini" boşa çıkardı. Henderson'un tüm gelecek stratejisini 4 markaya yoğunlaştırıp, diğerlerini pas geçmesi Beyaz Saray'ı sürekli rahatsız etti. Bir CEO olarak yaptığı en büyük yanlış ise GM'in kriz batağına düşmesine neden olan kimi yöneticileri "takım ruhu adına" koruyup kollaması oldu. Bu stratejiyle yanlış yapanları sürekli ödüllendirip yeni fikirlerin gölgelenmesine yol açtı.
Hükümetle olan ilişkilerde ise oldukça mesafeliydi. Bu gelişmeler üzerine Obama'nın talimatıyla yönetim, finans ve pazarlama alanında "değişimi başarabilecek" yeni bir lider arayışına girildi. Bu kez 68 yaşında oldukça tecrübeli bir isimle (Edward Whitacre) geçici olarak anlaşıldı. Görünürde kendisi sessiz sedasız temmuz ayında GM'e yeni yönetim kurulu başkanı olarak atanmıştı.
Asıl karar ise kasım sonunda verilecekti. "AT&T" bünyesinde efsane olmuş bir ismin bünyeye sokulması birkaç kişi dışında kimseyi rahatsız etmedi. Ta ki "Saab Toplantısı" bittiğinde 13 kişiden oluşan yönetimin Detroit karargâhında nihai kararını açıklamasına kadar.
CEO koltuğu el değiştiriyor
Evet, adına heykel dikilmiş bir yönetici değildi Whitacre ama "AT&T"nin bugünlere gelmesinde büyük emeği vardı. Ünlü AT&T binası kamuoyunda zaten "Whitacre Tower" olarak biliniyordu. Ed Whitacre inanılmaz derecede çabuk karar alan ve "hayır" demesini bilen güçlü bir yöneticiydi. Bu kritik dönemde hem başkan hem de CEO olabilirdi.
Şimdi otomotiv dünyası ihtiyatlı yaklaşsa da Whitacre'i tanıyanlar onun Obama'nın beklentilerini boşa çıkarmayacak kadar kriz yönetimi tecrübesine sahip bir yönetici olduğu iddiasındalar. Geçici koltuğuna rağmen GM'in CEO'luğuna en yakışan aday belki de o olacak. Çoğu eleştirmene göre o, yeni bir "Iacocca" efsanesi dahi başlatabilir!
Fakat sorun şu: Sütten ağzı yanan üst kattakiler onu geçici CEO'luğa atamakla acaba iyi mi ettiler? Mobil iletişim dünyasının servis sağlayıcı patronu Amerikan ruhunu temsil eden bir otomotiv devinin başında ne kadar kalabilir?
Ünlü yönetim gurusu Peter Drucker'ın mantığına göre düşünenler ise şimdi bu hadiseden şu yönetim dersini çıkarıyorlar: Eğer bir kurum "uluslar ötesi" imaja sahip olmuş ve bir kültürü temsil edecek hale gelmişse orada "devlet başkanı ruhu" taşıyan bir liderin olması lazım.
İşte size taptaze bir vaka çalışması! Bakalım Obama'nın Whitacre'e vereceği destek GM'i yeni bir CEO arama külfetinden kurtaracak mı?
Nur Demirok/Referans















