Elif Yıldız Harmankaya'nın kaleminden Galatasaray'ın tarihi gecesi ve TFF'nin sahipsiz bıraktığı şampiyonluk kupası
“Galatasaray bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep birlikte sevinmesini bilenlerin takımıdır.” İşte dün gece Rams Park’ta o halatın ucunu tutan binler, milyonlar tek yürekti... Tabii gecenin en çok konuşulan, Türk futbolu adına da düşündüren, herkesin de düşünmesini gerektiren detayı, Süper Lig’i zirvede tamamlayan Galatasaray’ın kupa töreninde hiçbir TFF yetkilisinin yer almamasıydı. Türk futbol tarihine geçen 26. şampiyonluk kutlanırken, kupanın saha içinde protokol anlamında yalnız bırakılması gecenin hafızaya kazınan ironik görüntülerinden biri oldu."

Elif Yıldız HARMANKAYA
BİR HİS TAKIMININ 38 YILLIK ÖZETİ: DÖRT DÖRTLÜK BİR GECE
Benim Galatasaray hikâyem 38 yıl önce başladı…
9 Kasım 1988 gecesi… Mecidiyeköy otobüs durağında eve dönmek için beklerken, o gün oradan geçen kalabalığın beni nereye sürükleyeceğini bilmeden peşlerine takılıp Ali Sami Yen’e girdim. Rakip Neuchâtel Xamax’tı. O gece sadece mucizevi bir maç izlemedim; hayatım boyunca içimde gururla taşıyacağım bir aidiyetle, o büyük ruhla tanıştım.
Aradan geçen yıllarda çok güzel dostlar edindim, çok değerli insanlar tanıdım. Hayat gibi… Kaybettiklerim de oldu...
Rahmetli Özhan Canaydın döneminde kulüp üyeliğine kabul edildiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Bugünlerde, çok yakında Divan Kurulu üyesi olacak olmanın heyecanını yaşamak ise benim için sadece bir ünvan değil; yılların biriktirdiği bir bağlılığın haklı gururu.

KOPENHAG'DAN RAMS PARK'A UZANAN HALAT
Yolcululuğum boyunca Başkan Dursun Özbek ile profesyonel olarak çalışma fırsatı da buldum, dünyayı da gezdim. Kopenhag’daki o tarihi UEFA Kupası gecesinde de oradaydım, en zorlu Avrupa deplasmanlarında da... Kimi zaman hüzünle döndük, kimi zaman sabaha kadar uyumadık.
Ama Galatasaray insanın içine bir kez işledi mi, bir daha asla çıkmıyor.
Çünkü efsanemiz Baba Gündüz’ün (Kılıç) dediği gibi:
“Galatasaray bir his takımıdır. Renklerine aşık olanların, onu yaşayanların takımıdır.”
Belki de bu yüzden, Kurucumuz Ali Sami Yen’in ilk günden belirlediği o vizyondan bugüne, kulübün çizgisi ve genetiği hiç değişmedi. Bazen kupalar geldi, bazen büyük acılar yaşandı. Ama Baba Gündüz’ün kulübün ruhuna üflediği o meşhur tarif hiç kaybolmadı:
“Galatasaray bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep birlikte sevinmesini bilenlerin takımıdır.”
İşte dün gece Rams Park’ta o halatın ucunu tutan binler, milyonlar tek yürekti...
GÖSTERİŞLİ AMA KİBİRSİZ, BÜYÜK AMA SAMİMİ
Galatasaray, Rams Park’ta düzenlenen “Dört Dörtlük Gece” ile 26'ncı şampiyonluğunu ilan etti. Süper Lig’in sponsoru Trendyol’un davetiyle bu tarihi kutlamaları sahanın içinden, o yeşil çimlerin üzerinden izleme şansım oldu. Ve o anlarda insan sadece futbolu, taktikleri ya da skoru düşünmüyor… Hayatı düşünüyor.
Rams Park’ın ışıkları altında üst üste dördüncü kez yaşanan bu büyük gece, aslında son yılların Galatasaray hikâyesinin de kusursuz bir özeti gibiydi: Gösterişli ama kibirsiz… Güçlü ama ölçülü… Büyük ama samimi…
Başkan Dursun Özbek her zamanki mütevazılığıyla sahneye çıktı. Ne abartılı bir giriş yaptı ne de gecenin, emeğin önüne geçmeye çalıştı. Yanında torunları ve Erden Timur’un oğlu vardı. Belki de gecenin en anlamlı, en çok mesaj içeren karesi buydu.

KENDİ IŞIĞINI KENDİ ÜRETENLER
Sonra sahne, bu dev organizasyonun arkasındaki gizli kahramanların, yani emekçi çalışanların oldu. Günlerce arkada görünmeden çalışan kulüp personeli, yönetim ve futbolcular tek tek anons edildi. Futbolcular arasında en büyük ilgiyi ise hiç kuşkusuz Victor Osimhen, Mauro Icardi ve Barış Alper Yılmaz gördü. Tribünlerden yükselen tezahüratlar zaman zaman müziği bastırdı. Özellikle Icardi sahneye çıktığında Rams Park adeta devasa bir konser alanına dönüştü.
Havai fişekler İstanbul semalarını sarı-kırmızıya boyarken; dev orkestranın performansı, DJ şovları ve ışık gösterileri geceyi görsel bir şölene çevirdi. Ama bütün o ihtişamın içinde en çok hissedilen şey yine saf, yoğun ve vazgeçilemeyen o eşsiz duyguydu.
İnsanların birbirine sıkı sıkıya sarılması, çocukların omuzlarda bayrak sallaması, yıllardır aynı tribünde yan yana oturan dostların göz göze gelmesi…

Ve tabii gecenin en çok konuşulan, Türk futbolu adına da düşündüren, herkesin de düşünmesini gerektiren detayı, Süper Lig’i zirvede tamamlayan Galatasaray’ın kupa töreninde hiçbir TFF yetkilisinin yer almamasıydı. Türk futbol tarihine geçen 26. şampiyonluk kutlanırken, kupanın saha içinde protokol anlamında yalnız bırakılması gecenin hafızaya kazınan ironik görüntülerinden biri oldu.
Ama belki de Galatasaray tam da böyle bir genetiğe sahipti: Kendi ışığını kendi üreten, coşkusunu kimseye ihtiyaç duymadan, kendi asil yalnızlığında da en ihtişamlı şekilde yaşayabilen bir kulüp.
Dün geceye "Dört Dörtlük Gece" denildi. Mecidiyeköy otobüs durağından Rams Park'ın çimlerine uzanan 38 yıllık bir tanık olarak söylüyorum; kesinlikle doğru tarif buydu.
patronlardunyasi.com















