Bir baston, bir mühür, bir tabanca; Osmanlı’nın çözülme dönemine tanıklık eden nadide parçalar açık artırmada
Sultan Abdülaziz’den Sultan Reşad’a uzandığı ifade edilen tuğralı baston, II. Abdülhamid’in işaret fişeği tabancası ve Medine Müdafii Fahreddin Paşa’ya ait olduğu belirtilen mühür ile tüfek, Osmanlı’nın son yüzyılını küçük nesnelerin büyük hafızasında yeniden gündeme taşıdı.

Osmanlı’nın son yüzyılı bazen büyük meydanlarda, bazen cephelerde, bazen de bir bastonun sapında, bir mührün gümüşünde, bir tabancanın namlusunda saklıdır.
İstanbul’da Arthill tarafından 10 Mayıs’ta düzenlenecek “Müzelik Eserler Müzayedesi” tam da bu yüzden sıradan bir açık artırma değil; imparatorluğun son döneminden bugüne taşınmış küçük nesnelerin büyük hikâyesi niteliğinde dersek abartmış olmayız.
Müzayedenin en dikkat çekici parçalarından biri, Sultan Abdülaziz Han’dan Sultan V. Mehmed Reşad’a intikal ettiği ifade edilen tuğralı baston. Katalog bilgisinde bastonun daha sonra Sultan Reşad tarafından, 1911’deki Büyük Rumeli Seyahati sonrası hediye edildiği belirtiliyor. Bu ayrıntı önemli. Çünkü Sultan Reşad’ın 1911 Rumeli gezisi, Osmanlı’nın Balkanlar’daki çözülmeyi durdurmak ve halkla bağını yeniden kurmak için yaptığı son büyük sembolik hamlelerden biriydi. Akademik kaynaklara göre bu seyahat Selanik, Manastır ve Kosova vilayetlerini kapsadı ve üç hafta sürdü.

Yani vitrine çıkan baston, sadece bir saray eşyası değil; Osmanlı’nın Balkanlar’a “henüz buradayım” deme çabasının sessiz tanığı olarak okunabilir.
Müzayedede yer alacak bir diğer dikkat çekici parça ise Sultan II. Abdülhamid inisiyalli “Süfün-i Hümâyûn” işaret fişeği tabancası. Katalog bilgisinde eserin Hicri 1304, Miladi 1886 tarihli olduğu; gövdesinde Abdülhamid Han’ın “A.H” inisiyali, namlusunda ise “Süfün-i Hümâyûn” ibaresi bulunduğu belirtiliyor.
Bu ifade, Osmanlı donanması ve padişahın deniz gücüyle kurduğu sembolik ilişki bakımından önemli. Abdülhamid dönemi, yalnızca saray siyasetiyle değil, güvenlik, istihbarat ve devletin merkezileşme refleksiyle de hatırlanır.
Müzayedenin en güçlü hikâyesi belki de Fahreddin Paşa’ya ait olduğu belirtilen 1912 tarihli gümüş mühür ve tüfekte saklı.

Fahreddin Türkkan, tarihe “Medine Müdafii”, “Çöl Kaplanı” ve “Medine Kahramanı” olarak geçti. TDV İslam Ansiklopedisi’ne göre Fahreddin Paşa, son derece kısıtlı imkânlarla Medine’yi iki yıl yedi ay savundu. Medine çevresinde yaklaşık 100 kilometrelik bir güvenlik hattı oluşturdu.
Bu nedenle o mühür, yalnızca bir paşanın imzası değil, devletin en uzak coğrafyasında, merkezle bağı koparken bile teslim olmayan bir iradenin sembolü…
Müzayedede ayrıca Mehmed Fazıl Paşa’ya ait gümüş tabaka ve büyük hat sanatçısı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin kendisi için hazırladığı sülüs hatlı mühür de satışa sunulacak. Eserler, Arthill Gallery’de görülebiliyor.
patronlardunyasi.com















