Dolar
49,9752
0,07%
Euro
55,9884
0,51%
Sterlin
67,0772
0,16%
Bitcoin
3.834.657
-1,28%
BİST-100
10.961,67
1,88%
Gram Altın
6.331,86
1,76%
Gümüş
50,54
2,88%
Faiz
39,55
-0,18%

FETÖ'nün 15 Temmuz'daki hain darbe girişiminin benzerini 368 yıl önce Kadızâdeliler hareketi gerçekleştirmeye kalkmıştı

15 Temmuz darbe girişiminde FETÖ’nün yaptıklarının bir benzerini bundan 368 yıl önce Kadızâdeliler denilen hareket gerçekleştirmeye çalışmıştı. Yıllarca devletin içine sızan hareket bir gecede etkisiz hale getirilmişti. 

14.07.2024 05:48 • Güncelleme: 14.07.2024 05:59
FETÖ'nün 15 Temmuz'daki hain darbe girişiminin benzerini 368 yıl önce Kadızâdeliler hareketi gerçekleştirmeye kalkmıştı
16px
32px

Burak ARTUNER 

15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti. Devleti ele geçirmeye çalışan FETÖ benzeri bir hareket, Osmanlı’nın da başına bela olmuştu. 
Osmanlı tarihinde, tarikatlar yıllar boyunca devletin yönetiminde etkili olmuştu. Bunlar arasında çok değerli, ileri görüşlü âlimler olduğu gibi son derece geri fikirli olanları da toplumun ilerlemesinin önünde büyük engel oluşturmuştu. 

Dördüncü Murad zamanında ortaya çıkan Kadızâdeli hareketi 4. Mehmed zamanında da etkisini sürdürmüştü. Kadızâdeli Mehmed Efendi, kendisini vaaz kürsülerinde tanıtmış, güzel konuşması ve etkili sesiyle kısa sürede çevresinde hatırı sayılır bir hayran kitlesi oluşturmuştu. 

FİKİRLERİ BENİMSEMEYENLERİ KARALIYORLARDI

Özellikle bilgisi zayıf kişilerin ilâh gibi görmeye başladığı Kadızâde, Halveti ve Mevlevi tarikatı mensuplarına, "tahta tepenler, düdük çalanlar" gibi aşağılayıcı sıfatlar yakıştırmış, semânın haram olduğunu dile getirmeye başlamıştı. Kadızâde ve onun fikrini benimsiyenlerin karşısında ise Sivasi Abdulmecid Efendi bulunuyordu. Bunlar sık sık tartışıyorlar, Sultan Murat Kadızâde'nin tarafında bulunmakla beraber, Abdulmecid Efendi'yi de gücendirmemeye çalışıyordu.

Dördüncü Mehmed

AVRUPA ÇAĞ ATLARKEN…

Ulema sınıfından Kadızâde ile tarikat erbabından Abdulmecid Efendi arasındaki münakaşa sürerken Avrupa'da müspet ilimler yolunda büyük gelişmeler oluyordu. Descartes (1596-1650), Pascale (1623-1662), Galileo (1564-1642), Spinoza (1632-1677), Kepler (1571-1630) gibi âlimler ve filozoflar, ufuk açacak çalışmalarına yenilerini ekliyorlar, günümüz Avrupası'nın temellerini daha o günlerde atıyorlardı. Osmanlı Devleti ise o günlerde, Kadızâde'nin sayesinde, "Müsbet ilimlerin ve bu arada matematiğin tahsilinin meşru olup olmadığını" tartışıyordu. Diğer tartışma konularından bazıları ise şunlardı: "Hızır peygamberin sağ olup olmadığı, Hazreti peygamberin anne ve babasının mümin sayılıp sayılmayacağını, Firavunun imanla ölüp ölmediği, ezan, mevluk ve Kur'an'ın makam ve güzel sesle okunmasının caiz olup olmadığı, tütün ve kahvenin haram olup olmadığı, kabirlerin ziyaret edilip edilmeyeceği…"

Kadızâde fikriyle mücadele eden Sivasi Abdülmecid Efendi, müsbet ilimlerin tahsilinin meşruluğundan, tütün ve kahvenin haram olmadığından başlayarak tartışma konularını müsamaha ve geniş görüşlülüğüyle cevaplandırıyordu. Kadızâde Mehmed Efendi 1635'te öldü ancak görüşleri dar görüşlü ulemaya miras kaldı. O'nun görüşünü devam ettirenlere Kadızâdeliler ya da Fakılar adıyla anıldı. 

SARAYA SIZIP TERÖR ESTİRMEYE BAŞLADILAR

Bu softalar, saraya da tesir etmişlerdi. Kısa süre sonra Valide Sultan'la da tanıştılar ve böylece çekinilir bir kuvvet haline geldiler. Özellikle Halveti ve Mevlevi tarikatlarına karşı baskılarını artıran Kadızâdeliler bir gün Demirkapı civarındaki bir Halveti tekkesini basarak dervişleri tekme tokat dövüp dışarıya çıkardılar. Sadrazam Melek Ahmed Paşa'dan yüz bulan Kadızâdeliler tekkelere de tecavüze yeltendiler. Ancak basmayı planladıkları bir tekkenin mensupları arasında yeniçeri kethüdası olması sayesinde böyle bir girişime cesaret edemediler. 

TAYİN VE AZİLLERDE BİLE ROL OYNADILAR 

Gün geçtikçe kuvvetlenen softalar, Şeyhülislam Bahai Efendi'den semânın haram olduğuna dair fetva almayı da başardılar. Kadızâdeliler bir süre sonra işi ticarete de dökmeye başlamışlar, Valide Sultan ve saraydaki diğer yandaşları sayesinde rüşvet alarak tayin ve azillerde etkili olmaya başlamışlardı.

Kadızade Kalkışması

SADRAZAM BOYNUEĞRİ MEHMED PAŞA TEPKİ GÖSTERDİ  HAKKINDA KARALAMA KAMPANYASI BAŞLATTILAR 

Dördüncü Mehmed zamanı sadrazamlarından Boynueğri Mehmed Paşa, "Devlet işlerinde ulema ve şeyhlere danışmak ne demektir?" diyerek Kadızâdelilere savaş açtı. Bütün tayinleri kendi bildiği gibi yapmaya başladı. Boynueğri Mehmed Paşa'ya karşı hemen bir karalama kampanyası başlatıldı, cami kürsülerinden yeni sadrazama karşı halkı "Zalim, şeriatı uygulamıyor, tarikat erbabını himaye ediyor" sözleriyle tahrik etmeye çalışıyorlardı. 

HAREKETE GEÇTİLER 

Boynueğri Mehmed Paşa'dan sonra Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığa oturdu. Köprülü'nün sadarete geçişinin 8'inci günü yanı 2 Ekim 1656'da Fatih Camii'nde toplanan Kadızâdeliler, namazda müezzinlerin Kur'an'ı makam ile okumalarını önlemek için üzerlerine yürüdüler. Onlara karşı çıkanlar ile aralarında kavga çıkmasına ve kan dökülmesine ramak kalmıştı.

TÜRBELERİ VE MİNARELERİ YIKACAKLARDI
Kadızâdeliler, ertesi gün taraftarları ile toplanıp, "İstanbul'daki tüm tekkeleri yıkmayı, rastladıkları şeyh ve dervişlere iman teklif edip, kabul etmeyenleri katletmeyi padişaha gidip tüm bid'atlerin ortadan kaldırılmasını istemeyi, camilerde birer minare bırakıp diğerlerini yıkmayı, Hazreti Peygamberden sonra oluşan tüm şeyleri ortadan kaldırmayı ve yeni bir düzen kurmayı" kararlaştırmışlardı. Ancak bunların toplandığını haber alan Köprülü Mehmed Paşa, bir haberci gönderip dağılmalarını istedi, dağılmayı reddetmeleri üzerine, grubun Üstüvanî Mehmed, Türk Ahmed, Divane Mustafa gibi elebaşlarını Kıbrıs'a sürdü. Ama bunlardan bir kısmı Sadrazam değiştikten sonra geri dönüp, 2. Viyana Kuşatması'nın sonuna kadar etkilerini sürdürmeyi başarmıştı.

PEYGAMBER DÖNEMİNDE DON YOKTU PEŞTAMAL GİYİN
Kadızâdeliler grubunun zihniyetinin gerilik derecesi, Nâima tarihindeki şu örnekle çok iyi anlaşılabilir. Kadızâdeliler grubunun en önemli vaizlerinden Türk Ahmed'e bir gün camideki zarif bir adam şöyle sormuştu: "Hazreti peygamber zamanında çak¬şır ve don yoktu. Binaenaleyh, çakşır ve don giymek de haram mıdır, bunları da kaldırır mısınız?"

Türk Ahmed, hiç tereddüt etmeden şu cevabı vermişti: "Evet onu da menederiz; peştemal kuşansınlar" Türk Ahmet, soru üzerine kaşık kuşanmanın da haram olduğunu belirterek, "O'nu da kaldırırız, yemeği elleriyle yesinler, zehirli değil ya, yemek ellerine bulaşsa ne olur" diye yanıt vermişti.

patronlardunyasi.com