Dolar
43,176
0,00%
Euro
50,239
-0,25%
Sterlin
57,9022
-0,20%
Bitcoin
3.920.001
0,16%
BİST-100
12.200,95
0,93%
Gram Altın
6.260,433
0,71%
Gümüş
80,01
3,89%
Faiz
37,05
0,00%

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden ülkemiz spor yargısına ilişkin iki önemli karar

Türk spor yargısının en temel tartışma başlıklarından biri, spor federasyonları bünyesinde faaliyet gösteren hukuk kurullarının bağımsızlığı ve tarafsızlığı meselesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("AİHM"), geçtiğimiz hafta ülkemiz spor yargısına ilişkin iki önemli karar yayımladı. Bu kararları çok daha detaylı olarak Patronlar Dünyası Dergisi'nin Şubat sayısı için kaleme alacağım yazıda inceleyeceğim. Ancak Türk spor hukukunu ve spor kamuoyunu yakından ilgilendiren bu kararları ve bu kararlara giden süreci sizlere bu yazıda özet halinde aktarmak istiyorum.

11.01.2026 07:36Güncelleme: 11.01.2026 08:00
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden ülkemiz spor yargısına ilişkin iki önemli karar
16px
32px

Halil KASAPOĞLU

Türkiye Futbol Federasyonu ("TFF") Tahkim Kurulu kararlarının kesin nitelikte olması ve bu kararlara karşı yargı yolunun kapalı bulunması anayasal bir zorunluluk. Anayasa'nın 59. maddesinde açıkça spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş durumda. Yine bu hüküm uyarınca, tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvuru imkanı bulunmamakta. Bu yapı, spor uyuşmazlıklarının federasyon içi mekanizmalarla çözülmesini öngörse de zorunlu tahkim kurullarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ("AİHS") düzenlenen adil yargılanma hakkına hangi ölçüde riayet ettiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Nitekim son yıllarda AİHM, TFF Tahkim Kurulu'nun yapısı ve işleyişine ilişkin verdiği kararlarla bu tartışmayı uluslararası bir zemine taşıyarak Türkiye'yi spor yargısı alanında daha güçlü güvenceler sağlayacak reformlar yapmaya teşvik etti.

ALİ RIZA VE DİĞERLERİ V. TÜRKİYE KARARI (2020)

AİHM, 2020 yılında verdiği kararla TFF Tahkim Kurulu'nun bağımsız ve tarafsız bir yargılama mercii olmadığına hükmetmişti. Mahkeme, sorunun yapısal nitelikte olduğuna vurgu yaparak Türkiye'yi gerekli yasal düzenlemeleri yapmaya davet etti.

Kararda özellikle dikkat çekilen hususlardan biri, federasyon hukuk kurullarının bağımsızlığı tartışmasını doğrudan besleyen genel kurul delege yapısıydı. Mahkeme, TFF Genel Kurulu'nun delege yapısının ağırlıklı olarak futbol kulüplerinin belirlediği delegelerden oluştuğunu ve TFF Yönetim Kurulu üyelerinin önemli bir kısmının futbol kulüplerinin eski yöneticilerinden seçildiğini tespit etmişti. Bu tablonun, TFF Tahkim Kurulu dahil olmak üzere hukuk kurullarının teşkilinde ve karar alma süreçlerinde menfaat dengesinin futbol kulüpleri lehine bozulduğu yönünde ciddi bir endişe yarattığı değerlendirmesinde bulunmuştu. Bununla birlikte AİHM, TFF Tahkim Kurulu üyelerini dış baskılara karşı koruyacak yeterli güvencenin ilgili dönemde bulunmadığına hükmetmişti. Mahkemeye göre özellikle kurul üyelerinin atanmasının ve görev süresinin TFF Yönetim Kurulu'nun iradesine bağlı olması, Tahkim Kurulu'nun bağımsızlığı konusundaki şüpheleri güçlendirmekteydi.

Mahkeme, AİHS 6. madde kapsamında adil yargılanma hakkının ihlaline hükmetti. AİHM'nin bu kararı, Türkiye'de spor yargısının işleyişine dair bir dönüm noktası oldu. Bu karar hem spor camiasında hem hukuk çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Nitekim kararın ardından AİHM'nin işaret ettiği eksikleri gidermek üzere önemli gelişmeler yaşandı.

7405 SAYILI SPOR KULÜPLERİ VE SPOR FEDERASYONLARI KANUNU

Türk spor kamuoyunun uzun yıllardır beklediği kapsamlı yasal reform, 2022 yılında hayata geçirildi ve 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu yürürlüğe girdi. Bu kanun yalnızca spor yargısı bakımından değil; spor kulüplerinin kuruluşundan işleyişine, mali yapılarından kurumsal yönetim ilkelerine, yöneticilerin sorumluluk rejiminden yönetici olabilme şartlarına kadar uzanan geniş bir alanda detaylı düzenlemeler getirdi. Bununla birlikte kanun, AİHM'nin eleştirdiği yapısal sorunları düzeltmek amacıyla TFF hukuk kurullarına ilişkin önemli değişiklikler öngörmekteydi. Bu kanunla; TFF Tahkim Kurulu üyeleri için dört yıllık görev süresi öngörüldü ve bu görev süresi Yönetim Kurulu'nun görev süresinden ayrıldı, tarafsızlık beyanı ve yemin yükümlülüğü gibi mekanizmalar getirildi. Ancak tüm bu iyileştirmelere rağmen, üyelerin atama usulünün federasyon yönetiminin etkisine açık kalması ve dört yıllık görev güvencesinin pratikte uygulanmaması gibi sebeplerle bu düzenlemeler teoride kaldı. Yine de 7405 sayılı Kanun, kusursuz olmasa da Türk spor sisteminin uzun süredir ihtiyaç duyduğu kapsamlı bir "çerçeve kanun" niteliği taşıması ve özellikle spor kulüplerinin hukuki statüsünü tamamen değiştirmesiyle, şüphesiz Türk spor tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.

6 OCAK 2026 KARARLARI: ALTINER AKINCI VE YOKUŞLU BAŞVURULARI

AİHM, 6 Ocak 2026 tarihinde açıkladığı iki ayrı kararla Türk spor tahkim sistemini yeniden değerlendirdi. Bu kararlardan Altıner Akıncı v. Türkiye, futbol dışındaki spor branşlarında temyiz incelemesi yapan Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Tahkim Kurulu'nu konu alırken; Yokuşlu v. Türkiye kararında ise TFF bünyesindeki Tahkim Kurulu bir kez daha incelendi. Her iki karar birlikte ele alındığında, 7405 sayılı Kanun sonrasında yapılan düzenlemelerin ne ölçüde yeterli bulunduğu ve hangi alanlarda yetersiz kaldığı daha net anlaşılmakta.

Altıner Akıncı v. Türkiye kararında başvurucu, Türkiye Voleybol Federasyonu tarafından uluslararası müsabakalarda görev almasının engellenmesine ilişkin uyuşmazlığını Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesindeki Spor Tahkim Kurulu'na taşıdı. AİHM bu başvuruya ilişkin kararında, Ali Rıza ve Diğerleri içtihadını esas alarak zorunlu tahkim modelinin ancak bağımsız ve tarafsız bir tahkim kurulunun varlığı halinde kabul edilebilir olduğunu bir kez daha hatırlattı. Mahkeme, Spor Tahkim Kurulu'nun belirli bir federasyonun organı olmaması, üyelerinin kanuni çerçevede atanması ve görev süresi gibi güvencelerin varlığı nedeniyle kurulun yapısal olarak bağımsız ve tarafsız olduğuna kanaat getirdi. Bununla birlikte AİHM, somut olayda kurulun başvurucunun temel iddialarını yeterli şekilde tartışmamasını ve gerekçelendirme standardının zayıf kalmasını, adil yargılanma hakkı bakımından ayrı bir sorun olarak değerlendirdi. Özetle Mahkeme; kurulun bağımsız ve tarafsız olduğu değerlendirmesini yaparken, verilen kararın gerekçesini yetersiz bulduğu için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Yokuşlu v. Türkiye ise, 7405 sayılı Kanun sonrası TFF Tahkim Kurulu'na ilişkin güncellenmiş mevzuata rağmen AİHM'nin neden hala ikna olmadığını net biçimde ortaya koydu. Mahkeme; bağımsızlık ve tarafsızlığa ilişkin kanuni düzenlemelerde belirli iyileştirmeler yapıldığını kabul etmekle birlikte, bu iyileştirmelerin uygulamada etkisiz kaldığı kanaatine vardı. Özellikle Tahkim Kurulu üyelerinin dört yıllık görev süresinin teoride güvence altına alınmasına karşın, yeni yönetimlerin kurulları istifaya davet ederek fiilen yenilemesi Mahkeme açısından belirleyici oldu. Buna ek olarak, TFF Genel Kurul yapısında kulüplerin belirleyici ağırlığının sürmesi, "kurulun TFF yönetiminden ve kulüp etkisinden bağımsızlaşamadığı" yönündeki kuşkuyu canlı tuttu. Mahkeme, bu kararda ayrıca kurul üyelerine yönelik itiraz/çekilme mekanizmalarının yeterince açık ve güven verici bir düzeye ulaştırılamamış olmasına da vurgu yaptı. Sonuç olarak AİHM, TFF Tahkim Kurulu'nun tüm güncel düzenlemelere rağmen bağımsız ve tarafsız bir yargı mercii sayılamayacağına hükmederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

2020'den 2026'ya uzanan AİHM kararları silsilesi, spor hukukunda reform ihtiyacının sürdüğünü ve özellikle futbol tahkiminde bağımsızlık sorununu çözmenin bir gereklilik olduğunu bizlere yeniden hatırlattı. Bu alanda atılacak yapıcı adımlar, sadece hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda sportif rekabetin adil ve eşit şartlarda sürdürülebilmesinin de teminatı olacaktır.

patronlardunyasi.com