Gündem


Feramuz Erdin

Trafik yoğunluğunun kendisi başlı başına psikolojik şiddet unsuru olduğu gibi, yaşanan saygısızca davranışlar ve hatta bazen fiziki şiddete kadar uzanan tartışmalar, morallerimizin bozulmasına yol açmaktadır. Sadece sürücüler değil, yolcular ve hatta yayalar da Trafik Şiddeti mağduru olmaktadır. Trafik Şiddetine maruz kalmak gerginliğe yol açtığı gibi, oluşan gergin ruh hali sosyal ilişkileri de etkilemektedir.

ŞİDDETİ KÖRÜKLÜYOR

Cumhurbaşkası Erdoğan şiddeti körükleyen nedenleri sayarken bir şeyi unuttu: Trafik Şiddeti. İstanbul’da yoğun trafikte sabah – akşam gerilen, başka sürücülerin agresifliğine maruz kalan sürücüler, yolcular ve hatta yayalar üzerilerine yapışan gergin ruh halini atmakta zorlanmaktadır. İster kendi aracıyla, isterse de toplu taşımada yoğunluk ve stresten hırpalanan ve evine yorgun argıtrafikten varabilen bireylerin aile ve sosyal ilişkilerinde gergin olmaları ve bunu etrafındakilere yansıtmaları ise şaşırtıcı değildir! Zaten İstanbul’da trafikten veya toplu taşımadaki yoğunluktan şikayet etmeyen bir insan bulmak artık mümkün bile değildir!

SORUMLULAR KİM?

Trafik ve toplu taşımadaki sorumluluklar merkezi idare olan bakanlıklar ile yerel idare olan belediyeler arasında bölünmüş durumdadır.

Altyapı: Trafik altyapısını kurmak ve işletmek bazı yerlerde bakanlığın bazı yerlerde ise belediyenin görevidir. İstanbul örneğinden yola çıkarsak, Boğaziçi’nin iki yakasını bağlayan ana karayolu, köprü ve tüneller bakanlık sorumluluğundadır. İstanbul’un her iki yakasındaki ana arterler ile deniz, otobüs ve bazı metro ulaşımları ise büyükşehir belediyesinin sorumluluğundadır. Bunun yanında, bakanlık veya yetkilendirdiği özel firmalar tarafından işletilen deniz ve metro hatları da mevcuttur. Bunların dışında kalan şehir içi yolların yapım, bakım ve onarımı ise ilçe belediyelerinin sorumluluğundadır.

Denetim: Türkiye’deki tüm karayolları ile şehir içi yolların trafik denetimi kanunla genel kolluğa verilmiştir. Genel kolluk, ayrıca deniz trafiğini de denetlemekle görevlidir. Denetlemek, trafiğin sorunsuz akışını sağlamayı da içermektedir. Belki de yüzde 80’leri bulmuş olan yoğun trafikte yol kenarında trafik polislerinin rastgele yaptığı araç, belge vs denetlemesinin ise trafik sorununa çare olması mümkün değildir.

ŞİDDETİN KAYNAKLARI

Kendini trafikten kurtaran yönetici: Yukarıda trafikle ilgili sorumluluklarını saydığımız hiç bir birimin yöneticilerinin ve hatta bazı çalışanlarının trafik veya toplu taşıma ile ilgili sorunu yoktur! Kendilerine kamu kaynakları ile tahsis edilen çakarlı araçlarla istedikleri yere, istedikleri saatte ulaşabilmektedirler. Trafikte gerilme gibi bir sorun yaşamadıkları için, trafiği çözmekle ilgili empati yapmalarını gerektirecek bir durum da oluşmamaktadır. Sorun, vergileriyle bu sistemin işlemesini sağlayan ve seçim zamanında bir defa sandığa giderek oy kullanan vatandaşın sorunu olarak
kalmaktadır.

Çakarlılar, uyanıklar, saygısızlar ve duyarsızlar: Acil durum görev olmamasına ragmen kamu yöneticisi olan veya haklarında koruma kararı bulunanların araçlarına taktırdıkları çakarlar ile trafikte yağ gibi akmaları, sağınızdan agresif şekide önünüze kırmaları aslında sizin trafik şiddete uğradığınızın bir işaretidir. Buna bir de sürekli önünüze geçmeye çalışan uyanıklar ve trafikte video seyredecek kadar duyarsız sürücüler eklenince trafik doğal olarak şiddet halini almaktadır. Bunun yanında “eğlence amacıyla” trafiği dakikalarca kesmeyi, “ambulansalara hasta denetimi” yapmayı kendine hak gören insanlarımız bile mevcuttur.

Toplu taşıma: Toplu taşımada yaşanan kargaşa ve hakka saygısızlık durumları ise toplumsal bir sorun olarak görülebilir. Burada kötü örneğin yaygınlaşması gibi bir durum söz konusudur. Normalde başkasının hakkını gasp etmeyi düşünmeyen insanlar bile kendilerinin hakkının yendiğini gördüklerinde, kişilikleinin dışına çıkarak, eleştirdikleri o hareketi bizzat yapabilmektedir. Aslında bu da psikoloijik şiddetin bir türü ve sonucudur.

HALK BU DURUMU NEDEN KABULLENDİ?

Bu yazının konusu olan tüm olumsuz durumlara ragmen halkın genel bir çözüm arayışına gitmemesi, yaşanan sorunların çözümü için etkili talepte bulunmaması, siyasileri ve kamu yönetimini bu konuda rahat bırakması ve sadece kendi kendine söylenerek veya etrafına şikayet ederek durumu geçiştirmesi ise apayrı bir bilimsel araştırma konusudur. Muhtemelen bu genel tepkisizlik, mağduriyeti içselleştirme ve durumu kabulleniş hali belki de toplumsal şiddetin de artmasına ve arsız, cüretkar ve kaba insanların şiddetin dozajını artırmasına neden olmaktadır?

 

patronlardunyasi.com