Ekonomi


Mahfi Eğilmez'in yazısı...

Geçtiğimiz 15 günde yaşanan dalgalanmalar sonucu uzun süredir 1.3 düzeyinde giden dolar paritesi geçen haftayı 1.5 düzeyine yakın tamamladı. Bu, bize yüzde 15 dolayında bir devalüasyon yaşandığını gösteriyor.

Eğer yine bir terslik olmazsa bundan sonrasında bir miktar revalüasyon olacak. Herkesin tanım yapmaya merak sardığı bir ortamda ekonomi biliminin tanımlarını vermekte yarar var: Bir ülkenin parasının yabancı paralara karşı değeri kısa süre içinde düşerse bu olay devalüasyon, yükselirse revalüasyon olarak adlandırılır. Tedrici düşüş ya da yükseliş oluyorsa değer kaybı ya da kazanımı söz konusu demektir.

Bazı konular ilk anda yarattığı sıkıntıdan çok daha fazlasını zamanla yaratıyor. Merkez Bankası başkanlığına yapılan atama bunun tipik bir örneği. Süreyya Serdengeçti, piyasaların takdirini kazanmış bir başkandı. Merkez Bankası'nı kritik bir dönemde başarıyla yönetti. Ya da piyasa aktörleri öyle algıladı. Onun tekrar aynı göreve atanmaması kolay anlaşılabilecek bir şey değil. Serdengeçti'nin bu göreve tekrar atanmamasının yanı sıra görevden ayrılmasından sonra da tam bir kaos yaşandı. Önce bir vekil atandı ve onun asaleten atanacağı açıklandı, sonra birçok yeni isim atıldı ortaya ve sonunda adı hiç geçmeyen birisi atanıverdi.

Ekonomi yönetiminin en önemli görevlerinden birisine yapılan atamada izlenen yöntem, anlaşılması mümkün olmayan bir yöntemdi. Bu atama sırasında yaşananları bizler sıkıntı olarak algılamıyor olabiliriz. Çünkü bizim geleneğimizde böyle işler sıklıkla yapılır. Ama yabancı yatırımcılar bu konuyu önemli bir kaos göstergesi olarak algıladılar. GSYİH'sinin yüzde 7'sine yakın bir cari açık veren ve bunun finansman kaynağı için yabancı sermaye yatırımlarına ve yabancı portföy yatırımcılarına güvenen bir ekonominin bu tür karışıklıklara meydan vermemesi gerekir. Merkez Bankası başkanlığı atamasında bu tür sıkıntılar yaşayan bir yönetimin, Cumhurbaşkanı seçiminde nasıl bir yol izleyeceğini düşünmek bile istemiyor artık yabancı yatırımcılar. Bana sorarsanız yabancılar açısından yıldızın söndüğü an Merkez Bankası başkanlığı atamasının yapılış biçimidir. Ne var ki yıldızlar sönse de aradaki uzaklık nedeniyle bir süre daha sanki orada duruyormuş gibi görünmeye devam eder. Son bir ayda yaşadığımız sanal aldanma yıldızın imajının hâlâ orada asılı kalmasıydı.
IMF üzerinden esen siyaset rüzgârı tam da bu olayın üzerine geldi. Borcumuzun büyük bölümünü ödediğimiz için artık IMF'ye ihtiyacımızın kalmadığı gündeme getirildi. Böylece yabancı yatırımcılar IMF çıpasının bitmek üzere olduğu sanısına kapılarak biraz daha şaşırdılar. Bu rüzgârın etkisi geçerken bu kez geçen hafta yaşanan Danıştay'a yönelik saldırı, beklenmedik biçimde, hükümete yönelik protestoların patlamasına sahne oldu. Sanırım yabancı yatırımcıları en fazla şaşırtan olay budur. Hiç kimse iktidara karşı bu kadar nefret birikmiş olduğunu düşünmüyordu. Ardından Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları ve ona Başbakan tarafından verilen sert yanıt geldi gündeme. Yani piyasaların ve yabancı yatırımcıların duymak ve görmek istemediği ne varsa hepsini son bir ayda yaşadık.

Bu yıla başlarken varsayımlarımızı geçen yılki koşulların devam etmesi üzerine kurarak iyimser tahminler yapmış, bir ay kadar önce Merkez Bankası atamasına giden yolda sergilenen tavır nedeniyle varsayımların sapmaya başladığını anlatmıştık. Bugün geldiğimiz nokta artık o iyimser tahminlerin altında yatan varsayımların hiçbirinin anlamının kalmadığı noktasıdır. Sanırım yabancılar da artık böyle görüyor Türkiye'yi.
Türkiye'nin AB karşısındaki gücü, halkının çoğunluğunu tek başına temsil eden bir hükümetten kaynaklanıyordu. Geçen hafta halk hükümete ateş püskürdüğünde bu görünümün gerçeği yansıtıp yansıtmadığı kuşkusu doğdu. Cenaze tö