Gündem


Toygun ATİLLA

Hemen kızmayın, sakin olun. Bu cümleleri özellikle yazdım. Alıcılarınızla oynamayın, soğukkanlı bir şekilde yazıyı okuyun. Sonrasında isterseniz hep birlikte tartışırız.

ORADA OLDUYSA BURADA DA OLUR MU?

Macaristan'da Peter Magyar, Viktor Orban'ın 16 yıllık iktidar saltanatına son verdi. Bu seçim sonucu Türkiye'de de uzun süre tartışılacaktır.

Eminim ki, şu anda muhalefet masalarında şu cümleler kuruluyordur: "Orada olduysa burada da olur"

İKİ ÜLKE ARASINDAKİ BENZERLİKLER

Kağıt üzerinde hiç de yabana atılacak bir cümle değil bu.

Öyle ki, Recep Tayyip Erdoğan iktidarı ile Orban iktidarı arasında ciddi benzerlikler var.

Uzun süre iktidarda kalma süreleri (Erdoğan 26 yıl, Orban 16 yıl),  güçlü lider modeli, medya üzerindeki etkileri, politikaları, dış politika üzerinden kurulan güç dili. Bunlar iki liderin benzerlikleri.

Bir de ifade özgürlüğü ihlalleri, medyayı baskı altına alma, yolsuzluk gibi hükümetlerine yöneltilen eleştirilerde de aynı paydada buluşuyorlar.

MUHALEFETİN UMUDU

Bu benzerlikler, Türkiye'de özellikle muhalif çevreler tarafından son derece gerçekçi ve iktidara açılan bir "umut" penceresi olması konusunda son derece doğru yorumlar.

AVRUPA VE ORTADOĞU FARKI

Ancak gözden kaçan bir duruma işaret etmek istiyorum. Macaristan öyle veya böyle bir Avrupa toplumu... Türkiye ise tarihsel refleksleri itibari ile Ortadoğu kodları taşıyan bir toplum.

Bu fark da sandığa bence bire bir yansıyan bir davranış biçimini oluşturuyor.

AVRUPALI NE İSTER, TÜRK NE İSTER

Şöyle değerlendirecek olursak, Avrupa seçmeni, ekonomik rasyonalite, kurumsal beklenti ve sistem eleştirisinde bulunan bir reflekse sahip.

Türk seçmeni ise, güçlü lider, kriz anında güvenlik ve uluslararası temsil noktasında bir tutum geliştiriyor.

BATIDAKİ SEÇMEN DAVRANIŞI

Hemen burada kendi yazdıklarıma bir dip not düşeyim. Türkiye'de ekonomik rasyoneller artıyor, özellikle büyükşehir seçmen davranışı Avrupa'ya yaklaşıyor. Bunu da zaten ülke çapındaki seçimlerde sandığa yansıyan tablolarda genel olarak fark ediyorsunuz.

Fakat burada ayrılan bir gerçeklik bence şu. Avrupa'da seçmen ağırlıklı olarak sistemi oylarken, Türkiye'de seçmen çoğu zaman lideri oyluyor.

LİDER BAZLI SEÇMEN YÖNELİŞİ

Türkiye'de seçmen davranışı "Zor zamanlarda güçlü lider gerekir" denklemi üzerine kurulu. Bu yüzden de, dış politika performansı, kriz yönetimi, uluslararası görünürlük lider tercihinde etkili oluyor.

Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de hala çok güçlü bir figür olarak karşımızda.

Özellikle sermaye çevrelerinde ve iş dünyasında "Dışarıda Türkiye'yi temsil edecek lider" algısını sürdürüyor.

MUTFAK İKTİDARLARI ZORLUYOR

Tüm bunlara rağmen unutulmaması gereken bir şey daha var. Bence hayati noktada önemli. Mutfak, yani ekonomiden bahsediyorum.  Güçlü lider algısı ekonomik refahla desteklenmediği sürece erozyona uğraması kaçınılmazdır. Bir noktada Erdoğan'ın en büyük handikabı da bir süredir burası gözüküyor.

Enflasyon, gıda fiyatlarında yükseliş, alım gücünün düşmesi gibi etmenler Macaristan'da seçim sandığına güçlü bir şekilde yansıdı. Bu alan tüm dünyada iktidarlar için en büyük risk. Ancak Türkiye bu noktada farklı değişkenlikler gösteriyor. Seçmen ekonomik sıkıntıya rağmen son lider tercihini bugüne kadar değiştirmedi. Erdoğan'a rağmen Erdoğan... Bu da şu demek, Erdoğan'ın son döneminde ekonomik olarak bozulmuş olabiliriz ama bunu çözebilecek yine de Erdoğan'dır.

Bu nasıl oluyor demeyin.

KAHRAMANMARAŞ ÖRNEĞİ ÖNÜMÜZDE

Dönün, Kahramanmaraş merkezli büyük deprem felaketine ve sonrasına bakın. Normal şartlarda 60 bin insanın hayatını kaybettiği, deprem öncesi büyük ihmallerin yaşandığı, depremin ilk anları koordine sıkıntısı çekilen bir başka ülkede o günün şartları içinde bile hükümet istifaya davet edilebilirdi. Ancak Türkiye'de özellikle Anadolu'da yaşayan insanlar bu noktada Erdoğan'a güvendi. Deprem sonrası normale dönme sürecinin Erdoğan iktidarı ile yönetilebileceğini düşündü. Bu da yerel seçim sonuçlarına yansıdı. Erdoğan'ın temsil ettiği AK Parti bölgedeki belediyelerin büyük çoğunluğunu kazandı.

Gerçekten de Erdoğan, deprem bölgesinde halkın umudunu boşa çıkarmadı. Bunu da zaman gösterdi.

Fakat burda bir es verip tekrar ekonomiye dönelim. Her ne kadar seçmen Türkiye'de ekonomik sıkıntılara rağmen lider tercihini kolay kolay değiştirmiyor diyorsak da burada kredisi sınırsız değil.

Dolayısı ile son anketler de gösteriyor ki, AK Parti hükümetine ve Erdoğan'a karşı o sabrın sınırına gelinmiş, bıçak kemiğe dayanmış durumda.

YOLSUZLUĞA ŞERBETLİ ÜLKE

Şimdi gelelim yolsuzluk konusuna. Macaristan'da yolsuzluk iddiaları son seçim sürecinde Orban'ın kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri gözüküyor.

Türkiye'de ise durum biraz daha karışık.

Türkiye'de öteden beri yolsuzluk iddiaları var ve bunun etkisi maalesef seçmen davranışında sınırlı kalıyor. İşin bir diğer kritik noktası ise bu algı sadece iktidara değil muhalefete de yayılmış durumda. Yani, tencere dibin kara senin ki benden kara gibi bir tablo...

Bu da temiz alternatif olmadığında motivasyonun düşmesi gibi bir durumun ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Macaristan ve Türkiye benzerliğini ortaya koyan maddelerden biri de medya kontrolü tartışması. Macaristan'da medyanın yüzde 80'i iktidar güdümündeydi. Türkiye'de de benzer eleştiriler var. İki ülke arasında ise iki fark var. Türkiye'de dijital medya, sosyal ağlar ve bunların kullanımı daha güçlü. Ancak bu platformlara uygulanan yasaklar ve hukuki işlemler de Macaristan'dan daha yoğun.

Ez cümle,

Türkiye'de uzun yıllardır muhalefetin erken umut refleksi var. Yazımın başında da provokatif bir cümle ile bunu belirtmiştim. Ali Koç'un Aziz Yıldırım'ı yenmesi bile bir dönem "siyasi değişim işareti" olarak yorumlanmıştı.

Bugün de Macaristan seçimleri sonrası aynı umut dalgasına yönelik beklentilerin ortaya çıkacağını ve benzer şekilde yorumlar yapılacağını tahmin etmek zor değil.

Bu da çok normal...

Demokrasinin kalıcı olarak gelişmesi için hem muhalefetin hem iktidarın sandığa güçlü argümanlar ile gitmesi demokrasinin gelişmesine fayda sağlayacaktır.

patronlardunyasi.com