Gündem


Burak ARTUNER

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün New York’ta düzenlenen Türk ve Kardeş Topluluklar Buluşması’ndaki konuşmasında, Amerika’daki Türk varlığının geçmişinden söz ederken Gülcemal Vapuru ile Türk Teavün Cemiyeti’ni aynı tarih zincirinin halkaları olarak andı. Erdoğan, Gülcemal ile Amerika’ya ulaşan ilk nesillerden bugün Amerika’nın dört bir yanında yaşayan Türk toplumuna uzanan bir mirasa dikkat çekti.

#video_9752891#

İşte bu sözlerle birlikte, Türk denizcilik tarihinin belki de en duygulu gemilerinden birinin hikâyesi yeniden karşımıza çıktı.

1874’TE BELFAST’TA BAŞLAYAN HİKÂYE

Gülcemal’in hikâyesi aslında Amerika’da değil, Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde başladı.

Harland & Wolff tersanesinde 1874 yılında Germanic adıyla inşa edilen gemi, 15 Temmuz 1874’te denize indirildi. Yaklaşık 142 metre uzunluğunda, 5 bin 71 gros ton ağırlığında ve 1700 yolcu kapasiteli dev bir transatlantikti.

İlk yıllarında Titanic'in de sahibi olan White Star Line’ın Liverpool-New York hattında çalıştı.

Yani Gülcemal olmadan çok önce Atlantik’i tanımıştı.

Osmanlı Devleti tarafından satın alındığında ise geminin hayatında yeni bir sayfa açıldı.

Gemiye Padişah Mehmet Reşat'ın annesinin adı verildi: Gülcemal…

Ve bundan sonra sadece yolcu taşımadı.

Bir imparatorluğun son yıllarını, savaşlarını, göçlerini ve ardından bir cumhuriyetin kuruluşunu taşıdı.

SAVAŞTAN GÖÇE, GÖÇTEN AMERİKA’YA

Gülcemal Balkan Savaşları sırasında asker ve sivillerin tahliyesinde kullanıldı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında çeşitli askeri nakliyat görevleri üstlendi.

1915’te Çanakkale’ye asker taşırken İngiliz denizaltısının torpido saldırısına uğradı ve ağır hasar gördü. Uzun bir onarımın ardından yeniden denize döndü.

Fakat Gülcemal’in en dikkat çekici yolculuklarından biri savaş meydanlarına değil, New York’a olacaktı.

1920’de İstanbul’dan hareket ederek Atlantik’i geçti ve New York’a ulaştı.

Amerika’daki Türkler için bu sıradan bir geminin gelişi değildi.

Çünkü Atlantik’in üzerinde Türk bayrağı dalgalanıyordu.

Amerika’daki Türk topluluğu için Gülcemal, bir bakıma uzaktaki vatanın deniz üzerinden gelen görüntüsüydü.

O yıllarda Amerika’da yaşayan Türklerin sayısı bugünküyle kıyaslanamayacak kadar azdı. Büyük bölümü işçi olarak New York, Detroit, Worcester, Lawrence, Youngstown ve Pittsburgh gibi sanayi kentlerinde yaşamaya çalışıyordu. Dil bilmiyor, birbirlerine tutunarak hayatlarını sürdürüyordu.

Ve Gülcemal geldiğinde, o dağınık topluluk bir anda aynı rıhtımda buluştu.

BEDRİ RAHMİ’NİN GÜLCEMAL’İ

Milli Mücadele'de de önemli görevler üstlenen Gülcemal Vapuru, Kurtuluş Savaşı'na katılmak isteyen birçok kişiyi Anadolu’ya taşıdı. Sivil görevlerine devam eden Gülcemal bir süre posta taşımacılığı da yaptı.

Belki de Gülcemal’in gerçek anlamda ölümsüzleştiği yer burasıydı:

Türk edebiyatı.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, İstanbul Destanında Gülcemal’i çocukluk ve Anadolu hafızasıyla yan yana getiriyordu:

"İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir,

Anadolu’da, toprak damlı bir evde,

Gülcemal üstüne türküler söylenir.

Süt akar cümle musluklarından,

direklerinde güller tomurcuklanır.

Anadolu’da, toprak damlı bir evde çocukluğum,

Gülcemel’le gider İstanbul’a,

Gülcemal’le gelir."

Gülcemal, şiirde Anadolu'daki toprak damlı evden İstanbul'a giden, sonra geri dönen bir çocukluk hayaline dönüşüyordu.

Bu yüzden Gülcemal sadece bir gemi değildi.

Karadeniz köylerinde türküsü söylenen, çocukların İstanbul hayalini taşıyan, gurbetten vatana ve vatandan gurbete uzanan bir hafıza gemisiydi.

Belki de Bedri Rahmi’nin dizeleri Gülcemal’in ne olduğunu tarih kitaplarından daha iyi anlatıyordu.

MÜBADELE GEMİSİ

Gülcemal’in hikâyesinin en hüzünlü sayfalarından biri ise 1924 mübadelesiydi.

Lozan sonrasında Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi kapsamında Gülcemal, Yunanistan’dan Türkiye’ye getirilen Türk mübadilleri taşıdı.

Bir zamanlar Amerika’ya umut götüren gemi, şimdi evlerini, topraklarını ve hayatlarını geride bırakan insanları Anadolu’ya taşıyordu.

Selanik’ten kalkan insanların bir kısmı için bu yolculuk yeni bir hayatın başlangıcıydı.

Ama aynı zamanda geride bırakılan evlerin, bağların, mezarların ve çocuklukların yolculuğuydu.

Gülcemal bu yüzden bazıları için İstanbul’a açılan kapı, bazıları için ise kaybedilmiş bir dünyanın son hatırası oldu.

TÜRKLERİN AMERİKA’DAKİ İLK DAYANIŞMA ADRESİ

Tam da bu noktada Erdoğan’ın konuşmasında Gülcemal’in hemen yanında andığı Türk Teavün Cemiyeti önem kazanıyor.

Amerika’ya giden ilk Türkler yalnız değildi ama hayatları kolay da değildi.

Farklı şehirlerde çalışan Türkler zamanla birbirleriyle haberleşmeye, yardımlaşmaya ve örgütlenmeye başladı.

New York merkezli Türk Teavün Cemiyeti, Amerika’daki ilk Türk örgütlenmelerinden biri olarak ortaya çıktı ve akademik çalışmalarda Amerika’daki ilk Türk lobisi olarak değerlendirildi.

Cemiyetin kuruluş hikâyesinde ise ilginç isimler var.

Sabiha ve Zekeriya Sertel’in Amerika yıllarına ilişkin anlatımlara göre, cemiyetin oluşumunda Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel, Mühendis Hamdi, Salih Zeki, Naci Bey ve Taşköprülü İsmail Bey gibi isimler yer aldı.

ABD'de kurulan Türk Teavün Cemiyeti'nin öncülerinden Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel.

İlk toplantılarda cemiyetin adı üzerinde de tartışma yaşandı. Bir süre “Osmanlı Teavün Cemiyeti” adı kullanılırken daha sonra çoğunluğun kararıyla Türk Teavün Cemiyeti adına geçildi.

Amaç yalnızca Amerika’daki Türklerin birbirlerine yardım etmesi değildi.

Cemiyet; iş bulmaya yardımcı olmaktan maddi ve manevi dayanışmaya, eğitimden Anadolu’ya yardım göndermeye kadar geniş bir faaliyet alanı oluşturdu.

Bir süre sonra Birlik adlı Türkçe gazeteyi de yayımlamaya başladı.

GÜLCEMAL İLE CEMİYETİN YOLLARI KESİŞİNCE

Kısacası; Gülcemal Amerika’ya yalnızca yolcu taşımadı.

Amerika’daki Türklerin topladığı yardımların Türkiye’ye ulaştırılmasında da rol oynadı.

Türk Teavün Cemiyeti çevresinde toplanan yardımlardan bazıları Gülcemal ile İstanbul’a gönderildi. 1921’de Anadolu’daki ihtiyaç sahipleri için toplanan para, giysi ve ayakkabı gibi yardımların Gülcemal aracılığıyla İstanbul’a ulaştırıldığına dair kayıtlar bulunuyor.

Yani bir tarafta Türkleri Amerika’ya götüren Gülcemal, diğer tarafta Amerika’daki Türklerin Anadolu’ya gönderdikleri yardım…

Denizin iki yakasında birbirine uzanan görünmez bir köprü gibi.

SONRA HAYAT YAVAŞLADI

Gülcemal’in hayatında savaşlar kadar barış da vardı.

Mustafa Kemal Atatürk de Gülcemal’e birkaç kez bindi. İstanbul'u ziyaret eden İran Şahı'yla Gülcemal'de görüştü.

İsmet İnönü ve Lozan heyetiyle ilgili yolculuklarda da geminin adı tarihe geçti. Cumhuriyet döneminde Karadeniz, Ege ve Akdeniz hatlarında çalıştı.

Atatürk, İsmet İnönü, İran Şahı (Sağ başta) Gülcemal Vapuru'nda

Ama zaman onun da önüne geçti.

1937’de hizmet dışı bırakıldı.

Bir zamanların Atlantik fatihi artık Haliç’te demirli, yaşlı bir gemiydi.

1939’da İtalyan bir metal şirketine satılmasına karar verildi. Fakat Gülcemal hemen sökülmedi; yıllarca Haliç’te bekledi.

Ve sonunda 1950’de sökülmek üzere İtalya’ya gönderildi.

Gülcemal’in hikâyesi böylece bitti.

Bir gemi olarak bitti ama hafıza olarak bitmedi.

BİR GEMİDEN FAZLASI

Bugün New York’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Amerika’daki Türk ve Müslüman topluluğuna seslenirken Gülcemal’in adını anması, aslında 100 yılı aşan bir hikâyeyi yeniden hatırlatıyor.

Belfast’ta denize indirilen bir İngiliz transatlantiği…

Osmanlı’nın satın aldığı bir vapur…

Savaşlarda kullanılan bir gemi…

Mübadele yolcularının hüzünlü taşıyıcısı…

Atlantik’i aşarak New York’a ulaşan Türk bayrağı…

Amerika’daki Türklerin gururu…

Türk Teavün Cemiyeti’nin Milli Mücadele'yle dayanışma yıllarının tanığı…

Ve sonunda Haliç’te sessizce yaşlanan bir gemi.

İnsanların hafızasını taşıyan Gülcemal, artık denizde değil ama tarihe geçen hikayesi hâlâ yolculuğunu sürdürüyor...

patronlardunyasi.com