Toygun ATİLLA
Bir zamanlar Türkiye onun başarılarını gururla anlatıyordu. Haberlerde adının önünde “Müthiş Türk Kızı” sıfatı vardı.
#video_9750067#
Bu tanımlamanın arkasında gerçekten sıra dışı bir özgeçmiş vardı.
İstanbul Erkek Lisesi…
Boğaziçi Üniversitesi…
Princeton…
Goldman Sachs…
First Republic Bank…
Amerikan finans dünyasının en üst katları…
Sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.
Bugün ise aynı Hafize Gaye Erkan’ın adını Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşınan tehdit ve nüfuz kullanma iddiaları nedeniyle konuşuyoruz. Dahası, bu yeni tartışmada da babası Erol Erkan’ın adı yanında. Hafize Gaye Erkan bu iddiaları avukatı aracılığıyla kesin bir dille reddediyor.
Hafize Gaye Erkan'ın Merkez Bankası Başkanı olmasından ayrılık sürecine giden öyküsünü yakından takip eden bir gazeteci olarak ise benim aklımı "Bu kadar parlak başlayan bir hikâye nasıl buraya geldi?" sorusu kurcalıyor.

PRINCETON’DAN WALL STREET’E
Hafize Gaye Erkan’ın akademik ve profesyonel başarılarına haksızlık etmemek gerekiyor. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun oldu. Princeton Üniversitesi’nde doktora yaptı. 2005 yılında Goldman Sachs’ta çalışmaya başladı. Yaklaşık on yıl sonra First Republic Bank’a geçti ve burada hızla yükseldi. Yatırım direktörlüğü, risk yönetimi, başkanlık, yönetim kurulu üyeliği derken Co-CEO koltuğuna kadar çıktı. Tiffany & Co. ve Marsh McLennan gibi dev şirketlerin yönetim kurullarında görev yaptı.
Yani Türkiye’nin onu bir başarı hikâyesi olarak görmesinin sağlam gerekçeleri vardı. Fakat burada ileride döneceğimiz küçük bir dipnot düşelim. Amerika kariyeri de tamamen tartışmasız değildi. First Republic’te Co-CEO olduktan birkaç ay sonra, Aralık 2021’de ani biçimde ayrıldı. Daha sonra Amerikan basınına yansıyan haberlerde bazı üst düzey yöneticilerle ilişkileri ve yönetim tarzı hakkında eleştiriler de yer aldı. Dolayısıyla Gaye Erkan hikâyesini “Amerika’da kusursuzdu, Türkiye’de birden değişti” kolaycılığıyla anlatmak doğru olmaz.
Türkiye’de yaşanacaklar ise çok daha görünür olacaktı.
“MÜTHİŞ TÜRK KIZI” TÜRKİYE’YE DÖNDÜ
9 Haziran 2023.
Hafize Gaye Erkan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı olarak atandı. Cumhuriyet tarihinin ilk kadın Merkez Bankası Başkanı’ydı. Üstelik ekonominin son derece kritik bir döneminde göreve gelmişti.
Seçimlerin ardından Mehmet Şimşek yeniden ekonomi yönetiminin başına geçmiş, Türkiye para politikasında keskin bir dönüşe başlamıştı. Erkan bu değişimin en önemli yüzlerinden biri oldu. Göreve geldiğinde yüzde 8,5 olan politika faizi, başkanlığının son döneminde yüzde 45’e kadar çıktı.
İlk aylarda konuşulan Gaye Erkan buydu.
Faiz…
Enflasyon…
Rezervler…
Para politikası…
Sonra yavaş yavaş başka bir Hafize Gaye Erkan konuşulmaya başladı.

“ANNEMLERE YERLEŞTİK”
Aralık 2023’te Ahmet Hakan’a verdiği röportaj, bu dönemin en çok konuşulan sahnelerinden biriydi. Erkan İstanbul’daki konut fiyatlarından söz ederken: “İstanbul, Manhattan’dan pahalı olur mu? Biz İstanbul’da ev bulamadık. Müthiş pahalı. Annemlere yerleştik.” dedi.
Enflasyonu gündelik hayatta anlamak için apartman görevlisi “Sadık Abi”ye fiyatları sorduğunu da anlattı. Sözleri tartışma yarattı. Yıllarca Amerikan finans dünyasının en üst kademelerinde çalışmış bir bankacının İstanbul’da ev bulamadığını söylemesi inandırıcılık tartışmasına dönüştü.
Merkez Bankası başkanının iletişim tarzı da sorgulandı. Ancak bu röportaj Gaye Erkan hikâyesinin kırılma noktası değildi. Sadece yaklaşan çok daha büyük tartışmaların öncesindeki dikkat çekici bölümlerden biriydi.

SONRA BABASI MERKEZ BANKASI’NIN GÜNDEMİNE GİRDİ
Ocak 2024’te bu kez Hafize Gaye Erkan’ın babası Erol Erkan konuşulmaya başlandı. Bir Merkez Bankası çalışanı, Erol Erkan’ın kurum içinde etkili olduğunu ve kendi işten çıkarılmasında rol oynadığını ileri sürdü.
Erol Erkan’a Merkez Bankası’nda oda, koruma ve araç tahsis edildiği, personel üzerinde etkili olduğu yönünde başka iddialar da ortaya atıldı. Bunların iddia olduğunun altını çizelim. Hafize Gaye Erkan da suçlamaları reddetti. Kendisi, ailesi ve Merkez Bankası hakkında gerçeklerle bağdaşmayan, güven zedeleyici haberler yapıldığını açıkladı ve hukuki yollara başvuracağını bildirdi. Türkiye artık Merkez Bankası Başkanı’nın yalnızca para politikasını konuşmuyordu. Ailesini de konuşuyordu.
SEKİZ AY BİLE DOLMADAN AYRILDI
2 Şubat 2024’te Hafize Gaye Erkan görevinden affını istediğini açıkladı.
Açıklamasındaki en önemli ifade şuydu: “İtibar suikastı.”
Kendisine yönelik büyük bir itibar suikastı kampanyası düzenlendiğini, ailesinin ve küçük çocuğunun bu süreçten daha fazla etkilenmemesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan affını istediğini söyledi.
Yerine Fatih Karahan atandı.
Böylece Princeton’dan, Goldman Sachs’tan ve Wall Street’ten Türkiye’ye uzanan yolculuğun Merkez Bankası bölümü sekiz ay bile sürmeden sona erdi. Sonra Gaye Erkan uzun süre Türkiye’nin gündeminden çıktı.
Ta ki Bodrum’a kadar.

İKİ BUÇUK YIL SONRA YİNE GAYE ERKAN, YİNE BABASI
Bu kez adres Ankara değil Bodrum'du...
Çağdaş Turgut Reis Tatil Evleri Site Müdürü Ertuğrul Kara ile Swissotel Resort Bodrum Beach Genel Müdürü İlker Ali Şen, Hafize Gaye Erkan ve babası Erol Erkan hakkında Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Savcılığa taşınan iddialar ağır.
Erkan’ın personele gelecekte Maliye ya da İçişleri Bakanı olacağını söyleyerek onları işlerinden ettirmekle tehdit ettiği öne sürüldü. Dosyadaki en çarpıcı iddialardan biri ise Ertuğrul Kara’nın ifadesinde yer aldı.
Kara, Erkan’ın kendisine: “Dua et babam uyuyor, yoksa silahını çekip hepinizi vururdu” dediğini iddia etti. Ortak alanların kullanımı, personelin özel işlerde çalıştırılmak istenmesi ve kameralarla ilgili başka iddialar da savcılık dosyasına taşındı. Burada çok kalın bir çizgi çekmek gerekiyor. Bunlar şikâyetçilerin iddialarıdır.
Hafize Gaye Erkan da suçlamaları reddediyor.
Dolayısıyla iddiaları ve olguları birbirine karıştırmadan sadece fotoğrafı gösterdiğimizi vurgulamak isterim.

GAYE ERKAN: GERÇEĞİ YANSITMIYOR
Hafize Gaye Erkan’ın avukatı Ceylan Yılmaz Özer, iddiaların ardından açıklama yaptı. Özer, Bodrum’daki meselenin taraflar arasında devam eden hukuki bir uyuşmazlık olduğunu belirtti. En ağır iki iddiaya da doğrudan yanıt verdi: Tehdit ve nüfuz kullanma.
Açıklamada şöyle denildi: “Müvekkilime atfedilen tehdit ve nüfuz kullanma yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve bu iddiaların müvekkilim tarafından kabul edilmediğini önemle belirtmek isteriz.” Erkan’ın avukatı ayrıca ellerindeki bilgi ve belgelerin gerekli görülmesi halinde ilgili mercilerle paylaşılacağını ve bütün yasal haklarının saklı olduğunu bildirdi.
TÜRKİYE’DEN GİTTİ
Türkiye’de kariyerinin belki de en büyük itibar krizini yaşayan Hafize Gaye Erkan’ın uluslararası finans dünyasındaki kariyeri sona ermedi.
Bugün Kanada merkezli Fairfax Financial Holdings’te Bankacılık ve Insurtech Başkanı olarak görev yapıyor.
Fairfax bir banka değil; sigorta, reasürans ve yatırım alanlarında faaliyet gösteren büyük bir uluslararası finans grubu. Erkan’ın buradaki görev döneminde Türkiye’de yaşananlara benzer ölçekte bir tartışma bulunmuyor.
İşte hikâyenin beni en fazla düşündüren tarafı da bu.

AYNI GAYE ERKAN, ÜÇ FARKLI ORTAM
Amerika’da uzun bir kariyer. Türkiye’de sekiz aydan kısa bir Merkez Bankası Başkanlığı. Sonra yeniden uluslararası finans dünyası. Kariyerindeki en büyük kişisel ve aile merkezli kamuoyu tartışmaları Türkiye’de.
Neden?
Bu soruya cevap ararken Hafize Gaye Erkan’a haksızlık yapmamak gerekiyor.
First Republic’ten ayrılışının ani olduğunu ve yönetim tarzına ilişkin bazı eleştirilerin ABD basınına da yansıdığını söyledik. Yani Amerika yılları tamamen pürüzsüz değildi. Fakat yine de Türkiye’de ortaya atılan iddiaların niteliği farklı. Tam burada başka bir soruyu gündeme getirmek istiyorum: "Amerika'da yapabilir miydi?" Bu soruyu Hafize Gaye Erkan’ın söz konusu davranışları gerçekleştirdiğini kabul ederek değil, iddialar üzerinden soruyorum.
2024’te Merkez Bankası çalışanının babası Erol Erkan hakkında ortaya attığı iddialar doğruysa… Benzer bir şey Goldman Sachs’ta yaşanabilir miydi?
Bir üst düzey yöneticinin babası şirketin koridorlarında dolaşıp personel meselelerinde söz sahibi olabilir miydi? First Republic’te bir yöneticinin yakınının çalışanlarla ilgili karar süreçlerine müdahale ettiği iddia edilse yönetim kurulu, insan kaynakları ve uyum mekanizmaları ne yapardı?
Şimdi Bodrum’da ortaya atılan ve Gaye Erkan’ın reddettiği diğer iddiaları düşünelim.
“Bakan olacağım.”
“Sizi attırırım.”
“Seni içeri attıracağım.”
Böyle sözlerin New York’ta ya da Toronto’da büyük bir finans kuruluşunun üst düzey yöneticisi tarafından söylendiği iddia edilse nasıl bir kurumsal süreç başlardı?
Soruyu daha da basitleştirelim:
İnsan mı değişiyor, yoksa içinde bulunduğu sistem insanın sınırlarını mı değiştiriyor?
“TİPİK TÜRK” MESELESİ Mİ?
Burada meseleyi “Amerika’da Amerikalı gibi davrandı, Türkiye’ye gelince Türk gibi davranmaya başladı” kolaycılığına indirgemek istemiyorum. “Türk davranışı” diye milyonlarca insanı aynı kefeye koymak hem yanlış hem de bize hiçbir şey anlatmıyor.
Belki konuşmamız gereken şey millî karakter değil. Kurum kültürü, denetim, hesap verebilirlik, makam ile kişinin arasındaki mesafe ve gücün sınırları.
Amerikan finans sisteminde Gaye Erkan ne kadar başarılı ve güçlü olursa olsun bir şirket yöneticisiydi.
Üzerinde yönetim kurulu vardı.
Hissedar vardı.
Uyum mekanizmaları vardı.
Regülatör vardı.
Kurumsal prosedürler vardı.
Türkiye’ye geldiğinde ise artık yalnızca başarılı bir finansçı değildi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başkanıydı. Devlet protokolünün içindeydi.
Makamı vardı, koruması vardı. Bürokratik hiyerarşinin en üst katlarından birinde oturuyordu. Arkasında çok büyük bir kamusal otorite vardı.
Acaba değişen Gaye Erkan mıydı? Yoksa çevresindeki gücün sınırları mıydı?

GAYE ERKAN’A NE OLDU?
Yazıya başlarken sorduğumuz soru buydu.
Yazımızın sonuna geldiğimde soruyu değiştirmek gerektiğini düşünüyorum, Princeton hâlâ Princeton, Goldman Sachs kariyeri, First Republic’te ulaştığı makamlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ilk kadın başkanı olduğu, Türkiye’de hakkında ortaya atılan iddiaların varlığı, bunları reddettiği de gerçek.
Son olarak, Türkiye’den ayrıldıktan sonra uluslararası finans dünyasında yeniden çok önemli bir göreve getirildiği de gerçek.
O hâlde belki yanlış soruyu soruyoruz.
“Müthiş Türk Kızı Hafize Gaye Erkan’a ne oldu?” değil…
Belki de sormamız gereken, Hafize Gaye Erkan Türkiye'ye gelince ne oldu? sorusudur... Akıl yürüyorum, insanları yalnızca sahip oldukları güç değil, o gücün karşısına konulan sınırlar da şekillendiriyor olabilir mi?
Amerika’da, Türkiye’de ve bugün Kanada’da karşımızda aynı Hafize Gaye Erkan var. Değişen en önemli şeylerden biri içinde bulunduğu kurumsal düzen. Bu nedenle Hafize Gaye Erkan dosyası artık yalnızca eski bir Merkez Bankası Başkanı’nın sıra dışı kariyer hikâyesi değil. Türkiye’de makamın, gücün ve kurumların birbirleri karşısında ne kadar güçlü olduklarına dair de üzerinde düşünülmesi gereken bir vaka.
patronlardunyasi.com