Ertuğrul ÖZKÖK
SEZEN AKSU’NUN DÜN ÇIKAN ALBÜMÜNDE EN SEVDİĞİM PARÇA BİR ARAP ŞARKISI
Dün sabah pek çok Türk ve Kürt gibi sıkıntılı bir ruh haliyle uyandığımda beni güzel bir sürpriz bekliyordu…
Sezen Aksu’nun yeni albümü çıkmış.
ALBÜMÜN ÖNCE ADI ALDI UÇURDU BENİ
Daha ilk anda, adı aldı götürdü beni…
“Biz de Yeniden Başlarız…”
Evet dünyada hızla yayılan yeni bir “Zamanın Ruhu” mottosu haline gelebilir bu cümle…
Popülizmin yarattığı bu karanlık mağaradan çıkma duygusu yavaş yavaş bütün dünyaya yayılıyor.

KAPAKTA EPEYDİR ORTADA GÖRMEDİĞİMİZ SÜRPRİZ BİR İSİM
Albümün kapağında epeydir sessiz sedasız duran star bir reklamcının adı var.
Ali Taran.
Çok minimal, sade ve güzel bir albüm kapağı olmuş.
Albümde 4-5 şarkıyı çok sevdim.
ALBÜMDE EN SEVDİĞİM PARÇA “CANIM OLMAZ Kİ”
Ama en çok “Canım Olmaz ki” şarkısını çok sevdim.
Bir “Güle güle” şarkısı bu…
“Senin de bir raf ömrün, bir son tarihin var” diyor.
Üstelik köprüleri de, dönüş umutlarını da yıkıyor…
“Bekleme… Ne aynı yerdeyim, ne de aynı halde…”
Bunu bir kadın söylüyor ve siz de bir erkek olarak dinliyorsanız…
Ne yalan söyleyeyim biraz dokunuyor insana.

UMUDUNU KAYBEDEMEYENLER İÇİN BİRAZ KATI BİR ŞARKI
Ne yalan söyleyeyim; umudunu kaybedemeyenler için bir katı ve acımasız sözler bunlar.
Bir taraftan da, “Hiçbir şey ölü bir aşk kadar ölü değildir” sözlerinin sağlaması…
Bir erkek de bir zamanlar şu dizeyi yazmıştı:
“Döndüm ki döndüğüm yerde değilim…”
Şarkı çok güzel ve en iyisi ileriye bakmak…
79 YAŞINDA BİR ERKEĞİN KAÇ “SAKURA MEVSİMİ” KALMIŞTIR
Evet ileriye bakmak lazım ve albümde onun da şarkısı var.
“Kiraz Mevsimi…”
“Bir daha gelmez ki geri genç baharlar
Kim bilir önümüzde kaç kiraz mevsimi var…”
Bir “Sakura” şarkısı yani… Fuji dağının eteklerindeki kiraz ağaçlarının bahar mevsimi.

BİR İZMİRLİNİN NAKARATI FARKLI
Ama ben bir İzmirli olarak bu şarkının nakaratını şöyle söyleyeceğim:
“Kim bilir önümde kaç papatya mevsimi var…”
Bence Egelilere yakışan nakarat da budur…
Sevdiğim öteki şarkılara gelince…
“Sizli Bizli”, “Mış Gibi” ve “Yani…”
İyi ki varsın Sezen…
İyi ki benim İzmirli hemşehrimsin…
İSMAİL KÜÇÜKKAYA İLE ÜÇ GÜZEL BARCELONA GÜNÜ
Geçen hafta işte böyle bir ruh haliyle Barcelona’daydım.
Son yıllarda hazır giyimde büyük atağa kalkan tanıdık bir hazır giyim markasının davetlisiydik.
Mango davet etti.
Tanıdık diyorum çünkü Türkiye’den İspanya’ya göç etmiş bir aile tarafından kurulmuş bir marka.
LVMH MAHALLESİNDE İDDİALI BİR TANIDIK
New York’a son gittiğimde Beşinci Cadde'de, büyük mağazalarını görünce çok şaşırmıştım.
Hem de lüksün en büyüğü LVHM grubunun Tiffany, Dior, Loro Piana gibi dev isimlerinin hemen yanında büyük bir mağaza açmışlardı.
Girip dolaşmıştım.
Bizler için fiyatların çok yükseklerde olduğu bir mahallede, çok makul fiyatlarla çok güzel ürünler satıyorlardı.
Son dönemdeki atılımları ile Zara kalibresinde bir markaya dönüşmüşlerdi.
TENİSİ TOPRAK ZEMİNDE BU İMKANLARLA SEYRETMEK ŞAHANEYMİŞ
Mango yavaş yavaş tenisin büyük buluşmaları arasına giren “Barcelona Open’ın” sponsoru.
Fransa, İspanya, İtalya ve Türkiye’den bazı gazetecileri bu turnuvayı izlemeye davet etti.
Türkiye’den de beni, İsmail Küçükkaya ve Oksijen gazetesinden Elif Ergu’yu davet ettiler.
Daha önce Monte Carlo ve US Open’da tenis karşılaşmaları izlemiştim.
Ama toprak zeminde ilk defa bu kadar güzel bir yerden izleme imkânı buldum.
Şimdi televizyonda izlediğim tenis maçlarındaki o heyecanlı kalabalıkları çok daha iyi anlıyorum.
Tenisi böyle imkânlarla izlemek harika bir şeymiş.

ORAYA KADAR GİDİP ALCARAZ’I İZLEMEDEN GELMEK
Tenisin yeni büyük yıldızı Alcaraz’ın da maçı vardı.
Ne yazık ki bizim zamanlamamız uymadığı için onun maçına kalamadık.
Tenis turnuvaları, Formula 1 yarışları artık müthiş birer eğlence ekonomisi haline dönüşüyor.
TÜRKİYE’DEN GİDENLERİN KURDUĞU MARKA DEVLET ARASINDA
Orada bir defa daha gördüm ki, Türkiye’den giden iki kardeşin kurduğu bu marka bugün İspanya’nın devleri arasına girmiş.
Muazzam bir lojistik merkezleri var.
Barcelona’nın en büyük meydanında binaların tepesinde onun adını okuyorsunuz.
Mango ailesi Türkiye ile ilişkilerini hiç koparmamış.
Türkiye’deki mağaza sayıları 44’e çıkmış.
“Türkiye’deki işlerimizden çok memnunuz” diyorlar.
GALLIANO’NUN ZARA’YA GELMESİ MANGO’YU ETKİLEDİ Mİ?
Giyim sektörü tarihi bir değişim noktasından geçiyor.
Lüks giyimde ciro kayıpları var.
Bazı insanlar lüksten kaçmaya başladı.
Lüks markalar, yenilikçi gençlerle çalışmaya başladı.
Buna karşılık hazırgiyim de kendini bir üst segmente geçirmek için yeni stratejiler geliştiriyor.
Zara, ünlü tasarımcı John Galliano ile çalışmaya başladı.
Mango yöneticilerine “Sizin de böyle bir tasarımcı ile işbirliği yapma planınız var mı?” diye sordum.
“Hayır, biz kendi tasarım ekibimizle çalışıyoruz” dediler.

HAZIRGİYİMDE “YENİ ZEITGEIST”
Ertesi gün Barcelona’daki mağazalarından birini gezdik…
Tasarımlarını çok beğendim.
Ama beni asıl şaşırtan fiyatlar oldu.
Gerçekten o kalitede ve tasarımda ürünler için çok makul sayılacak fiyatlardı.
Bence giyimde “Zamanın yeni ruhu” bu…
Daha kalite ürünü daha makul fiyata sunabilme.
“PREMIUM” ETİKETİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİ
Son yıllarda “Lüks” kelimesinden bir başka kavram üretilmişti:
“Affordable Luxury”
Yani “orta sınıf insanların da satın alabileceği lüks…”
“Ulaşılabilir lüks” de diyebilirsiniz.
Mango mağazalarını görünce şunu anlıyorsunuz.
Bir zamanlar “lüks” olarak kabul edilebilecek tasarımda ürünler, artık gelir düzeyi düşük insanlar için de ulaşılabilir bir estetik yaratmış.
Hatta mağazadaki bazı ürünlerin üzerinde “Premium” etiketi var.
Anlayacağınız “Premium” denilen kalite skalası da demokratikleşiyor.
MARKALAR VE MARKALAŞMIŞ İSİMLER KENDİLERİNİ YENİDEN TARİF EDİYOR
Dünyada her marka ve tabii markalaşmış isimler kendilerini “Yeniden tarif ediyorlar.”
Mesela Türkiye’de LC.Waikiki, Koton gibi markaların da kendilerini daha üst bir konumlamaya çekmek için yaptıklarını izliyorum.
Bu sadece üretilen üründe görülmüyor.
Mango için “Barcelona Open” gibi finansal olarak pahalı sayılabilecek bir organizasyona sponsor olmak da bu stratejinin parçası.
Öteki sponsorlara bakınca bunu daha kolayca görüyorsunuz.
İspanya’nın büyük bankalarının, lüks markaların standları bunu çok güzel anlatıyor.
Bence de çok doğru bir konumlama bu.
MAĞAZALARIN KAPILARINDAKİ NAZAR BONCUKLARININ ANLAMI
Mango mağazaları kurucularının geldiği kökeni yansıtan bir objeye sahip.
Bazı mağazaların girişinde “Nazar boncukları” var…
Haklılar da…
Nazarlık boncuğunu gerektiren bir başarı hikayesi yazdılar.

İSMAL KÜÇÜKKAYA BARCELONA SOKAĞINDA DA POPÜLER
Barcelona’da üç gün boyunca çok güzel sohbetler ettik.
İsmail Küçükkaya’yı özlemişim.
Şehrin sokaklarında gezerken, orada turist olarak bulunan Türklerin ilgisinden, ara vermesine rağmen popülaritesinin hâlâ devam ettiğini gördüm.
Elif Ergu da benim gibi İzmirli…
Hâlâ akrabaları var orada ve sık sık gidiyor.
O ve Şelale Kadak ekonomi alanında yeni medyanın başarılı temsilcileri.
GÜNEŞLİ BİR MEYDANDA MEDİTERRANEAN LAGER KEYFİ
Bir ara İsmail’le, La Rambla yakınında çok güzel bir meydanda oturduk.
Güneşli güzel bir hava vardı.
Birer kadeh lokal presyon bira ısmarladık.
“Mediterranean (Akdeniz) lager" cinsi.
Onun sakin karakteri beraber olduğu insanlara da bulaşıyor.
Bu bulaşıcı iyimserlik de beni iyileştiriyor.
Tabi hava da böyle tahrik edici olunca, iki gazeteci ne yapar?
Küçük tatlı, gülümseten, masum beyaz dedikodular da yaptık.
Dün sabah işte bu duygularla Sezen Aksu’nun albümündeki şarkıları dinlerken kendi kendime bir kere daha sordum:
“Arkadaş önünde kaç papatya mevsimi kaldı?”
ARKADAŞ… BU SORUNUN CEVABI BENDE DEĞİL
Cevabı bende değil…
Sadece Allah biliyor…
Benim yapabileceğim, o papatya mevsimlerini, sağlığımın elverdiği ölçüde güzel yaşamaya çalışmak…
Çünkü öldüğümde mezar taşıma şunun yazılmasını istiyorum:
Allahım sana şükürler olsun….
“That was a good life…”
patronlardunyasi.com