Feramuz ERDİN
ABD askerlerinin Irak’a Türk toprakları üzerinden geçişine izin verilmesine dair Tezkere, 1 Mart 2023 tarihinde TBMM’de yapılan gizli oylama ile reddedilmişti. O tarihten sonra hayal kırklığı yaşayan ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde yaşanan kırılma, özellikle ekonomi ve diplomasi alanında birçok olumsuz sonuçlar doğurmuştu.
#video_9753557#
BÖLGESEL GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ
ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, geçen hafta New York’ta BM Genel Kurul toplantılarının gerçekleştirildiği esnada ABD medyasına verdiği bir röportajda önemli açıklamalarda bulundu. Barrack, ABD’nin bundan sonra bölgesel anlaşmazlıklarda hakem görevi göreceğini ve çok gerek olmadıkça taraf olmama ve müdahale etmeme kararında olduklarını söyledi.
Aslında ABD bunun mesajlarını uzun süredir veriyordu. Hedef ülkelerde örtülü şekilde siyasi çalışmalar yapan USAID’in bütçesinin kısılması ve NATO’ya verilen desteğin azaltılması gibi girişimler bu yeni dönemin de işaretiydi. Irak’ın ardından Suriye’de yaşanan rejim değişikliği sonrası yeni dönemde batılı devletler yerine güçlü bölge devletlerinin daha ön planda olması da bu yeni dönemin bir sonucuydu.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE MEKKE ANLAŞMASI
Irak ve Suriye’de rejim değişikliği sonrasında yaşanan gelişmeler Türkiye’nin bölgesel rolünü bir kez daha pekiştirmiş oldu. Etrafı adeta ateş çemberi ile çevrili olan Türkiye, uzun zamandır komşuları olan Irak, Suriye, İran, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya ve Ukrayna’da yaşanan istikrarsızlık ve çatışmaların en çok etkilediği ülkelerden birisi olmuştur. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında kurulan, zaman zaman Mısır’ın da dahil olduğu ittifakın ise gelecekte Akdeniz ve Ege’de Türkiye’nin canını sıkacak gelişmelere neden olacağı şimdiden görülmektedir. Bunun yanında, 40 yılı aşan bölücü PKK terörü Türkiye’yi ve insanını oldukça yordu.
Türkiye’nin bölgesel ve küresel şartları da hesaba katarak başlattığı barış esaslı iki hamle olan Terörsüz Türkiye ve Mekke Anlaşması şimdilik çok iyi anlaşılamasa da genel güvenliğimiz gibi, Türkiye’deki mevcut ve gelecekte kurulması planlanan enerji ve ulaşım hatlarının güvenliği için de önemli adımlar olmuştur. ABD’nin İran konusu hallolduktan sonra, bölgesel çatışmaların dışında kalmayı tercih etmesi, doğal olarak bölgede ABD gölgesinde tabiri caizse “kabadayılık” yapan İsrail gibi ülkeler açısından olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bölge ülkeleri iyi komşuluk ilişkilerine daha fazla önem vermek zorunda kalacaktır. Aynı şekilde, yayılmacılık peşinde olan İran gibi ülkelerle de yeni bölgesel ittifaklar üzerinden mücadele edilecektir. Kısacası, Ortadoğu’nun kendi göbeğini keseceği bir dönem gelmektedir.

23 YILIN AĞIR MALİYETİ
ABD’nin 2003’teki Irak işgaliyle başlayan ve yıllar boyunca savaş, yıkım ve ağır can kayıplarına sahne olan askeri varlığı 23 yılın ardından sona eriyor. Bu 23 yıl boyunda ABD vergi mükelleflerinin cebinden çıkan paranın 1 trilyon doları bulduğu bildiriliyor. Savaşın, Türkiye gibi komşu ülkeler de hesaba katıldığında, sebep olduğu maddi kayıpların 3 trilyon doları aştığı tahmin ediliyor. Saddam Hüseyin rejiminin yıkılması için yapılan askeri müdahaleler sonrasında Irak’ta meydana gelen istikrarsızlık ve şiddet ortamında 250 binden fazla insanın hayatını kaybettiği düşünülüyor. Ülkede dokuz askeri üsse sahip olan ABD askerlerinin yarın ülkeden ayrılmasıyla Irak’ta artık yeni bir dönem başlayacak. Operasyon boyunca 4 bin 500 Amerikan askerinin hayatını kaybettiği ifade ediliyor.
YALANLA BAŞLAMIŞTI
İkinci Körfez Savaşı, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak'ı işgal etmesiyle 20 Mart 2003 tarihinde başlamıştı. ABD yönetimi, Irak'ın kimyasal, biyolojik ve nükleer kitle imha silahları ürettiğini ve terör örgütlerine destek verdiğini öne sürerek savaşı başlatmıştı. İşgal sonrasında Irak’ta kitle imha silahları bulunamadığı gibi, iddiaların Iraklı bir rejim muhalifinin ifadelerine dayandığı ortaya çıkmıştı. İşgal öncesinde hem ABD istihbarat örgütü CIA' nın kendi üst düzey kaynakları hem de Birleşmiş Milletler (BM) silah denetçileri Irak'ın elinde kitle imha silahı bulunduğuna dair hiçbir somut kanıt olmadığını rapor etmişti. Ancak dönemin Bush ve Blair yönetimleri bu raporları görmezden gelmişti. Üstelik, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 5 Şubat 2003'te BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı ve Irak'ın elinde seyyar laboratuvarlar ile biyolojik silahlar olduğunu iddia ettiği bir sunumla uluslararası kamuoyunu ikna etmeye çalışmıştı. Powell, yıllar sonraysa bu sunumun kendisi için büyük bir kara leke olduğunu ve sunumdaki bilgilerin yalanlara dayandığını kabul etmişti.
patronlardunyasi.com