Toygun ATİLLA
Erdal Eren'in "Cumhurbaşkanımız hep yanımızda" cümlesi aslında çok şeyi açıklıyordu. Bu da benim uzun zamandır yazmayı düşündüğüm yazı için artık tam zamanı dedirtti.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN "YURTTA SULH CİHANDA SULH" STRATEJİSİ
Türk müteahhitlerin 138 ülkede 552 milyar dolarlık projelere ulaşması sizce tesadüf mü? Sadece müteahhitler mi, enerji, savunma, lojistik, perakende ve hizmet sektörü de benzer başarıları yakalamış durumda.
Bu başarı, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" vizyonu ile başlayan bugün ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde sürdürülen aktif diplomasi ile şekillenen dış politikanın sahada yansımasından başka bir şey değil. Savaşların yıktığı coğrafyalarda Türk şirketlerinin tercih edilmesi, Türkiye'nin "yıkan değil yapan" ülke konumunun sonucu...
VİNCİN ÜZERİNDEKİ TÜRK BAYRAĞI
Size bir fotoğraf karesi anlatayım.
Yıkılmış bir şehir... Toz, duman, enkaz... O enkazın ortasından yükselen bir vinç... O vincin üzerinde dalgalanan bir Türk bayrağı...
Mutlaka rastlamışsınızdır yukarıda anlattığım sahneye...
TÜRKİYE YIKAN DEĞİL KURAN TARAF
Necla Dalan'ın Erdal Eren ile yaptığı söyleşiyi okurken gözümde o fotoğraf canlandı.
Bugün Türk müteahhitler 138 ülkede 552 milyar doları aşan projelere imza atıyorsa bu sadece ekonomik bir başarı hikayesi değildi.
Bu, Türkiye'nin yaklaşık bir asırlık dış politika aklının sahadaki karşılığıydı.
Türkiye, hiçbir zaman yıkan taraf olmadı. Hep masada kaldı, hep sahaya geri döndü. Daha da önemlisi, hep yeniden kuran taraf oldu.
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ilkesi sadece bir temenni değil bir stratejiydi. Türkiye, sömürgeci bir aktör olmadı. İşgal eden değil, denge kuran oldu, güvenilir ülke algısını inşa etti.
Bugün Libya'da, Irak'ta, Orta Asya'da Türk şirketlerinin tercih edilmesinin temelinde aslında bu güven yatıyor.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN DÖNEMİNDE DIŞ POLİTİKA
Şimdi gelelim günümüze...
Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türkiye'nin dış politikasının özellikle de Mevlüt Çavuşoğlu ile başlayan Hakan Fidan ile devam eden süreçte yeni bir evreye geçtiğini düşünüyorum.
Bu dönemde izlediğim gözlemlediğim kadarı ile Türkiye, pasif dengeden aktif müdahil ülke konumuna geçti. Sadece diplomasi tarafının dışında ticaret ve savunmaya da önem verir oldu. Daha da önemlisi bölgesel aktör pozisyonundan küresel oyun kurucu durumuna geçti.
TÜRK ŞİRKETLERİN BAŞARISININ SIRRI
Bugün Türk şirketleri, Afrika'da havalimanları yapıyor, Körfez'de mega projeleri alıyor. Avrupa'daki ihalelerde Batılıları geçiyor. Sizce bu diplomasi olmadan mümkün mü ?
Bence değil...
Erdal Eren'in sözleri bu noktada kritik, "Biz yıkan değil yapan taraftayız"
Bu cümlenin ardında aslında Türk dış politikasının şifreleri saklı.
Rusya-Ukrayna savaşına dönün bakın. Türkiye her iki tarafla da konuşabilen neredeyse tek ülke konumunda.
Libya'da hem masada hem sahada Türkiye var.
Irak ve Suriye'nin yeniden inşasında doğal aday...
Bu model sadece inşaat sektörü ile sınırlı değil. Savunma, enerji, lojistik, perakende ve hizmet sektöründe de Türk şirketleri var.
SAHADAN BİR ANEKTOD
Skoda'nın Türkiye distribütörü Yüce Oto'nun Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yüce ile bir sohbetimizi anımsıyorum. Dönemin Çekya Büyükelçisi Egemen Bağış'ın Türkiye ve Çekya arasındaki ekonomik işbirliğine katkılarını anlatmıştı. Aslında bu örnek bile Erdoğan'ın dış politikada sahaya sürdüğü aktörlerin ekonomik ilişkilere verdiği önemin bir yansımasıydı.
İŞTE O TÜRK ŞİRKETLER
Şimdi gelin Türk bayrağını yurt dışında dalgalandıran firmalara hep birlikte göz atalım.
Limak Holding: Kosova Priştine Havalimanı, Kuveyt, BAE, Irak'ta Alt yapı projeleri, Barcelona'da stad inşaatı vb...
Rönesans: Rusya'da dev projeler, Avrupa'da sağlık kampüsleri, enerji yatırımları
Enka İnşaat: Rusya ve Orta Asya'da enerji alt yapı, ABD'de enerji projeleri
Tekfen Holding: Katar, Azerbaycan, Suudi Arabistan'da petrol, gaz projeleri
Met-Gün: İspanya'da enerji, İtalya'da turizm yatırımları
Yapı Merkezi: Tanzanya ve Etiyopya'da demiryolu projeleri
Kalyon Holding: İstanbul Havalimanı, Ortadoğu ve Afrika Projeleri
Cengiz Holding: Romanya, Slovenya, Ortadoğu'da inşaat ve alt yapı yatırımları İngiltere'de maden, enerji yatırımları
Doğuş Grubu: Dubai, Katar, Avrupa'da restoran ve turizm yatırımları, marina ve yeme içme zincirleri
TAV Havalimanları: Gürcistan, Tunus, Kuzey Makedonya, Suudi Arabistan'da havalimanı işletmeleri
Anadolu Grubu: Orta Asya, Rusya ve Orta Doğu'da içecek ve perakende operasyonları
Koç Holding: Beko ile 100'den fazla ülkede faaliyet, otomotiv ve enerji yatırımları
Sabancı Holding: Enerji ve sanayide Avrupa ve ABD açılımları
Baykar: Ukrayna, Azerbaycan, Afrika ülkelerine İHA/SİHA ihracatı. İtalyan savunma şirketi Leonard ile ortaklık
Aselsan: 80'den fazla ülkede savunma projeleri
Ve aklıma şu anda gelmeyen nice Türk şirketi...
Bu tablo, Türkiye'nin artık sadece müteahhit gönderen bir ülke olmaktan çıktığını, alt yapı kuran, işletme yapan, teknoloji ihraç eden çok katmanlı bir güç haline geldiğinin göstergesi.
Türkiye bir ülkeye girdiğinde sadece proje almakla kalmıyor, bir ekosistem de kuruyor.
Türk müteahhitler yolu yapıyor, Türk şirketleri o yolun ekonomisini kuruyor. En nihayetinde ise Türkiye o ülke ile uzun vadeli bağ kuruyor.
Bize de bu sürecin mimarlarının, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere dış politikada bu süreci yönetenlerin hakkını teslim ederek, tarihe not düşmek kalıyor.
patrolardunyasi.com
İLGİLİ HABER