Otomobil


Türkiye otomotiv tedarik sanayinin, küresel mobilite dönüşümünün en kritik üretim halkalarından biri olduğunu belirten TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, elektrifikasyon, dijitalleşme ve jeopolitik gelişmelerin sektörü yalnızca bir üretim alanı olmaktan çıkarıp, doğrudan ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur haline getirdiğini vurguluyor. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve Avrupa’ya yakınlığı sayesinde küresel tedarik zincirlerinde kritik bir konumda bulunduğunu ifade eden Birinci, sektörün önündeki fırsatlar ve riskleri çözüm önerileriyle birlikte şöyle anlatıyor:

Türkiye otomotiv tedarik sanayisi için geride kalan dönem, dönüşümün hızlandığı ve küresel rekabetin daha da yoğunlaştığı bir süreç olarak öne çıktı. 2025 yılında dünya üretimi 96,5 milyon adet seviyesinde gerçekleşirken, Avrupa üretimi 17,6 milyon adet oldu. Türkiye ise 1,5 milyon adetlik üretimle dünyada 11. sırada yer aldı. 2026 yılında da üretimin benzer seviyelerde gerçekleşmesi bekleniyor. Ancak bu rakamlar bize sadece hacmi söylüyor, niteliği değil.

Elektrifikasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen yeni mobilite dünyası; üretimden tedarik zincirlerine, teknolojiden insan kaynağına kadar sektörün tüm dinamiklerini yeniden tanımlıyor. 2025 yılı, küresel ekonomik belirsizliklerin ve bölgesel dalgalanmaların etkisinin hissedildiği bir dönem olmasına rağmen, Türk otomotiv tedarik sanayisi esnek yapısı, güçlü üretim kabiliyeti ve nitelikli insan kaynağı sayesinde uyum kabiliyetini bir kez daha ortaya koydu.

“MADE IN EU” GİRİŞİMİ VE STRATEJİK KONUM

Bu yılın ilk çeyreğinde ise Türkiye otomotiv tedarik sanayisi açısından önemli bir dönüm noktası olan “Made In EU” girişimi kritik bir gelişmeyi beraberinde getirdi. Türkiye uzun yıllardır Avrupa otomotiv sanayisinin en önemli tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra değer zincirinin ayrılmaz bir parçası konumunda bulunuyor. Üretim altyapısı, mühendislik kabiliyeti ve entegre tedarik yapısı sayesinde Avrupa’daki ana sanayi ile güçlü ve karşılıklı bağımlılığa dayalı bir üretim ekosistemi oluşmuş durumda.

Bu nedenle Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’de üretilen ürünlerin de bu kapsamda değerlendirilmesi hem Avrupa sanayisinin rekabetçiliği hem de tedarik güvenliği açısından rasyonel bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde yasanın yürürlüğe girme süreci ve uygulama esasları, sektörün rekabet gücü açısından yakından izlenecek başlıklar arasında yer alıyor.

JEOPOLİTİK RİSKLER SEKTÖRÜ ETKİLİYOR 

Öte yandan bir ayını geride bırakan ABD–İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın ulaşıma kapanması da sektörü etkileyen başlıca unsurlardan biri olarak dikkat çekiyor. Küresel enerji ticaretinin en stratejik geçiş noktalarından biri olan boğaz üzerinden dünya genelindeki petrol ve LNG sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’si sağlanıyor. Türk otomotiv tedarik sanayi, üretim yapısı itibarıyla büyük ölçüde Avrupa’daki üretim ağlarıyla entegre şekilde faaliyet gösterdiği için enerji maliyetlerindeki olası artışlar ve küresel lojistik hatlarındaki aksaklıklar üretim maliyetleri ile teslim süreleri üzerinde baskı yaratabiliyor.

Buna karşın Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi konum, gelişmiş üretim altyapısı ve Avrupa pazarına yakınlığı, bu tür jeopolitik belirsizlik dönemlerinde önemli fırsatlar da yaratıyor. Küresel şirketlerin riskli ve uzun tedarik zincirleri yerine daha güvenli ve yakın üretim merkezlerine yönelme eğilimi artarken, Türkiye Avrupa için güvenilir bir üretim ve tedarik ortağı olma konumunu daha da güçlendirme potansiyeli taşıyor.

MALİYET ARTIŞLARI, YAPISAL SORUNLARIN BAŞINDA GELİYOR

Sektörde öne çıkan güncel ve yapısal sorunların başında yüksek iş gücü maliyetleri, finansmana erişim ve küresel rekabet baskısı geliyor. Artan maliyetler ve fiyat baskısı, şirketlerin kârlılık seviyeleri üzerinde ciddi baskı yaratırken, finansal sürdürülebilirliği zorlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.

Bu nedenle verimlilik odaklı dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiş durumda. Operasyonel mükemmeliyet, yalın üretim, dijitalleşme, yapay zekâ ve kaynak kullanımında etkinliği artıracak projeler, sektörün dayanıklılığını güçlendirecek başlıca adımlar olarak öne çıkıyor.

YERLİLİK ORANI STRATEJİK GÖSTERGELERDEN BİRİ

Türkiye otomotiv sanayisinde yerlilik oranı ise stratejik göstergelerden biri olmayı sürdürüyor. Ülkede faaliyet gösteren OEM’lerde ortalama yerlilik oranı yaklaşık yüzde 60 seviyesinde bulunuyor. Ticari araçlarda bu oran yüzde 70’in üzerine çıkarken, binek araçlarda daha düşük seviyelerde seyrediyor. Bu tablo, güçlü olunan alanların yanında geliştirilmesi gereken kritik teknoloji ve bileşenlerin de bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bu noktada hayata geçirilen Mobilite Teknolojileri Fonu, sektörün geleceği açısından önemli bir kaldıraç olarak görülüyor. 25 milyon dolar hedef büyüklüğe sahip fon; batarya teknolojileri, yapay zekâ, yazılım, enerji verimliliği ve akıllı mobilite çözümleri gibi alanlarda yerli girişimleri destekleyerek teknoloji kapasitesini artırmayı amaçlıyor.

Karar verici ben olsaydım, öncelikle otomotiv sanayiini sadece bir "üretim hattı" değil, bir "yazılım ve teknoloji merkezi" olarak yeniden kurgulardım. Sektörün önünü açmak için şu adımları atardım:

- Operasyonel verimliliği artırmak için dijitalleşmeyi sektör genelinde (KOBİ düzeyine kadar) hızlandırırdım.

- Tedarikçilere özel, uzun vadeli ve düşük faizli "Yeşil Dönüşüm" kredi ve hibe paketlerini devreye alırdım.

- Endüstri 4.0 uygulamalarını yaygınlaştıran, mühendis ve teknisyen seviyesinde uzmanlaşmış eğitim programlarını hızlandırırdım.

- Ar-Ge vergi avantajlarını sadece patentle değil, ticarileşme başarısıyla doğru orantılı olarak artırır, teknoloji iş birliği ağlarını güçlendirirdim.

- Yerli üretim ve yüksek katma değerli teknoloji yatırımlarını, özellikle çip ve batarya teknolojilerinde stratejik teşviklerle desteklerdim.

ÇÖZÜMÜN ANAHTARI DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE AR-GE

Otomotiv tedarik sanayiinin karşılaştığı zorluklar yalnızca kısa vadeli ekonomik başlıklarla sınırlı değil; yapısal reform gerektiren alanlara da işaret ediyor. TAYSAD Başkanı Yakup Birinci, sorunları aşmak ve Türkiye’yi küresel bir mobilite üssü yapmak için şu 9 kritik maddeyi öneriyor:

1- Stratejik dönüşüm: Sektörün yüksek katma değerli teknoloji üreten bir yapıya evrilmesi için teşviklerin sonuç odaklı revize edilmesi.

2- Dijital teşvikler: Dijitalleşme yatırımları (Yapay Zeka, IoT) için özel hibe ve vergi indirimlerinin sağlanması.

3- Finansman erişimi: KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin finansal sürdürülebilirliği için uygun maliyetli kaynakların oluşturulması.

4- Eğitim seferberliği: Yeni nesil mobilite dünyasına uygun "yazılım odaklı" insan kaynağının yetiştirilmesi için Endüstri 4.0 programları.

5- Yerli üretim: Kamu alımlarında ve büyük projelerde yerli teknoloji kullanım oranlarının artırılması.

6- İhracat desteği: İhracat odaklı sertifikasyon süreçlerinin (Yeşil Mutabakat uyumu gibi) devlet tarafından desteklenmesi.

7- Fon desteği: Mobilite Teknolojileri Fonu gibi girişim sermayesi mekanizmalarının kamu-özel sektör iş birliğiyle ölçeklendirilmesi.

8- Kalite standartları: Küresel OEM'lerle entegrasyonu hızlandıracak kalite yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması.

9- Girişimcilik ekosistemi: Start-up'ların ana sanayi ve tedarik sanayi ile eşleşmesini sağlayacak platformların kurulması.

Lojistik ve üretimdeki risk yönetimi sadece kriz çıktığında tepki vermek değildir. Riskleri azaltmanın yolu hız, dijitalleşme ve güçlü kamu-özel sektör koordinasyonudur. Türkiye'nin coğrafi avantajını kalıcı rekabet üstünlüğüne dönüştürmek istiyorsak, yapısal sorunları erteleme lüksümüz yoktur. Sektörün önündeki engeller kalkarsa, Türk otomotiv tedarik sanayii dünyanın en büyük 5 merkezinden biri olabilir.

DİJİTALLEŞME VE MOBİLİTEYİ STRATEJİK ÖNCELİK YAPTI

1978 İstanbul doğumlu Yakup Birinci, otomotiv tedarik sanayiinin küresel yolculuğunda önemli roller üstlenen, sektörün kurumsallaşması ve teknolojik dönüşümü için uzun yıllardır emek veren bir isim. 2001 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2004 yılında Marmara Üniversitesi’nde Sermaye Piyasaları alanında yüksek lisansını tamamlayan Birinci, profesyonel kariyerine 2000 yılında Birinci Otomotiv AŞ’de başladı.

​Halen Birinci Otomotiv AŞ Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Yakup Birinci’nin otomotiv sektörünün yanı sıra gayrimenkul, tarım ve yazılım alanlarında da yatırımları bulunuyor. 2021 yılından itibaren TAYSAD (Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Birinci, 2025 yılı itibarıyla Dernek Başkanlığı görevini üstlendi.

​Başkanlığı döneminde özellikle “Mobilite Teknolojileri Fonu”nun hayata geçirilmesine liderlik eden Birinci; dijitalleşme, Yeşil Mutabakat uyumu ve yüksek katma değerli mühendislik projelerini derneğin stratejik merkezine koydu.

patronlardunyasi.com