Toygun ATİLLA
PARAGUAY'A BUGÜN YENİLMEDİK
Türk futbolunun Kırmızı Cumartesi'sine Hoş geldiniz...
Paraguay’a yenildik. Baştan söyleyeyim bu bir maç yazısı değil bir hayat yazısıdır.
Mağlubiyetler 90 dakikanın içine sığmayacak kadar büyük hikayelerin sonucudur...Tıpkı hayattaki gibi...
Bu yenilginin başlangıç düdüğü dün gece çalmadı. Çok daha önce çaldı.
Milli takım Dünya Kupası’na giderken futbolcuların saçını, bıyıklarını konuşmaya başladığımız gün çaldı. Damat Tween’in tasarladığı, hiçbir hikâyesi olmayan, ruhsuz, sıradan milli takım kıyafetlerini konuştuğumuz gün çaldı. Spor medyasının futbolu analiz etmek yerine algı, tarafgirlik ve sosyal medya gürültüsü içinde kaybolduğu gün çaldı.
Federasyon başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun bir spor adamına yakışmayan üslubuyla polemiklerin merkezine oturduğu gün çaldı. Türk futbolunun üzerinde bahis soruşturmasının gölgesi dolaşırken, bu meselenin Dünya Kupası sonrasına ertelendiği gün çaldı.

Yani ne Avusturalya ne de Paraguay bizi bugün yenmedi.
Bugün, Paraguay sadece uzun süredir yazılan hikâyenin son cümlesini kurdu.
SÜREÇLER SONUCU BELİRLER
Bundan birkaç gün önce Patronlar Dünyası’nda Türk Milli Takımı’nın gerçek sorununu yazmıştım. O yazıda skor tahmini yapmamıştım. “Şu maç şöyle biter, bu maç böyle olur” dememiştim.
Çünkü benim meselem skor değildi. Ben süreci yazmıştım.
Bir de X'te daha Avusturalya maçının öncesinde aynen şöyle yazmıştım: "İnşallah yanılırım ama bu kolay gruptan bile ikinci tura çıkacağımıza inanmıyorum"
Maalesef böyle oldu...
Türkiye’nin 24 yıl sonra Dünya Kupası’na dönmesini elbette önemli buluyordum.
Bunun yanında, "24 yıl sonra Dünya Kupası’na döndük de 24 yılda gerçekten neyi değiştirdik?" sorusunu da veriyordum.
Bugün Paraguay yenilgisiyle birlikte o sorunun cevabı sahada verildi.
2002 RUHU NEDEN 2026 DÜNYA KUPASI'NDA YOKTU?
2002’yi hatırlayın. Türkiye dünya üçüncüsü oldu. O takımın elbette çok değerli oyuncuları vardı. Rüştü, Bülent Korkmaz, Hasan Şaş, Ümit Davala, İlhan Mansız vardı.

O kadroda bugünkü anlamda Real Madrid vitrini Arda Güler de Inter’in kaptanı Hakan Çalhanoğlu da, Juventus’un geleceği olarak gösterilen Kenan Yıldız da yoktu, Avrupa’nın büyük liglerine yayılmış bu kadar geniş bir oyuncu havuzu yoktu.

Kâğıt üzerinde Türkiye’nin bireysel oyuncu kalitesi 2002’nin önünde.
Ama sonuç?
2002’de dünya üçüncülüğü.

2026’da Avustralya, Paraguay mağlubiyeti ve ilk turda kupaya veda...

7 MİLYON NÜFUSLU PARAGUAY
Daha iyi futbolcularla neden daha kötü sonuç alıyoruz? Bu sorunun cevabı Paraguay’ın gücünde değil bence bizim zayıflığımızda.
Paraguay’ın nüfusu yaklaşık 7 milyon. Türkiye’nin nüfusu 86 milyonu aşıyor.
Türkiye ekonomisi yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmış durumda, Paraguay ekonomisi bunun yanında çok daha küçük.
Türkiye’nin kulüp bütçeleri daha büyük, yayın gelirleri daha büyük.
Sponsorluk gelirleri daha büyük, futbolcu piyasası daha hareketli.
Avrupa vitrini daha güçlü.
Ancak futbol sadece para, nüfus, yetenek işi değil.
Futbol sistem, kurum, disiplin, ayrıntı en önemlisi de ciddiyet işi.

TRT SPİKERİNİN BU MAĞLUBİYETLE ALAKASI NE?
İşte tam bu yüzden TRT spikerinin İran-Yeni Zelanda maçındaki hatası aklımdan çıkmıyor. Bir spiker bir an için takımları karıştırdı. Sosyal medyada alay konusu oldu. İlk bakışta küçük bir hata.
Olabilir. Canlı yayında herkes hata yapabilir. Benim için mesele o spikerin hatası değil o hatanın temsil ettiği ruh hali.
Ayrıntıyı önemsemeyen bir futbol iklimi. Hazırlığı önemsemeyen bir medya düzeni. Maçın kendisini değil, maçın etrafındaki gürültüyü büyüten bir spor kültürü.
İran ile Yeni Zelanda’nın karıştırıldığı o birkaç saniye, aslında daha büyük bir dağınıklığın küçük bir fotoğrafıydı.
Biz Dünya Kupası’nı izliyorduk ama Dünya Kupası ciddiyetiyle izlemiyorduk.
Dünya Kupası oynanırken Türkiye’nin gündeminde futbol yoktu. Futbolun etrafındaki gürültü vardı.
FEDERASYON BAŞKANI İBRAHİM HACIOSMANOĞLU'NU ELEŞTİRİYORUM
Bir parantez de Fatih Terim meselesine açmak gerekiyor.
Türkiye Avustralya’ya yenilmişti.
Paraguay maçı öncesinde herkesin konuşması gereken şey sahadaki oyun olmalıydı.
Nerede hata yaptık?
Takım neden bu kadar kopuk göründü?
Orta saha neden işlemedi?
Hücum planımız neydi?
Savunma yerleşimimiz neden bu kadar sorunluydu?
Biz bunları konuşmalıydık.

Ama neyi konuştuk?
Fatih Terim’in eleştirilerini.
Federasyon Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun buna verdiği cevabı.
“Akbabalar…”
“Sırtlanlar…”
“Kimden hesap soracaksın?” tartışmalarını.
Dünya Kupası devam ediyordu.
Ama Türkiye yine kendi iç kavgasını konuşuyordu.
Bu sadece bir polemik değildi.
Bu, Türk futbolunun fotoğrafıydı.
2002’de dünya Türk futbolunu konuşuyordu.
2026’da Türkiye, Türk futbolunun dışındaki her şeyi konuşuyordu.
DAMAT TWEEN'İN SIRADAN MİLLİ TAKIM KIYAFETLERİ
Bir başka parantez de milli takımın kıyafetlerine.
Damat Tween’in hazırladığı kıyafetler, belki kimilerine göre önemsiz bir detaydı.

Ama değil.
Milli takım Dünya Kupası’na gidiyorsa, üzerinde taşıdığı kıyafet bile bir hikâye anlatmalıdır.
O kıyafet bu ülkenin futbol hafızasını, estetiğini, özgüvenini, kimliğini taşımalıdır.
2002’nin sade ama güçlü bir ruhu vardı.
2026’da ise görüntü dağınıktı.
Hikâyesizdi.
Sıradandı.
Tıpkı sahadaki oyun gibi.
Neden böyle diyorum biliyor musunuz ?
Milli takımın kıyafeti bile bir zihniyetin belgesidir.

Siz Dünya Kupası’na hikâyesiz giderseniz, sahadan da hikâyesiz dönersiniz.
Spor medyası da bu tablonun dışında değil. Bir zamanlar milli takım maçları teknik tartışmaların, oyun analizlerinin, taktik aklın konusu olurdu.
Bugün ise spor medyasının büyük bölümü sosyal medya refleksiyle hareket ediyor.

Bir pozisyon üzerinden kavga.
Bir oyuncu üzerinden linç.
Bir teknik adam üzerinden kampanya.
Bir kulüp aidiyeti üzerinden milli takım okuması.
Milli takım bile ortak bir duygu olmaktan çıkıp kulüp rekabetlerinin devam alanına dönüşmüş durumda.
O yüzden mesele sadece TFF değil.
Mesele sadece teknik direktör değil.
Mesele sadece futbolcular değil.
Mesele ekosistem.
O ekosistem uzun süredir sağlıklı değil.
Türk futbolunun üzerinde bir de bahis soruşturması gölgesi var.
Bu başlık Dünya Kupası sonrasına bırakıldı.
Belki doğru takvim böyleydi.
Belki değildi.

Şunu artık net görmemiz gerekiyor...
Bir ülke Dünya Kupası’na giderken, futbol düzeninin üzerinde bahis soruşturması gölgesi dolaşıyorsa, o ülke sahaya sadece rakibine karşı çıkmaz.
Kendi kirli aynasına karşı da çıkar.
Paraguay maçında sahada sadece 11 futbolcu yoktu.
Son yılların ertelenmiş hesaplaşmaları da vardı.
O yüzden Paraguay yenilgisi benim için sürpriz değil.
Çünkü daha önce yazdığım yazılarda anlatmaya çalıştığım şey tam da buydu.
Biz sonucu değil, sonucu hazırlayan süreci konuşmalıyız.
Saçı konuşuyorsak, o saç sadece saç değildir.
Bıyığı konuşuyorsak, o bıyık sadece bıyık değildir.
Kıyafeti konuşuyorsak, o kıyafet sadece kumaş değildir.
Federasyon başkanının üslubunu konuşuyorsak, o sadece bir açıklama değildir.
Spor medyasının halini konuşuyorsak, o sadece ekran meselesi değildir.
Bahis soruşturmasını konuşuyorsak, o sadece adli bir başlık değildir.
Bunların hepsi aynı zincirin halkalarıdır.

O zincirin son halkası bu sabah Paraguay oldu.
Bu sabah sadece bir maç kaybetmedik, bir sürecin sonucunu gördük.
24 yıl sonra Dünya Kupası’na dönen bir ülkenin, 24 yılda futbol aklını yeterince yenileyemediğini gördük.
Daha büyük bütçelerle daha küçük futbol oynadığımızı gördük.
Daha parlak oyuncularla daha sönük bir takım olduğumuzu gördük.
Daha fazla konuşup daha az ürettiğimizi gördük.
Ve en acısı…
2002’de dünyanın konuştuğu Türkiye’nin, 2026’da kendi gürültüsünde kaybolduğunu gördük.
Paraguay bizi daha zengin olduğu için yenmedi.
Daha kalabalık olduğu için yenmedi.
Daha büyük yıldızlara sahip olduğu için yenmedi.
Paraguay bizi belki de sadece daha derli toplu olduğu için yendi.
Ne yaptığını bildiği için yendi.
Futbolun bir ayrıntılar oyunu olduğunu unutmadığı için yendi.
Biz ise ayrıntıları kaybettik.
Ayrıntıları kaybedince oyunu da kaybettik.
Oyunu kaybedince kupayı da kaybettik.
Kupa rüya oldu.
Paraguay kâbus.
Ama asıl kâbus Paraguay değil.
Asıl kâbus, bu yenilgiyi yine sadece 90 dakikayla açıklamaya çalışacak olmamız.
İLGİLİ HABER
patronlardunyasi.com