Gündem


Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki vize serbestisi ve Gümrük Birliği tartışmaları, AB’nin kendi hukukunu ve ortaklık antlaşmalarını ne derecede uyguladığına odaklanan yargısal bir boyuta taşındı. Hürriyet yazarı Oya Armutçu, Avukat Dr. Selim Sarıibrahimoğlu ile stajyeri Rana Faytrouny’nin Avrupa Komisyonu’na çektiği hukuki resti köşesine taşıdı.

Sarıibrahimoğlu, Avrupa Komisyonu Genişleme Birimi'nden gelen yanıtın hukuki değerlendirmelerden uzak ve yalnızca siyasi süreçleri aktaran nitelikte olduğunu belirterek 31 Temmuz’da ikinci ihtar mektubunu iletti. "Biz siyasi jest değil, hukuki cevap istiyoruz" diyerek Komisyon’a net iki ay süre veren Türk hukukçu, Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve "Standstill" (mevcut hakların geriye götürülememesi) ilkesi kapsamındaki yükümlülükler açıklanmadığı takdirde, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 265. maddesi uyarınca Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda Komisyon aleyhine "eylemsizlik davası" açacaklarını duyurdu. İşte Oya Armutçu'nun o yazısı:

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki Schengen Vizesi ve Gümrük Birliği tartışması artık yalnızca vize tartışması olmaktan çıktı. Bu kez sorgulanan Avrupa Birliği’nin kendi hukukunu uygulayıp uygulamadığı... Avrupa Komisyonu Genişleme ve Doğu Komşuluk Genel Müdürlüğü Türkiye Birimi Başkanı Antoine Colombani, Avukat Dr. Selim Sarıibrahimoğlu’nun Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos’a gönderdiği başvuruya 28 Temmuz’da yanıt verdi.

AB’DEN YANIT GELDİ

Komisyon; Türkiye’nin aday ülke statüsünü, Vize Serbestisi Yol Haritası’nda tamamlanmayan altı kriteri ve 2025’te başlatılan vize kademelendirme sistemini anlattı. Ayrıca 2026’da verilen Schengen vizelerinin yaklaşık yüzde 70’inin çok girişli olduğunu bildirdi. Ancak bu açıklama, başvurucuları tatmin etmedi. Yeni bir hukuki mücadelenin de fitilini ateşledi.

İKİNCİ MEKTUBU YAZDI

31 Temmuz’da Komisyon’a ikinci kez mektupla başvuran Avukat Dr. Selim Sarıibrahimoğlu ile stajyeri Rana Faytrouny, “Biz siyasi jest değil, hukuki cevap istiyoruz” diyerek Avrupa Komisyonu’na iki ay süre verdi. Aksi halde Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşması’nın 265. maddesi uyarınca Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda “eylemsizlik davası” açacaklarını bildirdiler.

HUKUKİ AÇIKLAMA YAPIN

Sarıibrahimoğlu’na göre Komisyon, hukuki sorulara cevap vermek yerine siyasi süreci anlattı. Oysa talep edilen Türkiye’nin adaylık sürecinin veya vize serbestisi müzakerelerinin anlatılması değil, Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Birliği Antlaşması’nın 17. maddesi uyarınca “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Hukuku’ndan doğan yükümlülükleri nasıl uyguladığını hukuken açıklaması. Başvurucular, Avrupa Birliği Adalet Divanı içtihatlarının yeniden yorumlanmasını istemiyor. Komisyon’un kendi hukuki değerlendirmesini ortaya koymasını talep ediyor.

15 YILDIR YANITSIZ KALAN BAŞVURU

Dikkat çekilen başlıklardan biri de 0649/2011 sayılı Avrupa Parlamentosu’na sunulan dilekçe. Bu dilekçe, 4 Kasım 2011’de Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi tarafından “Kabul edilebilir” bulundu. Yeni başvuruda ise Komisyon’a, bu tarihten sonra hangi işlemleri yaptığı, bunların sonuçlarını Parlamento’ya bildirip bildirmediği soruluyor. Böylece Avrupa Parlamentosu’nun Komisyon üzerindeki demokratik denetim görevi de hatırlatılıyor.

DİLEKÇEDE NE İSTENMİŞTİ

Peki dilekçede ne istenmişti?

Dilekçede dikkat çekilen “Standstill” hükmü ne demek?

“Standstill”, en basit anlatımıyla mevcut hakların sonradan daha ağır kurallarla geriye götürülemeyeceğini öngören “mevcut durumun korunması” ilkesi. Söz konusu dilekçede, Türk vatandaşlarına uygulanan vize kısıtlamalarının Katma Protokol’deki “Standstill hükmüne uygunluğu” ile Türkiye’nin karar mekanizmalarına katılmadan Gümrük Birliği kurallarına tabi tutulmasının yarattığı yapısal dengesizlik gündeme getiriliyor. Ayrıca Komisyon’un, “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla bu sorunları nasıl denetlediğini açıklaması isteniyor.

YANIT BEKLEYEN 4 SORU

Başvuruculara göre Komisyon, dört temel hukuki sorunun hiçbirine açık yanıt vermedi:

1- Gümrük Birliği, Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’e uygun mu?

2- Bugünkü vize uygulamaları, Katma Protokol’ün 41. maddesindeki standstill ilkesine uygun mu?

3- Türkiye’nin Gümrük Birliği’ndeki temsil sorunu nasıl giderilecek?

4- 2011 tarihli Avrupa Parlamentosu dilekçesi hakkında bugüne kadar hangi işlemler yapıldı?

ORTAKLIK HUKUKUNA UYGUN MU

Başvurucuların özellikle altını çizdiği nokta ise kritik derecede önemli. Çünkü talep, bütün Türk vatandaşları için genel bir vizesiz giriş hakkı değil. Talep, hizmet sunmak amacıyla Avrupa ülkelerine giden belirli Türk vatandaşlarına sonradan getirilen daha ağır vize şartlarının “Ortaklık Hukuku” bakımından hukuka uygun olup olmadığının Avrupa Komisyonu tarafından açıklanması.

YEDAŞ DAVASI NEYİ GÖSTERDİ

Bu tartışma aslında Avrupa Birliği yargısı için tamamen yeni değil. Avukat Dr. Sarıibrahimoğlu’nun yürüttüğü YEDAŞ davasında, bir Türk şirketinin Gümrük Birliği nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlar Avrupa Birliği yargısının önüne taşınmıştı. Dava sonunda tazminata hükmedilmedi. Ancak dosya, bir Türk şirketinin AB kurumlarına karşı doğrudan dava açabilmesi ve Gümrük Birliği’ndeki temsil ile kurumsal sorumluluk sorununu Avrupa Birliği yargısı önünde görünür kılması bakımından tarihi önem taşıdı.

Dava sırasında Avrupa Komisyonu ile AB Konseyi, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın tek başına kendilerine atfedilemeyeceğini savunurken, YEDAŞ ise Türkiye’nin bu kuralların oluşturulduğu karar süreçlerine katılamamasının Gümrük Birliği’ndeki yapısal sorunu ortaya koyduğunu ileri sürdü. Böylece Gümrük Birliği’ndeki temsil ve sorumluluk boşluğu ilk kez bu kadar açık biçimde yargı önüne taşındı.

ŞİMDİ NE OLACAK

Şimdi gözler yeniden Avrupa Komisyonu’nda. İki ay içinde hukuki gerekçelerini açıklayacak mı? Yoksa konu Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın önüne mi gidecek?

Bu dosya yalnızca Schengen vizelerini ilgilendirmiyor. Belki de ilk kez Avrupa Komisyonu’nun “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’den doğan yükümlülüklerini gerçekten yerine getirip getirmediği yargısal denetime konu olacak. En önemli soru şu: Avrupa Birliği, aday ülkelerden hukukun üstünlüğüne uymalarını isterken, kendi ortaklık hukukunu aynı titizlikle uyguluyor mu?İki ay sonra verilecek yanıt, AB-Türkiye ortaklık hukukunun geleceği açısından da emsal oluşturabilecek nitelikte...

VON DER LEYEN: TÜRKİYE İLE İLİŞKİMİZ ZENGİN AMA KARMAŞIK

COLOMBANİ’nin mektubunu, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in şu sözleriyle tamamlaması ve Türkiye’nin önemine vurgu yapması da dikkat çekici:

“Komisyon Başkanı Sayın von der Leyen’in ifade ettiği üzere; Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişki, zengin olduğu kadar karmaşıktır. Avrupa Komisyonu, karşılıklı çıkarlarımız doğrultusunda iş birliğini ilerletmeye ve her iki taraftaki vatandaşların yararına olacak şekilde bu iş birliğini geliştirmeye tamamen bağlıdır. Bu husus, bölgesel istikrarın ve ekonomik dayanıklılığın büyük önem taşıdığı, hızla değişen jeopolitik ortamda daha da önem kazanmaktadır.”

patronlardunyasi.com