Halil KASAPOĞLU
Türk futbolunda bazı tartışmalar hiç bitmez.
Yabancı oyuncu sınırı da bunların başında gelir.
Sahada kaç yabancı bulunmalı?
Kadroya kaç yabancı yazılmalı?
Yaş sınırı olmalı mı?
Yıllardır aynı soruları sorup, rakamları değiştirip reform yaptığımızı düşünürüz.
Bir sezon 8+3, sonraki sezon 12+2, ardından 14, sonra 10+4…

Her federasyon yönetimi kendi formülünü bulmaya, her kulüp ise o günkü kadrosuna en uygun modeli savunmaya çalışır.
Aynı kulüp, kadrosunda güçlü Türk oyuncular bulunduğunda sınırı destekler; transfer planını yabancılar üzerine kurduğunda serbestlik ister.
Dolayısıyla ortada ilkesel bir tartışmadan ziyade, dönemsel bir menfaat mücadelesi var.
İtiraf etmeliyim ki, ben artık yabancı kuralıyla ilgili alınan kararları takip etmekten yoruldum.
Çünkü değişen rakamların Türk futbolunda esaslı bir şeyi değiştirmediğini yıllardır görüyoruz.
YANLIŞ SORUYU SORUYORUZ
Türkiye, 85 milyonluk nüfusuyla Dünya Kupası’na doğru dürüst bir santrfor yetiştiremeden gidiyorsa, tartışmamız gereken konu sahada sekiz mi yoksa dokuz mu yabancı bulunacağı değildir.
Asıl sormamız gereken soru şu: Futbolla yatıp futbolla kalkan ülkemizde oyuncu yetiştirme konusunda neden bu kadar yetersiziz?

Bu soruyu cevaplamak zor.
Çünkü bu sorunun cevabı; sabır, eğitim, denetim ve en önemlisi de süreklilikten geçiyor. Biz de kolayı seçip bu sorunun cevapları yerine her sezon başında yabancı sınırlamasının nasıl olması gerektiğini konuşuyoruz.
İSPANYA'NIN BAŞARISI TESADÜF DEĞİL
Geçtiğimiz hafta Dünya Kupası’nı müzesine götüren İspanya’ya bakalım.
Kupayı kazanan takımın teknik direktörü Luis de la Fuente, İspanyol Futbol Federasyonu’na 2013 yılında katıldı.
Önce alt yaş milli takımlarında çalıştı.
2015’te Avrupa 19 Yaş Altı Şampiyonası’nı, 2019’da Avrupa 21 Yaş Altı Şampiyonası’nı kazandı.
Tokyo Olimpiyatları’nda gümüş madalya aldı. Ardından A Milli Takım’ın başına geçti; UEFA Uluslar Ligi’ni, 2024 Avrupa Şampiyonası’nı ve son olarak Dünya Kupası’nı kazandı.

Daha önemlisi, bugün A Milli Takım’da görev verdiği futbolcuların önemli bir bölümünü yıllar önce alt yaş kategorilerinde tanıdı. Oyarzabal’ı, Merino’yu, Dani Olmo’yu, Cucurella’yı ve daha nicelerini yalnızca televizyondan izleyerek seçmedi. Onların gelişimini, karakterini ve baskı altındaki davranışlarını yıllarca bizzat gözlemledi.
İspanya’da altyapıdan yetişen oyuncular, 2024/25 sezonunda La Liga’daki toplam sürenin yaklaşık yüzde yirmisini aldı.
Demek ki mesele yabancı oyuncuyu azaltmak değil, yerli oyuncuyu yetiştirebilmek.
AVRUPA NE YAPIYOR?
Avrupa’nın büyük liglerinde tek bir yabancı oyuncu modeli yok.
İngiltere’de temel ölçüt pasaport değil, futbolcunun nerede yetiştiği.
Premier Lig’de 25 kişilik kadronun en fazla 17 oyuncusu “yerel yetişmiş” statüsünün dışında kalabiliyor. Bir futbolcunun İngiliz olması şart değil. 21 yaşına gelmeden önce İngiltere veya Galler’de üç sezon eğitim almışsa yerel yetişmiş kabul ediliyor.
Bu yaklaşım, “İngiliz oyuncuyu korumaktan” çok “İngiltere’de oyuncu yetiştirmeyi” ödüllendiriyor.

Almanya’da da yabancıların sahaya çıkışını doğrudan sınırlayan bir uygulama bulunmuyor. Buna karşılık kulüplerin kadrolarında belirli sayıda Almanya’da ve kendi bünyelerinde yetişmiş futbolcu bulundurmaları gerekiyor. Yani düzenleme maç günü ilk on birine müdahale etmekten çok, kulüpleri altyapı yatırımı yapmaya zorluyor.
İspanya’da Avrupa Birliği dışından gelen futbolcular için sınırlamalar var. Fransa ve İtalya da Avrupa Birliği dışı oyuncular bakımından farklı kayıt ve transfer kotaları uyguluyor.
GÜNDELİK TÜKETİLEN FUTBOL
Aslında yabancı sınırı tartışması Türk futbolunun daha büyük bir alışkanlığını yansıtıyor.
Gerçek bir tüketim toplumu olarak futbolu da gündelik olarak tüketiyoruz.
Herkes bugünü nasıl kurtaracağını düşünüyor. Federasyon yönetimi o sezon tartışmaları nasıl azaltacağını, kulüp başkanları sezon sonunda kupayı nasıl kaldıracağını hesaplıyor.
Kulüplerin uzun vadeli planlaması, ülke futbolunun sistemsel sorunları kimsenin gerçek gündemi değil.
Elbette önümüzdeki sezon sahada kaç yabancının bulunacağını bilmek kulüpler açısından önemli. Kadrolar ve milyonlarca euroluk sözleşmeler buna göre hazırlanıyor.

Fakat Türk futbolunun geleceği bakımından çok daha önemli bir soru var:
Önümüzdeki on yıl boyunca nasıl oyuncu yetiştireceğiz?
Bu soruya ikna edici bir cevap vermediğimiz sürece yabancı sınırını sekize de indirsek, tamamen de kaldırsak sonuç değişmeyecek. Yeni sezon başlayacak, birkaç Türk futbolcunun bonservisi yükselecek, kulüpler kendi kadrolarına göre pozisyon alacak ve biz bir sonraki yaz aynı tartışmayı yeniden yapacağız.
Ligimizdeki yabancıların sayısı yine değişecek.
Türk futbolu ise yerinde saymaya devam edecek.
patronlardunyasi.com