Gündem


Hürriyet’ten Hande Fırat’a konuşan Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu “Vicdani bir yük hissettim” diyerek Gülistan Doku dosyasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

İşte Hande Fırat’ın o yazısının tamamı:

Gülistan Doku soruşturmasını yürüten Başsavcı Ebru Cansu, konuştu: “Ben de bir anneyim, benim de bir kızım var. Bu dosyaya baktığımda kaybolan bir genç kızın, yarım kalan bir hayatın ve cevap bekleyen bir ailenin acısını gördüm. Bu nedenle mesleki sorumluluğumun ötesinde, vicdani bir yük de hissettim.”

Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu, Gülistan Doku dosyasını yeniden ele alarak aslında yeni bir tarih açtı. Bir başsavcının “yeniden bakın” iradesi, bazen yılların sessizliğini bozabiliyor. İrade varsa, yıllar sonra bile hakikate ulaşılabiliyor. Bugün Türkiye’nin konuştuğu o savcı aynı zamanda bir anne ve duygularını paylaştı:

“Ben de bir anneyim, benim de bir kızım var. Bu dosyaya baktığımda kaybolan bir genç kızın, yarım kalan bir hayatın ve cevap bekleyen bir ailenin acısını gördüm.

 Bu nedenle mesleki sorumluluğumun ötesinde, vicdani bir yük de hissettim. Mesleki ve vicdani görevim gereği bu dosyanın üzerine gidilerek bu kızımıza ne olduğunun bulunması gerektiğine inandım.

CESARET, ADALET DUYGUSUNUN TA KENDİSİDİR

 Cesaret dediğiniz şey, aslında adalet duygusunun ta kendisidir.

 Sayın Bakanımızın ‘ucu nereye giderse gitsin’ şeklindeki kararlı yaklaşımı da bize güç vermiştir. Biz, adliyedeki ekip arkadaşlarımla ve JASAT birimleriyle birlikte, hiçbir detayı göz ardı etmeden, her ihtimali yeniden değerlendirerek gece gündüz demeden çalıştık.”

ADALETİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ

Başsavcı aslında tüm Türkiye’nin içinden geçenleri söyledi, hepimize umut oldu. Başsavcının bu konudaki mesajları ise şöyle:

“Eğer bir cinayet söz konusuysa bunu aydınlatmak adli makamların boynunun borcudur.

Günümüzde teknolojik imkânlar çok gelişti. Bizim görevimiz gerçeği ortaya çıkarmaktır. Gülistan Doku dosyası da bunun mümkün olduğunu göstermiştir.

Bundan sonra da hangi dosya olursa olsun, adaletin peşini bırakmayacağız.”

HİÇBİR DOSYA KADER DEĞİLDİR

Başsavcının “Hangi dosya olursa olsun adaletin peşini bırakmayacağız” sözleri artık hiçbir dosyanın kader olmadığını gösteriyor. Gülistan Doku dosyasında olan biten, yalnızca bir kayıp dosyasının çözülmeye başlaması değil. Bu, Türkiye’de yıllardır “faili meçhul”, “takipsizlik”, “karanlık dosya”, “zaman geçti” denilerek kenara itilen, vicdan yaralarının aslında istenirse açılabildiğinin kanıtı.

MESELE BİR DOSYA DEĞİL, DEVLETİN VİCDANI

Gelinen nokta devletin bir dönem dokunulmaz görülen alanlarına da soruşturma elinin uzanabildiğini gösteriyor:

- Tam da bu yüzden, Gülistan Doku dosyası artık yalnızca Gülistan’ın dosyası değildir.

- Bu dosya, Türkiye’de adaletin neden bazen altı yıl, bazen yirmi altı yıl, bazen daha da uzun süre geciktiğinin dosyasıdır.

- Bazı dosyalar zamanla değil, suskunlukla ağırlaşır.

- Bu dosya, kamu gücü doğru ellerdeyse hakikatin önünü açabildiğini; yanlış ellerdeyse gerçeğin üzerine beton dökebildiğini gösteren bir aynadır.

- Çünkü eğer bir genç kadının kayboluşundan sonra delillerin karartıldığı, hastane kayıtlarının silindiği, kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirildiği, soruşturmanın yönünün saptırıldığı iddiaları bugün adli dosyaların içine kadar girdiyse, burada artık sadece bir cinayetten değil, kamu gücünün kötüye kullanımı iddiasından da söz ediyoruz. Çünkü bir ülkede vali makamı, adaleti korumak için vardır; eğer bir cinayetin gölgesine vali makamı düşüyorsa, orada yalnızca bir aile değil, devlet de yaralanır. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul ve takipsizlik dosyaları yeniden incelemek için özel birim yaklaşımı, bu yüzden yalnızca bürokratik bir adım değil hem bir dönüm noktası hem de kamusal bir taahhüt. Eğer faili meçhuller için kurulan özel ekip sistematik çalışacaksa; başta Çağla Tuğaltay, Rabia Naz, Narin Güran olmak üzere tüm dosyalar bu mekanizmayla, kaybettiğimiz çocuklarımız için adaletin penceresi.

SIRADA ÇAĞLA TUĞALTAY VAR...

Çağla Tuğaltay dosyasına 26 yıl boyunca 9 savcı ve yüzlerce polis baktı. İki kez özel ekip kuruldu. Ve yine de sonuç alınamadı. Bakın bu çok ağır bir ayrıntı, adeta sistematik yetersizlik iddiası.

- Tırnak altında DNA. Yabancı parmak izleri. Interpol taraması.

- Boğuşmaya bağlı erkek DNA’sı var. Çocuğun şortunda yabancı erkek DNA’sı var.

- Bu, delilsizlik değil. Bu, sonuçsuz bırakılmışlık tartışmasıdır.

- Dosya 2020’de zaman aşımına uğrayacaktı. Bir annenin feryadı dosyayı ölümden döndürdü. Bir başka karanlık daha yaşandı. Aileye organize dijital linç başladı. Hakikati arayanlar da hedefe kondu. Sonuç hâlâ belirsiz.

- Burada somut talep “fethi kabir”, çünkü eksik örnekler var.

Sayın Akın Gürlek, Gülistan dosyasında kurulan irade, Çağla dosyasında da DNA örneklerinin tamamlanması için devreye girmeli. Talep budur. Hakikate bir kez daha bakılması.

RABİA NAZ VİCDAN SINAVIDIR

Bir ülke bir çocuğun ölümüne toplumu ikna edemiyorsa, o dosya kapanmamıştır. Rabia Naz Vatan dosyası yalnızca geçmiş bir trajedi olarak değil, yeniden bakılması gereken bir kamu vicdanı testi olarak duruyor.

Eğer özel ekip artık devredeyse Rabia Naz dosyasında:

  • Teknik rapor çelişkileri,
  • Komisyon tutanakları,
  • Eski şüphe başlıkları,
  • Kamuoyunun ikna olmadığı noktalar yeniden okunmalı.

SUSKUNLUK DA SUÇUN ORTAĞI OLABİLİR

Narin Güran dosyasının bize gösterdiği; suskunluğun da suçun ortağı olabileceğidir. Sadece bir ceza dosyası değildir, çocuk koruma sisteminin de alarmıdır. Çünkü bir çocuk kayboluyor, öldürülüyor ve çevresinde suskunluk halkası oluşuyorsa, burada yalnız fail değil, sistem de sorgulanır.

patronlardunyasi.com