Burak ARTUNER
Amerikan siyasetinde seçim meydanlarında verilen sözlerin gerçek sınavı bugünlerde bir kamyonun yakıt deposunda veriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump şimdi tam da böyle bir sınavla karşı karşıya. 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlere sayılı günler kala dizel fiyatlarındaki yükseliş, yönetimin önündeki en önemli ekonomik başlıklardan biri haline geldi.
Reuters'ın dünkü haberi, Trump yönetiminin akaryakıt fiyatlarını aşağı çekmek için attığı adımların giderek daha maliyetli hale geldiğine işaret ediyor.
AMERİKAN EKONOMİSİNİN CAN DAMARI MAZOT
Trump’ın sorunu yalnızca akaryakıt istasyonlarındaki tabelalar değil.
Dizel, Amerikan ekonomisinin görünmeyen damarlarından biri. Tarladaki traktörden eyaletler arasında mal taşıyan kamyona, inşaat makinelerinden ticari taşımacılığa kadar geniş bir alanda kullanılıyor.
Dolayısıyla mazot pahalandığında mesele yalnızca nakliye şirketlerinin maliyet hesabı olmaktan çıkıyor. Üretim ve dağıtım giderleri üzerinden gıda fiyatlarına ve tüketicinin günlük harcamalarına kadar uzanan bir zincir oluşuyor.

BEYAZ SARAY’DA ALARM ZİLLERİ
Trump’ın ekonomik sınavının siyasi yansımaları, 19 Ekim’de açıklanan Reuters/Ipsos anketinde de kendini gösterdi.
Araştırmaya göre Trump’ın görev performansını onaylayan Amerikalıların oranı yüzde 31’e geriledi.
Bu oran, Trump’ın iki başkanlık dönemindeki en düşük seviyeye işaret ediyor.
Ancak asıl dikkat çekici gösterge, Kongre seçimlerine ilişkin tercih tablosu.
Ankette kayıtlı seçmenlerin yüzde 47’si, bugün seçim yapılması halinde Demokratlara oy vereceğini belirtirken Cumhuriyetçileri tercih edenlerin oranı yüzde 35’te kaldı.
Demokratların 12 puanlık üstünlüğü, bir önceki ankete göre 5 puan genişledi.
Bu sonuçlar seçimlerin nasıl biteceğini göstermiyor elbette ama güçlü bir rahatsızlığı da gösteriyor.
ABD’de Temsilciler Meclisi ve Senato yarışlarının sonucu eyaletlere ve seçim bölgelerine göre belirleniyor.
Ulusal anketler de bu yerel dengeleri tek başına yansıtmıyor.
Bununla birlikte tablo, Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluklarını korumaya çalıştığı bir dönemde Trump’ın siyasi desteğinin ve partisinin ekonomik gündeminin karşı karşıya olduğu baskıyı ortaya koyuyor.
SEÇMEN EKONOMİYE GÜVENİYOR MU?
Sorunun merkezinde hayat pahalılığı var.
Reuters/Ipsos araştırmasında katılımcıların yüzde 68’i Trump’ın ekonomi yönetimini onaylamadığını belirtti.
Ekonomiyi yönetme konusunda Demokratlara güvenenlerin oranı yüzde 40, Cumhuriyetçilere güvenenlerin oranı ise yüzde 33 oldu.
Daha çarpıcı ayrıntı, memnuniyetsizliğin Cumhuriyetçi seçmenler arasında da görülmesi.
Ipsos’un eylül ayında yayımladığı araştırmada Trump’ın genel görev performansını onaylayan Cumhuriyetçilerin oranı ocak ayındaki yüzde 86 seviyesinden yüzde 73’e gerilemişti.
Aynı dönemde Cumhuriyetçilerin Trump’ın ekonomi yönetimine onayı yüzde 80’den yüzde 56’ya, hayat pahalılığı yönetimine onayı ise yüzde 70’ten yüzde 44’e düştü.
Bu veriler, tartışmanın yalnızca Demokratların Trump yönetimine yönelik eleştirilerinden ibaret olmadığını gösteriyor. Yaşam maliyetleri konusunda Cumhuriyetçi tabanda da memnuniyetsizlik işaretleri var.
Trump’ın önündeki zorluk tam da burada başlıyor: Ekonomideki sorunların tamamı Beyaz Saray’ın doğrudan kontrolünde olmayabilir. Ancak seçmenler, günlük hayatlarında hissettikleri fiyat artışlarını yönetimin performansıyla ilişkilendirebiliyor.
8 MİLYAR DOLARLIK YARDIM, MAZOTU UCUZLATACAK MI?
Trump yönetimi, artan maliyetlerin çiftçiler üzerindeki etkisini hafifletmek için 8 milyar dolarlık yeni bir tarımsal yardım programı açıkladı.
Ancak çiftçiye yardım etmekle piyasadaki dizel fiyatını düşürmek aynı şey değil.
Yardım ödemeleri üreticilerin artan maliyetleri karşılamasına katkıda bulunabilir.
Fakat küresel yakıt arzındaki sıkışıklığı ortadan kaldırmıyor.
Üstelik yeni destek paketi, federal bütçeden yapılan tarımsal ödemelerin daha önce görülmemiş seviyelere çıkmasına yol açabilir.
Çiftçilere yapılan kamu ödemeleri, yeni yardımın da eklenmesiyle 2026’da 55,4 milyar dolara ulaşabilir.
Böylece Washington’ın önünde ikinci bir soru beliriyor: Enerji fiyatlarını kontrol edemediği bir ortamda, yükselen maliyetlerin faturasını ne ölçüde kamu bütçesi üstlenecek?

KIRMIZI BOYA ÇÖZÜM OLUR MU?
Trump’ın bir diğer hamlesi, normal şartlarda tarım makineleri gibi arazi dışı kullanımlara ayrılan ve özel vergi uygulamasına tabi olan kırmızı boyalı dizelin karayolu taşımacılığında daha geniş kullanımına izin vermek oldu.
Yönetim, bu düzenlemeyle taşımacılık sektörünün maliyetlerini hafifletmeyi hedefliyor.
Ancak vergi avantajı sağlamak, piyasaya yeni yakıt kazandırmak anlamına gelmiyor. Düzenleme bazı kullanıcıların giderlerini azaltabilir; fakat arz-talep dengesindeki sorunları tek başına gidermesi beklenmiyor.
Dizel ihracatını kısıtlama seçeneği de gündeme geldi. Ancak böyle bir adımın ABD içindeki fiyatları ne ölçüde düşüreceği tartışmalı. İhracatın sınırlandırılması rafinerilerin üretim ve satış kararlarını etkileyebileceği gibi başka yakıtların fiyatları üzerinde de istenmeyen sonuçlar yaratabilir.
MAZOTUN FİYATI İRAN VE RUSYA’YA UZANIYOR
Washington’ın karşı karşıya olduğu sorunun bir başka boyutu da dış politika.
Trump yönetimi, Rus yakıtına yönelik yaptırımların gevşetilmesi dahil çeşitli adımlarla arzı rahatlatmaya çalışıyor.
Ancak bu kararlar, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı finanse etmesini kolaylaştırabileceği gerekçesiyle eleştirilere de konu oluyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın küresel petrol akışına etkisi de enerji fiyatları tartışmasının merkezinde.
Bölgedeki çatışmalar, petrol arzı ve taşımacılığına ilişkin belirsizlikleri artırarak fiyatların düşürülmesini zorlaştırabiliyor.
Böylece Trump’ın seçim öncesinde çözmeye çalıştığı ekonomik sorun yalnızca iç politikayla sınırlı kalmıyor. Washington’ın dış politikada aldığı kararlar da Amerikan tüketicisinin ödediği fiyatlara yansıyabiliyor.
3 KASIM’A KADAR ZAMAN DARALIYOR
Trump’ın karşısındaki ikilem giderek belirginleşiyor: Akaryakıt fiyatlarını düşürmek için atılan adımların maliyeti artarken, tüketiciye sağlanan rahatlama sınırlı kalıyor.
Bir tarafta çiftçilere milyarlarca dolarlık destek, diğer tarafta vergi düzenlemeleri ve uluslararası enerji diplomasisi var.
Ancak bunların hiçbiri küresel petrol arzındaki sıkışıklığın kısa sürede ortadan kalkacağını garanti etmiyor.
Trump’ın seçim öncesindeki asıl sınavı, yalnızca akaryakıt fiyatlarını bir miktar aşağı çekmek değil.
Verdiği ekonomik vaatlerle uyguladığı politikaların sonuçları arasındaki mesafeyi seçmene açıklayabilmek.
Amerika’da mazot, yalnızca motorları çalıştıran bir yakıt değil; ekonomi yönetiminin sonuçlarının gündelik hayatta nasıl hissedildiğini gösteren bir ölçüye dönüşmüş durumda.
Trump’ın en zor mazot sınavı, pompadaki fiyatla başlayıp hayat pahalılığına, oradan da Kongre’nin geleceğine uzanıyor.
patronlardunyasi.com