Toygun ATİLLA
Bir dostumla fon krizini konuşuyorduk.
Bana Jeffrey Archer’ın Kaderin Cilvesi kitabındaki “Tertemiz Ignatius” hikâyesini hatırlattı.
Hikâye Nijerya’da geçiyor.
Darbelerden, rüşvetten ve yolsuzluktan yorulmuş bir ülke.
İktidara gelen General Otobi, bu bataklığı temizlemek için dürüstlüğüyle tanınan Ignatius Agarbi’yi çok önemli bir göreve getiriyor.
Ignatius göreve gelir gelmez işe koyuluyor.
Rüşvetçileri yakalatıyor.

Yazar Jeffrey Archer.
Yolsuzluk yapanları hapse gönderiyor.
Devletin içine çöreklenmiş kirli yapıları temizliyor.
Halk ve basın ona bir isim takıyor: Tertemiz Ignatius.
Sonra sıra, eski politikacıların ve generallerin ülkeden kaçırıp İsviçre bankalarına yatırdığı milyonlara geliyor.
Ignatius Cenevre’ye gidiyor.
Köklü bir İsviçre bankasının yöneticisinin karşısına oturuyor.
Nijeryalıların gizli hesaplarını açıklamasını istiyor.
Bankacı reddediyor.
Ignatius tabancasını çıkarıp adamın başına dayıyor.
Ya hesapları açıklayacaktır ya da ölecektir.
Bankacı ölüm tehdidi altında bile banka sırrını vermiyor
Ignatius bunun üzerine tabancasını indiriyor.
Gülümsüyor
Çantasını açıyor.
Masaya kendi 5 milyon dolarını koyuyor.
Meğer İsviçre’ye Nijerya’nın çalınan parasını bulmaya değil, kendi parasının güvende olup olmadığını anlamaya gitmiş.
Archer’ın hikâyesi burada bitiyor.
Bizim fon hikâyemiz ise tam burada başlıyor.

DEVLET GÖRMEDİ Mİ?
Haftalardır fon yöneticilerini konuşuyoruz
Kim hangi hisseyi aldı?
Kim kime sattı?
Kim ne kadar kazandı?
Kim yurtdışına çıktı?
Paralar nereye gitti?
Savcılık soruşturmaları, gözaltılar, tutuklamalar, malvarlığı tedbirleri, SPK kararları, tasfiye edilen fonlar…
Bunların hepsi önemli.
Hepsinin üzerine gidilmeli.
Artık bu sistem buraya kadar nasıl gelebildi? diye sormamızın zamanı gelmedi mi ?
Ortada sermaye piyasasını denetlemek ve gözetmek için kurulmuş koca bir mekanizma var.
SPK var.
Borsa İstanbul var.

Takasbank var.
MKK var.
MASAK var.
Bankalar var.
Aracı kurumlar var.
Portföy yönetim şirketleri var.
Bağımsız denetim var.
Bugün geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu da yatırım fonu işlemlerini incelemeye başladı; Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturuldu.
Peki bütün bu mekanizmaya rağmen ne oldu?
Cevabını aramaya başladığınızda karşınıza çok önemli bir tarih çıkıyor.
Peki bütün bu mekanizmaya rağmen ne oldu?
Asıl soru bu.
Ve cevabını aramaya başladığınızda karşınıza çok önemli bir tarih çıkıyor.
İLK ALARM: 2025’İN SON ÇEYREĞİ
Bu tarihi ben söylemiyorum.
SPK söylüyor.
Kurul, 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonların, özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları aracılığıyla, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıkladı.
Dikkat edin, 2026 Eylül’ünden bahsetmiyoruz.
2025’in son çeyreğinden bahsediyoruz.
Demek ki sistemde bir şeylerin yolunda gitmediğine ilişkin ilk işaretler yaklaşık bir yıl önce görülmeye başlanmıştı.
Üstelik mesele bir kurumun çekmecesinde kalmadı.
2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine geldi.
Komite, SPK tarafından alınabilecek makroihtiyati tedbirler konusunda tavsiye kararı verdi.
SPK da ertesi gün, 3 Aralık’ta bir çalışma grubu oluşturdu.
Ardından süreç başladı.
Borsa İstanbul’dan görüş istendi.
Takasbank’tan görüş istendi.
MKK devreye girdi.
Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nden görüş alındı.
Sektörle toplantılar yapıldı.
Nitelikli yatırımcı kriteri değiştirildi.
TEFAS’ın işleyişinde düzenlemelere gidildi.
Yani devletin çarkları dönmeye başlamıştı.
Fakat takvim de işlemeye devam ediyordu.
SONRA 19 AĞUSTOS GELDİ
Bu kronolojinin belki de en önemli halkalarından biri ise Patronlar Dünyası’nın ortaya çıkardığı bir belge.
19 Ağustos 2026.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2026/149004 sayılı soruşturma kapsamında SPK’ya gönderdiği “Gizli” ibareli müzekkere.
Savcılık SPK’dan üç başlıkta inceleme istiyordu.
Dosyada bazı Borsa İstanbul hisselerinde olağanüstü fiyat artışları mercek altındaydı.
Bazı hisselerde yaklaşık 100 kata ulaşan yükselişler…
Fonların bu hisselerde yoğun alımları…
Bazı kişilerin hisseleri önce bireysel hesaplarından alıp ardından fonlara sattığı yönündeki iddialar…
Bunların incelenmesi isteniyordu.
Burada artık çok önemli bir eşik aşılmıştı.
Mesele yalnızca piyasa gözetiminin gördüğü risklerden ibaret değildi.
Savcılığın önüne kadar gelmişti.
İşte bu nedenle 19 Ağustos tarihli müzekkereyi fon krizinin kronolojisinde ayrı bir yere koyuyorum.
Çünkü elimizde artık tek bir alarm yok.
Bir alarm zinciri var.

DOKUZ AY
Şimdi tarihleri alt alta yazalım.
2025’in son çeyreği:
SPK, bazı fonların düşük fiili dolaşımlı hisselerde ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu gözlemliyor.
2 Aralık 2025: Konu Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine geliyor.
3 Aralık 2025: SPK çalışma grubu kuruyor.
Aylar boyunca kurum görüşleri, taslaklar ve teknik çalışmalar sürüyor.
19 Ağustos 2026: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bazı hisselerdeki olağanüstü fiyat hareketleri ve fon işlemleri hakkında SPK’dan inceleme istiyor.
28 Ağustos 2026: SPK, Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncelliyor.
Eylül ayında…
Fonlarda likidite sıkıntıları başlıyor.
İade talepleri karşılanamıyor.
Ardından tasfiyeler geliyor.
İşte benim cevap aradığım yer tam burası:
İlk alarm ile kriz arasındaki yaklaşık dokuz ayda ne oldu?
TÜRK BÜROKRASİSİNİN RÖNTGENİ
Bu soruyu sorarken kimseye peşinen suç isnat etmiyorum.
Tam tersine.
Devletin hangi kurumunun ne yaptığını belge üzerinden ortaya çıkarmamız gerektiğini söylüyorum.
Çünkü SPK’nın açıklaması düzenleme için aylar boyunca çok sayıda kurumla çalışıldığını gösteriyor.
Borsa İstanbul…
Takasbank…
MKK…
Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği…
Hazine ve Maliye Bakanlığı…
Sektör temsilcileri…
Hatta yerli ve yabancı yatırımcılar…
Görüşler alınmış.
Toplantılar yapılmış.
Taslaklar hazırlanmış.
Değişiklikler yapılmış.
Bütün bunlar bürokrasinin çalıştığını gösteriyor.
Fakat yaşanan kriz de başka bir gerçeği gösteriyor:
Çalışmak ile zamanında sonuç almak aynı şey değil.
Türkiye’de bürokrasinin eski hastalıklarından biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Bir kurum görür.
Diğer kuruma yazar.
Görüş ister.
Toplantı yapılır.
Komisyon kurulur.
Taslak hazırlanır.
Taslak görüşe açılır.
Başka bir kurumdan cevap beklenir.
Hukuki değerlendirme yapılır.
Yeni bir toplantı yapılır.
Bu sırada piyasa beklemez
Para hareket eder.
Hisseler yükselir.
Fonlar büyür.
Risk büyür.
Ve bazen devlet bütün parçaları bir araya getirdiğinde yangın çoktan çıkmıştır.
Fon dosyasında araştırılması gereken tam olarak budur.
KİM NE ZAMAN BİLİYORDU?
DDK şimdi yatırım fonu işlemlerini inceleyecek.
Bence önüne koyması gereken ilk sorular çok basit:
Kim neyi biliyordu?
Ne zaman biliyordu?
Bildikten sonra ne yaptı?
SPK’nın önüne ilk ciddi risk göstergesi hangi tarihte geldi?
Borsa İstanbul hangi olağandışı işlemleri tespit etti?
Takasbank hangi hareketleri gördü?
MKK kayıtlarında ne vardı?
MASAK’ın önüne hangi para transferleri ne zaman düştü?
Bankaların ve aracı kurumların sistemlerinde hangi uyarılar oluştu?
Savcılığın 19 Ağustos tarihli yazısından sonra hangi incelemeler yapıldı?
Ve bütün bu bilgiler kurumlar arasında ne kadar hızlı paylaşıldı?
Çünkü bazen devletin sorunu hiçbir şey görmemesi değildir.
Herkesin resmin başka bir parçasını görmesi ama parçaların zamanında aynı masada birleşmemesidir.

YANGINDAN ÖNCE DUMANI GÖRMEK
Denetimin iki türü vardır.
Birincisi yangından sonra gelir.
Suçluyu yakalar.
Hesapları inceler.
Malvarlığına tedbir koyar.
Paranın izini sürer.
Suç duyurusunda bulunur.
Gerekirse insanları tutuklar.
Bunların hepsi gereklidir.
Ama bir de başka türlü denetim vardır.
Yangından önce dumanı gören denetim.
Güçlü devlet mekanizması budur.
Çünkü finans piyasalarında denetimin başarısı yalnızca suç işleyeni yakalamak değildir.
Suçun büyümesini engelleyecek sistemi kurabilmektir.
Bugün Beştepe’de yeni bir koordinasyon mekanizması kurulmasının ve DDK’nın devreye sokulmasının önemi de burada.
Bu inceleme yalnızca “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuna cevap verirse eksik kalır.
Bir sorunun daha cevabı bulunmalı
Buraya nasıl geldik?
İGNATIUS’TAN KIRMIZI PAZARTESİ’YE
Jeffrey Archer’ın hikâyesine dönelim. Okur hikâye boyunca Ignatius’un tabancasına bakıyor.
Rüşvetçileri nasıl yakaladığına, yolsuzlukla nasıl mücadele ettiğine bakıyor.
Sonra Archer son sayfada okura aslında şunu söylüyor: Yanlış yere baktınız.
Tabancaya değil, masaya konulan 5 milyon dolara bakacaktınız.
Fon krizinde de aynı hatayı yapmayalım.
Sadece gözaltına alınanlara, tutuklananlara, kaçanlara bakmayalım.
Yatlara, villalara, banka hesaplarına bakmakla yetinmeyelim.
Elbette onların da peşine düşelim.
Biraz da devletin koridorlarına bakalım.
Dosyalara…
Yazışmalara…
Toplantı tarihlerine…
19 Ağustos tarihli müzekkereye…
Dönüp şu dört soruyu soralım:
Kim gördü?
Ne zaman gördü?
Ne yaptı?
Neden yetmedi?
Bu dosyayı düşündükçe benim de aklıma Jeffrey Archer kadar Gabriel García Márquez de geliyor.
Kırmızı Pazartesi.
Santiago Nasar’ın öldürüleceğini kasabada neredeyse herkes biliyordu.
Vicario kardeşler saklamıyordu.
Haber birinden diğerine dolaşıyordu.
İşaretler vardı.
Uyarılar vardı.
Bütün o bilgi parçaları, cinayeti önleyecek anda bir araya gelemedi.
Sonunda herkesin geleceğini bildiği felaket gerçekleşti.
Fon krizinin Kırmızı Pazartesi’ye dönüşüp dönüşmediğini şimdi DDK’nın ortaya çıkaracağı belgeler gösterecek.
Elimizde bugün çok önemli bir kronoloji var.
2025’in son çeyreğinde görülen riskler…
2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’ne taşınan mesele…
Aylar süren çalışmalar…
19 Ağustos’ta savcılığın SPK’ya gönderdiği müzekkere…
Ardında eylülde patlayan kriz.
Márquez’in romanındaki o rahatsız edici soru yıllar sonra bizim önümüzde duruyor.
Bu kadar işaret varken neden önlenemedi
Belki fon dosyasının gerçek hikâyesi de budur.
Bir tarafta Jeffrey Archer’ın Ignatius’u:
Denetleyeni kim denetliyordu?
Diğer tarafta Márquez’in Kırmızı Pazartesi’si…
Herkes bir şeyler görüyorsa felaket neden engellenemedi?
Şimdi DDK’nın önünde yalnız foncuların dosyası yok.
Bir bakıma Türk bürokrasisinin de dosyası var.
Finans tarihi krizler, çalınan paralar ve o krizlerin geliyorum dediği halde neden durdurulamadığıyla hatırlanır.
Anlayana…
patronlardunyasi.com