Finans


Toygun ATİLLA

Türkiye’nin sermaye piyasalarını sarsan fon soruşturmasında bugüne kadar gözaltıları, tutuklamaları, şirketlere yönelik tedbirleri ve yatırımcıların yaşadığı sıkıntıları konuştuk.

Ancak önümüzdeki rakamlar, bizi soruşturmanın başladığı günlerden çok daha geriye 2025 yılının son aylarına götürüyor.

Fon krizini anlamak için yalnızca Eylül 2026’da neler yaşandığına bakmak yetmiyor.

O tarihe kadar yaşanan büyüme de, bu büyümenin hangi aşamada risk olarak görüldüğünü de incelememiz gerekiyor.

132 MİLYARDAN 1,3 TRİLYON LİRAYA

Tera ve Pusula Portföy’ün aylık portföy büyüklüklerini gösteren veri grafiği, dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Eylül 2025’te Tera Portföy’ün yönettiği varlık büyüklüğü 72 milyar, Pusula Portföy’ün ise 60,5 milyar liraydı.

İki şirketin toplamı 132,5 milyar lira.

Ağustos 2026’da Tera’nın büyüklüğü 683,6 milyar, Pusula’nınki ise 633,8 milyar liraya ulaştı.

Toplam 1 trilyon 317,4 milyar lira.

İki şirketin toplam büyüklüğü 11 ayda yaklaşık 10 katına çıkmıştı.

Reuters’ın 2 Ekim’de yayımladığı araştırmaya göre Tera ve Pusula, Ağustos sonunda Türkiye’nin banka dışı en büyük portföy yönetim şirketleri arasındaydı.

Bu büyümenin ardından Eylül ayında başlayan likidite sorunları, sermaye piyasalarını sarsan müdahale sürecine dönüştü.

SPK RİSKİ 2025’TE GÖRMÜŞ

Dosyanın en önemli ayrıntılarından biri, SPK’nın 18 Eylül 2026 tarihli resmî açıklamasında bulunuyor.

Kurul, 2025 yılının son çeyreğinde belirli portföy yönetim şirketlerine ait fonların, fiili dolaşım oranı düşük hisselerde ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketlerine neden olduğunu gözlemlediğini bildirdi.

Üstelik mesele, 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında toplanan Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine de taşınmıştı.

SPK’nın açıklamasına göre toplantıda alınabilecek makroihtiyati tedbirler konusunda tavsiye kararı verildi.

Kurulun açıklaması, o tarihte hangi şirketler veya hangi fonlar hakkında hangi somut tespitlerin yapıldığını tek tek ortaya koymuyor.

Dolayısıyla Aralık 2025’teki tespitlerin doğrudan Tera veya Pusula hakkında olduğu sonucuna varmak mümkün değil.

Ancak açıklama, fon piyasasındaki risklerin krizin patlak vermesinden aylar önce resmî kurumların gündemine girdiğini gösteriyor.

Peki Aralık 2025’ten Eylül 2026’ya kadar hangi önlemler alındı?

Ve alınan önlemler neden yeterli olmadı?

KRİZDEN ÖNCEKİ 16 GÜN

Fonların büyümesi kadar, Eylül ayının ilk yarısındaki para hareketleri de dikkat çekiyor.

TEFAS verilerinden hareketle hazırlanan Tera Dosya analizine göre, 1–16 Eylül döneminde Pusula Portföy Para Piyasası Fonu’nda (PRY) yaklaşık 95,4 milyar liralık tahmini net çıkış gerçekleşti.

Pusula’nın ikinci para piyasası fonunda (PNU) hesaplanan net çıkış ise 34,4 milyar liraydı.

Aynı dönemde Tera Portföy Birinci Serbest Fon’da (TLY) 59,8 milyar liralık tahmini net çıkış hesaplandı.

Ancak Tera’nın bütün fonlarında aynı yönlü hareket yaşanmadı.

Tera Portföy Hisse Senedi Fonu’nda (THF) yaklaşık 67,8 milyar, Dördüncü Hisse Senedi Serbest Fonu’nda (DOH) ise 32,6 milyar liralık tahmini net giriş görüldü.

Bu rakamlar yatırımcı bazında doğrulanmış nakit hareketleri değil; fon katılma payı değişimleri ve fiyatlar üzerinden hesaplanan tahmini akımlar.

Yine de ortaya çıkan tablo önemli.

Bazı fonlardan milyarlarca liralık çıkış yaşanırken başka fonlara yüksek tutarlarda giriş devam etmişti.

Bu hareketlerin hangi yatırımcı gruplarından kaynaklandığı, hangi tarihlerde yoğunlaştığı ve likidite sorunlarıyla ilişkisi araştırılmayı bekliyor.

17 EYLÜL’DE MÜDAHALE GELDİ

SPK, 17 Eylül 2026’da yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS üzerinden işlem gören fonlarına yönelik kısıtlama ve tasfiye kararları aldı.

Tera Portföy’ün tasfiyeye konu fonlarında İş Bankası, Pusula’nın da aralarında bulunduğu diğer altı şirketin fonlarında ise Ziraat Bankası yetkilendirildi.

Ardından tasfiye ve yatırımcılara ödeme süreçleri başladı.

SPK’nın 28 Eylül tarihli açıklaması, 17 Eylül’de verilen talimatların iptal edildiğini, daha önce verilmiş bazı gerçekleşmemiş talimatların ise tasfiye kapsamında değerlendirildiğini ortaya koydu.

Bu ayrıntı, fonların büyüklüğündeki değişimlerin yorumlanması bakımından önemli.

Çünkü portföy büyüklüğünün azalması, aynı miktarda paranın kaybolduğu veya yatırımcıların aynı tutarda zarara uğradığı anlamına gelmiyor.

Fonların tasfiye edilmesi, varlıkların devri, ödemeler ve değer değişimleri ayrı ayrı incelenmeli.

DENETİMİN YANITLAMASI GEREKEN SORULAR

SPK’nın açıklamaları, uluslararası basındaki araştırmalar ve TEFAS verilerinden hazırlanan analizler birlikte değerlendirildiğinde üç kritik mesele öne çıkıyor.

Birincisi, portföylerdeki olağanüstü büyümenin ne kadarının yeni yatırımcı girişlerinden, ne kadarının varlık fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığı.

İkincisi, düşük fiili dolaşımlı hisselerdeki fiyat hareketlerinin fonların değerlemelerine etkisi.

Üçüncüsü ise düzenleyici kurumların riskleri tespit etmesiyle müdahale kararları arasında geçen süre.

Bu soruların yanıtları, yalnızca soruşturma kapsamındaki kişi ve şirketler açısından değil, Türkiye’nin sermaye piyasalarına duyulan güven açısından da önemli.

ASIL DOSYA ŞİMDİ BAŞLIYOR

Bugün fonların tasfiyesini konuşuyoruz.

Oysa aynı dikkatle incelenmesi gereken bir başka dönem var.

Eylül 2025 ile Ağustos 2026 arasındaki 11 ay.

Bu dönemde iki şirketin yönettiği varlık büyüklüğü yaklaşık 1,2 trilyon lira arttı.

SPK’nın resmî açıklaması, fon piyasasındaki bazı risklerin 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini gösteriyor.

Bu nedenle artık yalnızca fonların neden çöktüğünü değil, risklerin görüldüğü dönemde büyümenin nasıl devam ettiğini de araştırmak gerekiyor.

patronlardunyasi.com