Ekonomi


Sahilde düzenlenen etkinlikte, milli sporcu ve serbest dalış dünya rekortmeni Şahika Ercümen ile TÜME Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Karagöz, Gökçeada'da tarımsal üretim yapan gençlerle buluştu.

Ercümen'in doğduğu topraklarda düzenlenen programda, Karagöz ve Ercümen doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir üretim ve çevre bilinci konularını ele aldı. Karagöz, buradaki konuşmasında insanlığın var olduğu ilk günden bugüne kadar değişmeyen tek konunun "tarım" olduğunu söyledi.

Tarımda da en temel konunun üretim ve sürdürülebilirlik olduğunu belirten Karagöz, "Tabii ki zaman zaman ürünler değişiyor. Belki bundan 200 yıl önce Anadolu'da domates yoktu. Talepler zaman zaman farklılaşıyor. İnsanoğlunun talepleri ve üretim metodolojileri değişse de üretimin kendisi değişmiyor, değişmedi." dedi.Karagöz, Türkiye'de üreten nüfusun yaş ortalamasının 60'a dayandığını belirterek, şunları kaydetti:

"Dünyada güvenilir, sürdürülebilir temiz gıda konusunda herkes dertliyken, herkes bu konunun bir milli güvenlik meselesi olduğunu söylerken, bunun pandemide tedarik zincirlerinin bir anda kırılabildiğini gördük. Savaşlarda gıdanın bir silah olarak kullanıldığını gördük. İsrail, Gazze'de ne yapıyor? Gıdayı bir silah olarak kullanıyor. Dolayısıyla 'ya bu olmaz' denilen şeylerin artık olduğunu gördük. Ukrayna-Rusya Savaşı'nda savaş başladıktan sonra dünyanın en temel konuştuğu kriz neydi? Tahıl kriziydi. Dünyadaki yaşanan bu şoklar, salgın hastalıklar, bize gıda konusunun ne kadar önemli olduğunu bir yandan gösterdi."

Köyden çıkmanın başarı hikayesi olarak anlatıldığı bir sosyolojik ortamda, teknolojinin gelişmesi ve kentleşmeyle birlikte insanların kentlerde yaşamayı tercih ettiğini belirten Karagöz, savaşlar ve sağlık alanında yaşanan sorunların ardından ülkelerde tedarik zincirlerinin kırıldığını ifade etti. Karagöz, 2000'li yıllarda konuşulan küreselleşmenin yerini korumacı yaklaşıma bıraktığının altını çizerek, "Sosyoloji tam tersine giderken üretim bu kadar kıymetliyse o zaman bunu kim üretecek? Üretim ve üretici çok önemliyse burada gençleri biz bu üretimin bir paydaşı ve bir parçası yapmak istiyorsak o zaman bizim bir model ortaya koymamız lazım." diye konuştu.

Geçen yıl Atatürk Havalimanı'nda düzenlenen TEKNOFEST'e inek getirdiklerini anlatan Karagöz, şöyle konuştu:

"TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar dışındaki herkes bize güldü. Bayraktar da tam olarak aslında 'bu teknolojilerin içerisine ineği, üretim teknolojilerini, sivil teknolojileri getirmeniz lazım' dedi ve bizi cesaretlendirdi. Biz oraya ineği getirdiğimiz zaman insanlar ilk başta gülümseyerek yaklaştılar. Sonra içeriye girdiklerinde ineklerin robotlar tarafından sağıldığını, görüntü işleme teknolojilerinin olduğunu, ineklerdeki çiplerle hayvanların getirdiği gevişten attığı adıma kadar sağlık verilerini aldığımızı, iklimlendirme, fan ve diğer otomasyon sistemlerinin olduğunu görünce biraz ciddileştiler. Şunu söyledik, savunma sanayiinde geliştirdiğimiz yazılım kabiliyeti, TEKNOFEST ruhuyla gelişen özgüven kabiliyeti, 'bunu başarabiliriz' kabiliyeti şimdi sivil alanlara da dalga dalga yayılmaya başladı ve bu sivil alanların belki de en önemlisi, kıymetlisi, stratejik olanı tarım ve hayvancılık. Neden? Çünkü dönüşmeye muhtaç bir tarım ve hayvancılık sektörümüz var."

Karagöz, Türkiye'de eli öpülesi, fedakar üreticilerinin bulunduğunu belirterek, onların üretimleri sayesinde Türkiye'nin bugün dev bir üretim ülkesi haline geldiğini, son 20 yılda 25 milyar dolar seviyesindeki tarımsal hasılanın 75 milyar dolara yükseldiğini aktardı. Türkiye'yi yeni nesil tarım ve hayvancılıkla buluşturmanın önemine değinen Karagöz, "Bizim oradaki gence bir model önermemiz lazım. Önerdiğimiz modelde de teknoloji olması lazım ve oradaki 2-3 genç belki 300 haneli köyün yükünü sırtlanacağı için ölçeği büyütmesi lazım. Ölçeği büyütüp teknoloji ve verim odaklı bir dönüşümle ekonomik olarak daha sürdürülebilir bir tarım ve hayvancılık yapması lazım." dedi. Karagöz, Türkiye'nin teknolojiye hızlı adapte olan bir toplum olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Şimdi tekrar bir üretim çağına dönüyoruz ve bu üretim çağına neyle dönüyoruz? Akıllı sistemlerle, yapay zekayla dönüyoruz. TÜME olarak yapay zeka ile dönüşümün arefesinde olduğumuz bir yerde biz de tarım ve hayvancılık sektörümüzde makineleşmeyi değil yapay zeka ile otonom sistemleri konuşalım, gençlerimizi destekleyelim, desteklediğimiz gençlere ölçek kazandıralım, gençlerle bu yapay zeka ile otonom modelleri oluşturalım, bu modelleri hayata geçirelim ve bu modelleri de Türk mühendislerimiz yapsın. Çünkü biz kabiliyetleri geliştirdik. Savunma sanayiinde İHA'ları SİHA'ları, roketleri yapan mühendislerimiz, insan kaynağımız gençlerimiz artık bu teknolojileri yapar hale geldi."

TÜME olarak YÖK ile imzaladıkları protokol kapsamında 10 üniversiteye yapay zeka tabanlı otonom çiftlik hibe ettiklerini belirten Karagöz, buralarda teknoloji geliştirmek isteyen gençler ve akademisyenlerin hayvancılık ile tarımın sorunlarına yönelik çalışmalar yürüteceğini ifade etti. Karagöz, tarımda teknolojinin, gençliğin, yapay zekanın konuşulması gerektiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:

"Tarımda buna talip üreticiler olsun istiyoruz. Buna talip üreticilerle biz kendi teknolojilerimizi geliştirelim. Veride, gıdada dışa bağımlı olmayalım, hep birlikte tam bağımsızlığa yürüyelim istiyoruz. Bugün çok önemli ölçüde kendi kendine yeten bir ülkeyiz ama 20 yıl sonrasına dair bir model önermemiz lazım ve o modeli de Şahika Hanım denizin 107 metre altından, Alper Gezeravcı uzaydan, bizler de sizlerle birlikte omuz omuza köy köy gezerek hem arayacağız, hem önerdiğimiz modeli sizlerle paylaşacağız."

"REKOR DENEMESİ İSTİYORUZ"

Ercümen de spor hayatına nasıl başladığını ve sporcu kimliğinin yanı sıra aynı zamanda bir diyetisyen olduğunu dile getirdi.

Sporcu ve diyetisyen olunca algıda seçiciliğin çok arttığını aktaran Ercümen, "Önleyici koruyucu etkiler arasındaki en basit yapabileceğimiz şeyler sağlıklı beslenmek, spor yapmak ama güvenilir gıdaya ulaşmak, bunu gerçekten yapabilmek, böyle ürünlere ulaşabilmek, gıdalara ulaşabilmek artık çok zor." dedi. Ercümen, her şeyin hayal kurmak ile başladığını belirterek, "Doktorlar bana 'asla spor yapamaz' diyordu ama bir şekilde yolum kesişti, başladım. Sağlığıma çok iyi geldi. Öyle olunca devam ettim. Bırakın spor yapmayı, şu an tek başıma dünyada bir kadın olarak ve astım hastası olarak tek nefeste dünya rekoru kırmaya çalışıyorum. Hala da çabalıyorum, hala devam ediyor bu yolculuk." ifadesini kullandı. Herhangi bir işe başlarken yolun başındaki engellerin aşılması gerektiğini vurgulayan Ercümen, şöyle devam etti:

"Bazen istediğimiz gibi bitmiyor veya o an o hedef olmuyor, o sonuç çıkmıyor ama böyle büyük resme baktığımızda eğer bundan bir şey öğrenip yola devam edebiliyorsak motivasyonla gerçekten o zaman aslında onun neye hizmet ettiğini anlıyorsunuz. Bence bununla cesaretli bir şekilde yüzleşmeye eğer gücümüz varsa o zaman çok güçlenerek yola devam ediyorsunuz.

Herhalde sportif kariyerinde en çok engelle karşılaşmış, buna bu sene de dahil bir sporcu olarak her seferinde bırakma aşamasına getirilen ya da gelen bir sporcu olarak o motivasyonu ve devam edebilme gücünü ben de biraz geçmişime baktığımda görüyorum. Çünkü ben nefes alamayan bir çocukken, sağlığına kavuşmuş her şeyden önce bir çocuğa dönüştüm. Sonrasında dünya rekorları geldi. Kendimi motive ediyorum ve benim için bunun önemini tekrar hatırlıyorum ve yola devam ediyorum. Çok paylaşmıyorum ama antrenmanlarda 110 metrenin üzerine çıktım. Doğru destekleri bulursam 2027'de de böyle bir rekor denemesi istiyoruz."

Programın devamında Karagöz ve Ercümen katılımcıların sorularını yanıtladı. Etkinlik, Karagöz'ün Ercümen'e hediye takdim etmesi ve fotoğraf çekimiyle sona erdi. Programa Gökçeada Kaymakamı Osman Acar, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, kentte tarımsal üretim yapan genç üreticiler ve vatandaşlar katıldı.

patronlardunyasi.com