STİL CADISI
Beni yalnızca kıyafetlerden anlıyor sanıyorsunuz.
Ayakkabıya bakarım, çantayı tanırım, ceketin omzunun yarım santim aşağıda olduğunu da görürüm.
Ama sevgili okurlar…
Ben sadece kıyafet bilmem.
Ben insan bilirim.
Mekân bilirim.
Masa bilirim.
Beach club bilirim.
Kim nerede görünür, kim nerede görünmek istemez, onu da bilirim.
Ne de olsa sosyetenin içindeyim.
O yüzden bugün gardıropları biraz rahat bırakacağım.
Size biraz Suzan Sabancı’nın yaz rotasından bahsetmek istiyorum.
Çünkü sosyetede bazen insanın nereye gittiği, üzerine ne giydiğinden daha fazla şey anlatır.

YAZI SAINT-TROPEZ’DE AÇTI
Suzan Sabancı’nın 2026 yazındaki ilk tatil fotoğraflarından biri Saint-Tropez’den geldi.
Sonra Bodrum.
Ağustos ayında yeniden Saint-Tropez.
Ve yazın son günlerinde Raif Dinçkök, Berrak Barut ve yakın dostlarla Sardinya.
Şimdi siz buna “Güzel tatil yapmış” deyip geçebilirsiniz.
Ben geçmem.
Çünkü bu üç adresi seçmek, üç ayrı elbise seçmek gibidir.
Her birinin verdiği mesaj başka.

SAINT-TROPEZ’YE DENİZE GİRMEYE GİDİLMEZ
Bir kere şu konuda anlaşalım.
Saint-Tropez’ye yalnızca denize girmek için gidiyorsanız paranıza yazık.
Dünyada daha güzel denizler var.
Saint-Tropez’nin sattığı şey deniz değil.
Statü.
Orada mesele hangi otelde kaldığınız kadar nerede öğle yemeği yediğiniz, hangi masaya oturduğunuz, limanda kimin teknesinin bulunduğu ve sezonun hangi haftasında orada olduğunuzdur.
Saint-Tropez yıllardır dünyanın zenginlerine aslında görünmez bir bileklik takıyor:
“Ben buradaydım.”
Suzan Sabancı’nın yazı orada açmasına hiç şaşırmadım.
Çünkü Saint-Tropez modası kolay kolay geçmeyen bir Chanel ceket gibidir.
Yeni değildir.
Ama hâlâ ne olduğunu bilen bilir.

SONRA BODRUM
Ve geldik bizim eve.
Bodrum’a.
Burada biraz cadılık yapacağım.
Çünkü Bodrum son yıllarda çok pahalı oldu ama hâlâ “lüks” ile “pahalı” arasındaki farkı tartışıyoruz.
Mandarin Oriental’ınız var.
EDITION’ınız var.
Maxx Royal’iniz var.
Yalıkavak Marina’nızda dünyanın en büyük yatları var.
Restoranlar, beach club’lar, markalar…
Paranın satın alabileceği neredeyse her şeyi Bodrum’a getirdik.
Fakat size Stil Cadısı’nın küçük sırrını vereyim:
Pahalı olmak başka, arzu nesnesi olmak başka.
Bir çantaya 20 bin euro fiyat etiketi koyunca Hermès olmuyorsunuz.
Bir koya da 2 bin euro hesap yazınca Saint-Tropez olmuyorsunuz.
Lüksün paradan sonra başlayan bir tarafı var:
Hikâye.
Bodrum’un önündeki mesele bence tam olarak bu.
Dünyanın zenginlerine yalnızca pahalı bir tatil değil, “Bodrum’da olmalıyım” duygusunu satabilmek.

SON DURAK SARDİNYA
Ve Suzan Sabancı yazın sonunda Sardinya’ya geçti.
İşte burası başka.
Özellikle Costa Smeralda ve Porto Cervo dünyasında lüksün dili değişiyor.
Süperyatlar, özel villalar, korunaklı koylar…
Burada paranın satın aldığı en kıymetli şey bazen masa değil.
Görünmemek.
Saint-Tropez’de “Kim geldi?” diye bakarsınız.
Sardinya’da bazen “Kim geldi ama kimse görmedi?” diye merak edersiniz.
Gerçek servetin tuhaf taraflarından biri de budur.
Paranız azken görünmek istersiniz.
Çok paranız olduğunda ise görünmemek için para ödemeye başlarsınız.
Mahremiyet de lüks tüketimin en pahalı ürünlerinden biridir.

ÜÇ DURAK, ÜÇ MESAJ
Suzan Sabancı’nın yaz rotasına Stil Cadısı gözüyle baktığımda ben üç ayrı mesaj görüyorum.
Saint-Tropez: Ben buradayım.
Sardinya: Nerede olduğumu bilmenize gerek yok.
Peki Bodrum?
İşte onu henüz tam çözemiyorum.
patronlardunyasi.com