Aktüel


Elif Yıldız HARMANKAYA

Bir tatil fotoğrafına bazen biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor. Çünkü masanın üzerindeki tabaklardan, insanların taktığı güneş gözlüklerinden ya da arkadaki denizden daha fazlası çıkabiliyor.

Gülen Yelmen’in Instagram hesabından paylaştığı fotoğraflar da öyle.

Yelmen altına kısa bir not düşmüş:

“Görülmesi gereken Le 55 & Le Sénéquier ve efsanevi St Tropez evleri.”

Fotoğraflardaki isimlerden biri de Türk iş dünyasının önemli isimlerinden, Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı.

Sabancı bugün aynı zamanda Sabancı Holding Yönetim Kurulu, Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi. Uluslararası finans dünyasında da Institute of International Finance ve Harvard bağlantılı çeşitli danışma kurullarında görevleri bulunuyor.  

Bugün ise bu kimliklerinin dışında onun Saint Tropez günlüğünden bahsetmek istiyorum. 

BİR FİLM SETİNDEN DÜNYA JET-SETİNİN MASASINA

İlk durak Pampelonne Plajı’ndaki Le Club 55.

Bugün dünyanın en tanınmış beach club’larından biri.

Ama hikâyesi lüksle başlamıyor.

1950’lerin ortasında Colmont ailesinin sahildeki mütevazı yerinde başlıyor.

1956’da Roger Vadim, “Et Dieu… créa la femme / Ve Tanrı Kadını Yarattı” filmini Saint-Tropez’de çekiyordu.

Başrolde Brigitte Bardot vardı.

Film ekibi Pampelonne’da çalışırken yemek meselesi ortaya çıktı. Yakındaki Colmont ailesinden yaklaşık 80 kişilik ekibe yemek hazırlamaları istendi.

O geçici film seti mutfağı zamanla Saint-Tropez’nin en ünlü restoranlarından birine dönüştü. 

Bardot yıldız oldu.

Saint-Tropez dünya jet-setinin adresine dönüştü.

Club 55 de ikisinin arasında kalan masaydı.

Sonraki yıllarda Hollywood yıldızlarından milyarderlere, kraliyet ailelerinden siyasetçilere kadar sayısız ünlü o sade ahşap masalara oturdu.

Mekânın yıllarca başında bulunan Patrice de Colmont’un yaklaşımı da Saint-Tropez’nin eski ruhunu anlatıyordu:

Müşteri kral değildi.

Arkadaştı.

De Colmont Ekim 2025’te 77 yaşında hayatını kaybetti; ancak ailesinin yarattığı mekân hâlâ Saint-Tropez’nin en sembolik adreslerinden biri.

Suzan Sabancı ve arkadaşlarının fotoğraflarının bir bölümünün arkasındaki dekor işte yaklaşık 70 yıllık bu hikâye.

Üstelik Club 55 yalnızca sosyete tarihine değil, yelken dünyasına da girdi. Patrice de Colmont’un 1981’de katkıda bulunduğu bir tekne yarışı zamanla bugün dünyanın önemli klasik ve modern yat buluşmalarından Les Voiles de Saint-Tropez’ye dönüştü. 

SONRA KIRMIZI SANDALYELERE…

Gülen Yelmen’in albümündeki ikinci durak ise başka bir Saint-Tropez klasiği:

Sénéquier.

Fotoğrafta arkadaki kırmızı duvarda zaten büyük harflerle adı görülüyor.

Sénéquier’nin tarihi Club 55’ten bile eski.

Martin ve Marie Sénéquier’nin Place aux Herbes’de açtıkları pastaneyle başlayan hikâye, 1930’da liman tarafındaki kafeye uzandı.

Saint-Tropez 1950’lerden itibaren küçük bir balıkçı kasabasından uluslararası sosyetenin buluşma noktasına dönüşürken Sénéquier de bu değişimin adeta ön sıradaki koltuğu oldu.

Mekânın bugün alametifarikası haline gelen kırmızı cephesi ve kırmızı sandalyeleri, limana yanaşan yatları ve gelip geçen insanları seyretmenin Saint-Tropez’deki en meşhur noktalarından biri. Mekânın kendi tarihçesi de Sénéquier’yi Nouvelle Vague döneminin bir “gözlem noktası” olarak tarif ediyor.

Yani Club 55’te hikâye denizden karaya doğru geliyor.

Sénéquier’de ise masaya oturup denize bakıyorsunuz.

Saint-Tropez’nin iki ayrı sahnesi.

Bir karede Club 55’in kalabalık masaları…

Bir diğerinde Sénéquier’nin kırmızısı…

Son karelerden birinde ise Saint-Tropez tepelerinin çam ağaçları arasındaki evlerinden birinin bahçesi.

Ve arkadaşlarla uzun yaz sofraları.

Aslında fotoğraflar Saint-Tropez’nin 70 yıldır değişmeyen formülünü de anlatıyor: Biraz deniz, biraz moda, biraz iş dünyası, mutlaka uzun bir masa.

Suzan Sabancı’nın Saint-Tropez günlüğünde de formül değişmemiş.

patronlardunyasi.com