Burak ARTUNER
17'nci yüzyıl Osmanlısında ortaya çıkan Kadızâdeliler hareketi, vaazlarında ve ideolojilerinde şekilsel olarak "zühd" yani 'dünya malına değer vermeme' ve fakirlik temalarını savunup tekkeleri eleştirerek yola çıkmış; ancak zamanla ulaştıkları siyasi güç ve nüfuz sayesinde devlet kademelerinde büyük bir zenginliğe, güce ve mal varlığına kavuşmuştu.
Gelin, Kâtip Çelebi'nin Mîzânü'l-Hak gibi eserlerinde ve tarihsel belgelerde şiddetle eleştirdiği bu grubun öyküsüne bir bakalım, geçen 4 asırda değişen bir şey var mı sizler değerlendirin...

4'üncü Murad.
Dördüncü Murad zamanında ortaya çıkan Kadızâdeli hareketi 4. Mehmed zamanında da etkisini sürdürmüştü.
Ortaya çıktığı dönemler fakirliğin arttığı dönemlerdi...
Kadızâdeli Mehmed Efendi, kendisini vaaz kürsülerinde tanıtmış, güzel konuşması ve etkili sesiyle kısa sürede çevresinde hatırı sayılır bir hayran kitlesi oluşturmuştu.
Söylemlerinde, fakirliğe dinden sapmanın yol açtığını savunuyor, dünya malına değer vermeme ilkesini vurguluyordu.

KARŞIT GÖRDÜKLERİNİ KARALIYORLARDI
Özellikle bilgisi zayıf kişilerin ilâh gibi görmeye başladığı Kadızâde, Halveti ve Mevlevi tarikatı mensuplarına, "tahta tepenler, düdük çalanlar" gibi aşağılayıcı sıfatlar yakıştırmış, semânın haram olduğunu dile getirmeye başlamıştı.
Kadızâde ve onun fikrini benimse yenlerin karşısında ise Sivasi Abdülmecid Efendi bulunuyordu. Bunlar sık sık tartışıyorlar, Sultan Murat Kadızâde'nin tarafında bulunmakla beraber, Abdülmecid Efendi'yi de gücendirmemeye çalışıyordu.
O sıralarda Avrupa'da Descartes (1596-1650), Pascale (1623-1662), Galileo (1564-1642), Spinoza (1632-1677), Kepler (1571-1630) gibi âlimler ve filozoflar, ufuk açacak çalışmalarına yenilerini ekliyorlardı.
Osmanlı Devleti ise o günlerde, Kadızâde'nin sayesinde, "İlimlerin ve bu arada matematiğin tahsilinin meşru olup olmadığını" tartışıyordu.
Diğer tartışma konularından bazıları ise şunlardı: "Hızır peygamberin sağ olup olmadığı, Hazreti peygamberin anne ve babasının mümin sayılıp sayılmayacağını, Firavunun imanla ölüp ölmediği, ezan, mevluk ve Kur'an'ın makam ve güzel sesle okunmasının caiz olup olmadığı, tütün ve kahvenin haram olup olmadığı, kabirlerin ziyaret edilip edilmeyeceği…"
Kadızâde fikriyle mücadele eden Sivasi Abdülmecid Efendi, müsbet ilimlerin tahsilinin meşruluğundan, tütün ve kahvenin haram olmadığından başlayarak tartışma konularını müsamaha ve geniş görüşlülüğüyle cevaplandırıyordu.

GÜCE KAVUŞTULAR, RAKİPLERİNE SALDIRDILAR
Kadızadeliler, 'Fakirlik Edebiyatı'yla başladıkları yolculuklarında kısa sürede önemli mesafeler ve kazanımlar elde ettiler.
İstanbul'daki pek çok zengin dinî vakfın yönetimi bu grubun eline geçti.
Vakıf gelirlerini kendi ideolojileri doğrultusunda kullanarak ciddi bir finansal güce ulaştılar.
Sonra Saray'a tesir ettiler.
Valide Sultan'la da tanıştılar ve böylece çekinilir bir kuvvet haline geldiler.
Özellikle Halveti ve Mevlevi tarikatlarına karşı baskılarını artıran Kadızâdeliler bir gün Demirkapı civarındaki bir Halveti tekkesini basarak dervişleri tekme tokat dövüp dışarıya çıkardılar.

17'nci yüzyıl İstanbul gravürü.
RÜŞVET ÇARKI DÖNDÜRDÜLER
Gün geçtikçe güçlenen hareket, Şeyhülislam Bahai Efendi'den semânın haram olduğuna dair fetva almayı da başardılar. Kadızâdeliler bir süre sonra işi ticarete de dökmeye başlamışlar, Valide Sultan ve saraydaki diğer yandaşları sayesinde rüşvet alarak tayin ve azillerde etkili olmaya başlamışlardı.
BOYNUEĞRİ MEHMED PAŞA'YA KARŞI PROPAGANDAYA GİRİŞTİLER
Dördüncü Mehmed zamanı sadrazamlarından Boynueğri Mehmed Paşa, "Devlet işlerinde ulema ve şeyhlere danışmak ne demektir?" diyerek Kadızâdelilere savaş açtı. Bütün tayinleri kendi bildiği gibi yapmaya başladı. Boynueğri Mehmed Paşa'ya karşı hemen bir karalama kampanyası başlatıldı, cami kürsülerinden yeni sadrazama karşı halkı "Zalim, şeriatı uygulamıyor, tarikat erbabını himaye ediyor" sözleriyle tahrik etmeye çalışıyorlardı.
HAREKETE GEÇTİLER
Boynueğri Mehmed Paşa'dan sonra Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığa oturdu. Köprülü'nün sadarete geçişinin 8'inci günü yanı 2 Ekim 1656'da Fatih Camii'nde toplanan Kadızâdeliler, namazda müezzinlerin Kur'an'ı makam ile okumalarını önlemek için üzerlerine yürüdüler. Onlara karşı çıkanlar ile aralarında kavga çıkmasına ve kan dökülmesine ramak kalmıştı.

PEYGAMBER DÖNEMİNDE DON YOKTU PEŞTAMAL GİYİN
Kadızâdeliler grubunun zihniyetinin gerilik derecesi, Nâima tarihindeki şu örnekle çok iyi anlaşılabilir. Kadızâdeliler grubunun en önemli vaizlerinden Türk Ahmed'e bir gün camideki zarif bir adam şöyle sormuştu: "Hazreti peygamber zamanında çakşır ve don yoktu. Binaenaleyh, çakşır ve don giymek de haram mıdır, bunları da kaldırır mısınız?" Türk Ahmed, hiç tereddüt etmeden şu cevabı vermişti: "Evet onu da menederiz; peştemal kuşansınlar"
TÜRBELERİ VE MİNARELERİ YIKACAKLARDI
Kadızâdeliler, 3 Ekim 1656'da taraftarları ile toplanıp, "İstanbul'daki tüm tekkeleri yıkmayı, rastladıkları şeyh ve dervişlere iman teklif edip, kabul etmeyenleri katletmeyi padişaha gidip tüm bid'atlerin ortadan kaldırılmasını istemeyi, camilerde birer minare bırakıp diğerlerini yıkmayı, Hazreti Peygamberden sonra oluşan tüm şeyleri ortadan kaldırmayı ve yeni bir düzen kurmayı" kararlaştırmışlardı.
KÖPRÜLÜ MEHMED PAŞA, İSYANI BASTIRDI
Ancak bunların toplandığını haber alan Köprülü Mehmed Paşa, bir haberci gönderip dağılmalarını istedi, dağılmayı reddetmeleri üzerine, devlet harekete geçti. Hareketin önde gelen elebaşlarını toplayıp Kıbrıs'a sürdü. Ama bunlardan bir kısmı Sadrazam değiştikten sonra geri dönüp, 2. Viyana Kuşatması'nın sonuna kadar etkilerini sürdürmeyi başarmıştı. Fakat devlet içindeki etkileri bir şekilde kırılmıştı.
patronlardunyasi.com