Toygun ATİLLA
2 Ekim sabahı ölüm haberi geldi.
Türkiye’nin bir dönemine damga vurmuş “Kumarhaneler Kralı” hayatını kaybetmişti.
Doğal olarak internet birkaç saat içinde aynı haberlerle doldu.
Sudi Özkan kimdi?
Kaç kumarhanesi vardı?
Serveti ne kadardı?
Çocukları kimdi?
Fakat ortada cevaplanmayan daha önemli bir soru vardı: Sudi Özkan geride nasıl bir hayat ve nasıl bir imparatorluk bırakmıştı?
Patronlar Dünyası olarak o sorunun peşine düştük.
ÖLÜM HABERİ DEĞİL, ÖLÜMDEN SONRASI
İlk önce bildiğimiz hayatı yeniden kurduk. Arkadaşımız Eyüp Serbest hemen araştırmaya başladı. Yazdı…
Adana’da bir bakkalın oğlu olarak başlayan yolculuk…
Emlakçılık, galericilik, turizm…
1985’te ilk casino.
1998’de Türkiye’de kumarhaneler kapatıldığında 19 casino.
Sonra Türkiye’den çıkan ve dünyanın başka noktalarında büyümeye devam eden Princess imparatorluğu.
Ancak rakamlar Sudi Özkan’ı anlatmaya yetmiyordu.
Çünkü ölümünün ardından baktığımız şirket yapısında 16 ülkede 28 casino, 16 otel, 100’den fazla şirket ve 60’tan fazla gayrimenkulden oluşan devasa bir yapı vardı.
İki evlilikten altı çocuk.
Herkesin sorduğu soru şuydu…
Bu imparatorluk şimdi kime kalacaktı?
Biz de önce bu soruyu sorduk.
Fakat birkaç gün içinde görecektik ki doğru soru bu bile değildi.
Doğru soru şuydu: Sudi Özkan imparatorluğunu gerçekten çocuklarına mı bırakmıştı?
BİR CENAZE VE GAZETECİLİĞİN KAYBOLAN REFLEKSİ
3 Ekim’de Sudi Özkan Kumburgaz’da toprağa verildi.
Patronlar Dünyası Yazı İşleri Müdürü Burak Artuner cenaze günü bir ayrıntıya takıldı.
Orada haber kadar önemli başka bir şey fark etti.
Bir dönem gazetelerin ekonomi, siyaset ve magazin sayfalarından inmeyen bir adam son yolculuğuna uğurlanıyordu.
Ama ortada neredeyse gazeteci yoktu.
Ajanslar yoktu.
Ana akım gazetelerin muhabirleri yoktu.
Burak’ın o gün yazdığı yazının meselesi aslında Sudi Özkan değildi.
Gazetecilikti.
Gazetecilik herkesin baktığı yere bakmak değil, kimsenin gitmediği yere gitmektir.
Biz gitmeye devam ettik.
SAINT MARTIN’DEKİ BAŞKA SUDİ ÖZKAN
Ben ise aynı gün Türkiye’den binlerce kilometre uzağa, Karayipler’e bakıyordum.
Saint Martin’e.
Yıllardır Sudi Özkan hakkında anlatılan iki hikâye vardı.
Ada Fransız ve Hollanda tarafı olarak ikiye ayrılıyordu ama Özkan’ın serveti öylesine büyüktü ki, “Adanın üçüncü tarafı da Sudi’nin” diye espri yapılıyordu.
Bir diğer hikâyede Özkan bir gün çok beğendiği bir malikâneyi gösterip satın almak istediğini söylüyor, yanındakiler cevap veriyordu:
“Efendim, orası zaten sizin.”
Bunları şehir efsanesi sanabilirsiniz.
Sonra rakamlara baktım.
Port de Plaisance.
Casino.
Marina.
Cupecoy’daki araziler.
Ve Özkan’ın yıllar önce verdiği bir röportajda anlattığı, 33 kişinin çalıştığı evi…
Beni asıl şaşırtan bunlar olmadı.
Sudi Özkan öldüğünde Sint Maarten Başbakanı Dr. Luc Mercelina resmî bir taziye yayımlamıştı.
Özkan’ın yalnız yatırımlarını değil, ülke ekonomisine, eğitime ve University of St. Martin’e katkılarını anlatıyordu.
Türkiye “Kumarhaneler Kralı”nı uğurlarken, Karayipler’deki küçücük bir ülke başka bir Sudi Özkan’ı hatırlıyordu.
Bu çelişkinin peşine düştüm.
AYNI ADAM, İKİ AYRI HAFIZA
5 Ekim sabahı Patronlar Dünyası’nda şu başlık çıktı:
“Saint Martin Sudi Özkan’ı unutmadı, Türkiye ise 90’ları, Susurluk’u, Mehmet Eymür’ü…”
Çünkü arşivlere indikçe iki farklı Sudi Özkan çıkıyordu karşımıza.
Bir tarafta Saint Martin’de yatırımları ve yardımlarıyla anılan patron.
Türkiye’de yaptırdığı okullar.
Cavit Çağlar’la yıllara yayılan dostluğu.
Diğer tarafta 1990’lar.
Casinolar.
Ömer Lütfü Topal.
Susurluk.
Mehmet Eymür.
Vergi dosyaları.
İzmir Princess’ta Susurluk kazasından önce kalan Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ ve Sedat Bucak.
İnsan hayatı bazen tek bir sıfatın içine sığmaz.
Sudi Özkan’ınki hiç sığmıyordu.
Ama daha kapısını açmadığımız iki oda vardı.
Ailesi.
Ve serveti.
SUDİ ÖZKAN’IN YILLARCA KONUŞMADIĞI HİKÂYE
5 Ekim sabahı ikinci dosyayı yayımladık.
Bu kez mesele şirketler değildi.
Sudi Özkan’ın özel hayatıydı.
Belaruslu ikinci eşi Katsiaryna Schulkevitch, yani Katya ile başlayan ve kuaför Ali Sinan Akyurt’a uzanan yıllardır kamuoyunun bilmediği hikâye.
PD’nin ulaştığı bilgiler ve açık sosyal medya kayıtları bizi yıllardır kapalı kalan aile hikâyesine götürdü.
Yazının sonunda tek bir soru sordum.
“Sudi Özkan’ın söylemediğini vasiyeti mi söyleyecek?”
Cevabın birkaç saat içinde geleceğini bilmiyordum.
ASIL BOMBA KUMBURGAZ’DAKİ ODADAYDI
Aynı sabah telefonum çaldı.
Öğrendiğim şey klasik bir miras hikâyesi değildi.
Sudi Özkan ölümünden yaklaşık bir yıl önce bir vakıf kurmuştu.
Bulgaristan ve Batum’daki casino ve otelleri dışında şirketleri ile malvarlığının çok büyük bölümünü bu yapının çatısı altında toplamıştı.
Fakat asıl sürpriz başka yerdeydi.
Altı çocuğundan hiçbiri yönetimde yoktu.
Yönetim aile dışındaki üç isme bırakılmıştı.
Bunlardan biri İsviçre vatandaşı Türk asıllı bir avukat, diğer ikisi ise yıllardır yanında çalışan Mehmet Özmen ile Turhan isimli kişilerdi.
Daha çarpıcısı, aile bu düzenlemenin ayrıntılarını Sudi Özkan öldükten sonra öğrenmişti.
İsviçre’den gelen avukat Kumburgaz’da aileyle buluşmuştu.
Toplantı akşam başlamış, sabaha kadar sürmüştü.
O masada büyük oğul Anibal Enis Özkan’ın ağzından şu cümle çıkmıştı: “Babam yaptı yapacağını.”
Sudi Özkan’ın son büyük hamlesi casino masasında değil, kendi servetinin geleceğini belirlediği masada yapılmıştı.
SONRA TÜRK MEDYASI O HİKÂYEYİ KONUŞMAYA BAŞLADI
Patronlar Dünyası haberi 5 Ekim saat 10.24’te yayımladı.
Birkaç saat sonra hikâye yayılmaya başladı.
Bazı internet siteleri etik davranarak Toygun Atilla ve Patronlar Dünyası’na açıkça atıf yaparak yayımladı.
Ardından başka internet siteleri geldi. Onlar bildiği şeyi yaptı. Kopyaladı ve yapıştırdı.
Artık haberlerde aynı sıra dışı ayrıntılar vardı.
Bulgaristan ve Batum’un vakıf dışında tutulması…
Altı çocuğun yönetimde olmaması…
İsviçre’den gelen Türk avukat…
Mehmet Özmen ve Turhan…
Kumburgaz’da sabaha kadar süren aile toplantısı…
Anibal Enis Özkan’ın o cümlesi.
Bunlar Sudi Özkan’ın Wikipedia bilgileri değildi.
Bunlar bir ölüm haberinin içine eklenebilecek biyografik ayrıntılar hiç değildi.
Bunlar Patronlar Dünyası’nın kaynaklarından çıkardığı haberin parmak izleriydi.

Sudi Özkan'ın cenazesinde Cavit Çağlar, oğlu Enis Özkan'ın yanında saf tuttu.
BİR HABERİN ETKİSİNİ BAZEN HABERİN ÖZNESİ GÖSTERİR
Aynı gün başka bir gelişme daha oldu.
Sudi Özkan’ın eski eşi Katya ile ilgili haberimizi hazırlarken kullandığımız Instagram hesabı herkese açıktı.
Fotoğraflar oradaydı.
Paylaşımlar oradaydı.
Haber yayımlandı.
Saatler sonra hesap kapandı.
Bu da haberin ardından kayda geçti.
Gazetecilik bazen böyle ölçülür.
Bir açıklama gelir.
Bir şirket KAP’a çıkar.
Bir hesap kapanır.
Birileri sizin ortaya çıkardığınız bilgiyi tartışmaya başlar.
Başka gazeteler sizin açtığınız dosyanın peşinden gider.
Çünkü iyi haber yalnız okunmaz.
Hareket yaratır.
TÜRK MEDYASININ GÖRMEDİĞİ HİKÂYE
Şimdi dört günlük Sudi Özkan dosyasını yan yana koyuyorum.
Başlangıçta elimizde bir ölüm haberi vardı.
Dört gün sonra ise önümüzde çok başka bir fotoğraf bulunuyor.
Adana’daki bakkalın oğlu…
Türkiye’nin “Kumarhaneler Kralı”…
Susurluk Türkiye’sinin tartışmalı iş insanı…
Saint Martin Başbakanı’nın ardından taziye yayımladığı yatırımcı…
Türkiye’de okul yaptıran hayırsever…
Cavit Çağlar’ın eski dostu…
İki evlilikten altı çocuğun babası…
16 ülkeye yayılmış bir imparatorluğun kurucusu…
ölümünden önce servetinin büyük bölümünü bir vakıfta toplayıp yönetimini çocuklarına bırakmayan bir patron.
Bunların her biri aynı adamdı.
Türk medyasının ilk gün gördüğü ise yalnızca bir tanesiydi:
“Kumarhaneler Kralı öldü.”
Patronlar Dünyası’nın yaptığı, ölüm haberinin üzerine birkaç ayrıntı eklemek değildi.
Ölüm haberinin arkasındaki hayatı bulmaktı.
PATRONLAR DÜNYASI’NIN İŞİ TAM OLARAK BU
Bunu kendimizi övmek için yazmıyorum.
Gazeteciliğe nasıl baktığımızı anlatmak için yazıyorum.
Patronlar Dünyası’nın işi şirketlerin gönderdiği basın bültenlerini yayımlamak değil.
Bir patron öldüğünde servetini Google’dan toplamak da değil.
Bir bilanço açıklandığında rakamları yan yana dizmek hiç değil.
Bizim işimiz herkesin gördüğü fotoğrafın arkasında ne olduğunu merak etmek.
Belgeye gitmek.
Arşive gitmek.
Yabancı basına gitmek.
Kaynağa gitmek.
Gerekirse cenazeye gitmek.
Ve telefon çaldığında açmak.
Çünkü bazen Türkiye’nin konuşacağı haber bir KAP açıklamasının içinde saklıdır.
Bazen Saint Martin’deki küçük bir gazetenin sayfasında.
Bazen Kumburgaz’da sabaha kadar süren kapalı bir aile toplantısında.
Sudi Özkan dosyasında hepsi vardı.
Türk medyası Sudi Özkan’ın öldüğünü yazdı.
Patronlar Dünyası ise öldükten sonra geride bıraktığı hikâyeyi buldu.
Aradaki fark bu.
patronlardunyasi.com