Toygun ATİLLA
1985 yılı…
Steve Jobs henüz 30 yaşında.
On yıl önce bir garajda kurduğu Apple artık milyarlarca dolarlık bir şirkete dönüşmüş, Macintosh piyasaya çıkmıştı.

Dergiler onu teknoloji dünyasının yeni yıldızı ilan ediyor, Silikon Vadisi’nin altın çocuğu olarak görülüyordu.
Tam bunlar olurken...
Apple yönetim kurulunda gerilim büyüyor, Jobs’un şirketi yönetme biçimi tartışılıyordu. Bir yıl önce büyük umutlarla göreve getirdiği CEO John Sculley ile ilişkileri bozuluyor.

Sonunda ise Steve Jobs, güç mücadelesini kaybediyor, kurduğu şirketin yönetimindeki etkisini yitiriyordu. Yıllar sonra o günü anlatırken şu cümleyi kuracaktı: “Başarılı bir kamu figüründen başarısızlığa dönüşmüştüm.” Ardından daha da çarpıcı bir itirafta bulundu: “Hayatımın merkezinden kovulmuştum.”
Aslında Steve Jobs’un yıldızının yeniden parladığı an tam da buydu.
Bazen insanı başarı değil, kaybettiği şeyler şekillendirmez mi?
Belki de onun başına gelen de buydu...
Apple’dan ayrıldıktan sonra yalnızca işini kaybetmedi, kimliğini de kaybetti. Hayatının anlamı haline gelen şirket artık onun değildi.

Yıllar sonra Stanford Üniversitesi’ndeki meşhur konuşmasında o günleri anlatırken, Silikon Vadisi’nden kaçmayı düşündüğünü söyleyecekti. Kendini başarısız hissediyordu.
David Packard ve Robert Noyce gibi hayranlık duyduğu isimleri hayal kırıklığına uğrattığını düşünüyordu. Bir zamanlar dünyanın konuştuğu genç dâhi, artık ne yapacağını bilmeyen bir adamdı.
Steve Jobs’un asıl hikâyesi ise başarısızlıkla başlıyordu. Aylar geçtikten sonra içinde başka bir duygu büyümeye başladı.
Özgürlük. Artık kaybedecek bir şeyi yoktu.
Yeniden öğrenmeye, hayal kurmaya başladı, yeniden girişimci oldu.
Yıllar sonra, “Apple’dan ayrılmak başıma gelen en iyi şeydi.” dedi.
İlk duyduğunuzda tuhaf geliyor, Jobs bunu gerçekten düşünüyordu. Çünkü başarı ona ağırlık vermişti. Başarısızlık ise yeniden hafifletmişti.
Apple’dan ayrıldıktan sonra NeXT adında yeni bir teknoloji şirketi kurdu. Teknoloji dünyası başlangıçta beklediği ilgiyi göstermedi.

Ancak NeXT’in geliştirdiği yazılım altyapısı yıllar sonra Apple’ın yeniden doğuşunda kritik rol oynayacaktı. Aynı dönemde George Lucas’ın Lucasfilm bünyesindeki bilgisayar grafik bölümünü satın aldı. Bu küçük şirketin adı Pixar’dı.O günlerde çok az kişi Pixar’ın geleceğini görebiliyordu.
Steve Jobs ise görmüştü. 1995 yılında Toy Story vizyona girdi. Film yalnızca sinema tarihini değil, animasyon sektörünü de değiştirdi.
Jobs ikinci kez haklı çıkmıştı. 1997 yılına gelindiğinde Apple zor durumdaydı. Şirket para kaybediyor, geleceği sorgulanıyordu
Steve Jobs geri döndü. Bu kez yalnızca kurucu olarak değil, Bir kurtarıcı olarak.
Önce iMac geldi, sonra iPod, iTunes, iPhone, iPad...
Bir zamanlar kendi şirketinde etkisini kaybeden adam, dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinden birini yeniden inşa etti.
2005 yılında Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde gençlere seslenirken şu cümleyi kurdu: “Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. İnancınızı kaybetmeyin.”
PATRONLAR DÜNYASI NOTU
Hayat bazen sizi zirveye çıkarır. Bazen de zirveden aşağı indirir.
Tıpkı Steve Jobs'un yaşadıkları gibi. Bazen en büyük başarınızın başlangıcı, hayatınızın en büyük başarısızlığı gibi görünen gündür.
patronlardunyasi.com