Toygun ATİLLA
LİMAK'IN YENİLEDİĞİ CAMP NOU'DAKİ İLK EL CLASICO GECESİ
Limak'ın davetlisi olarak Barcelona'dayız. Ertuğrul Özkök, Fatih Çekirge, İsmail Küçükkaya ve ben...Bize Nihat Özdemir, Batuhan Özdemir, Serdar Bacaksız ve Ebru Özdemir mihmandarlık ediyor.
#video_9737727#
Maçı Limak'ın yenilediği Spotify Camp Nou'da başkanlık katında izliyoruz. Yani, Barcelona Başkanı Joan Laporta'nın özel konuklarını ağırladığı bölümde. O gün maçı iki "patronla" izledim anlayacağınız... Biri futbol endüstrisinin dünyadaki en büyük markalarından Barcelona'nın patronu Joan Laporta, diğeri ise Türk müteaahhitlik dünyasının küresel ölçekteki en önemli isimlerinden Nihat Özdemir...

O İKİ PATRONU İZLERKEN
Hiçbir başarı tesadüf değildi. O iki patronu gözlemlerken bunu düşündüm.
Çünkü, bazen bir stat yalnızca stad, bazen bir futbol kulübü yalnızca futbol kulübü, bazen bir başkanlık locası da yalnızca maç izlenen bir yer değildi.
Orası, networkün, ekonominin, gücün, vizyonun ve karakterin buluştuğu bir merkezdi aslında...

LAPORTA'NIN SERMAYESİ NETWORK'Ü
Joan Laporta'ya baktığımda tam da bunu gördüm.
Spotify Camp Nou'nun yenilenmesinden sonra oynanacak ilk El Clasico'nun heyecanı yüzünden okunuyordu. Buna rağmen konukları ile tek tek ilgileniyor, herkesle temas kuruyor, fotoğraf çektiriyor, gülümsüyor, dengeyi koruyordu.
Laporta bir iş insanı değil, avukat...
Belki bazılarınız şaşıracaktır. "Böylesine büyük bir futbol imparatorluğunun başında neden klasik anlamda bir patron yok ?" diye soracaksınız...
Yanıtı ise aslında modern dünyanın en önemli sermayelerinden birinde gizli. O da "Network"
Laporta'nın gücü sadece Barcelona'yı yönetmesinden gelmiyor. Dünyanın en önemli iş insanlarıyla kurduğu ilişkilerden, oluşturduğu güven ağından ve erişim kapasitesinden geliyor.

Artık futbol kulüpleri sadece futbol oynuyor diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz...
Yatırım buluyorlar, küresel sponsorluklar, anlaşmalar yapıyorlar, finansman yaratıyorlar, gayrimenkul geliştiriyorlar, deneyim ekonomisi satıyorlar.
İşte, Barcelona tam olarak bunu yapıyor.
CAMP NOU'NUN HİKAYESİ
Şimdi gelelim Camp Nou'nun hikayesine...
1954'te yapılan stadın kapasitesi artık çağın gerisinde kalmıştı. Sadece mesele bu da değildi.
Barcelona'nın yaklaşık 55 bin "socio"su vardı. Babadan oğula geçen üyelik sistemi sayesinde yıllık yaklaşık 1000 euro gibi çok düşük bedellerle sezonluk biletler kullanıyorlardı. Bu da böylesine önemli bir markanın, doğru düzgün stadyum geliri elde edememesi anlamına geliyordu.
İşte tam da bu sebeplerden ötürü Camp Nou yeniden yapılıyor.
Daha fazla VIP alan, daha fazla loca... Daha fazla premium alan...
Modern futbolun ekonomisi artık VIP'den kazandırıyordu.

34 DÖNÜMLÜK VIP BÖLÜM
Bugün stadyum tamamen bittiğinde ve 105 bin kişilik tam kapasite ile maçlar oynandığında Camp Nou'nun 34 dönümü VIP alanı olacak. Evet, yanlış okumadınız sadece VIP alanlara ayrılan bölüm 34 dönüm...
MÜZE EKONOMİSİ
Bir başka dikkatimi çeken nokta ise müze ekonomisi oluyor. Bugün Barcelona müzesine ve sınırlı stat turuna giriş yaklaşık 55 euro. Buna rağmen sıradan bir günde bile yüzlerce metrelik kuyruklar oluşuyor.
İnsanlar dünyada artık sadece yalnızca maç izlemeye gitmiyor, bir markanın hikayesini satın alıyor.
Spotify sponsorluğu, dev mağazalar, deneyim, dijital alanlar...
Camp Nou bir futbol stadından çok küresel bir eğlence ve gelir modelinin ete kemiğe bürünmüş hali...
İNSANLAR SADECE MAÇ İZLEMEYECEK ÖLÜLERİNİ DE ZİYARET EDECEK
Beni en çok şaşırtan detay ise stadın altında yapılacak "kalumbaryum"...
Belki bazılarınız "Kalumbaryum" kelimesini ilk kez duyuyorsunuz. Anlatayım.
İnsanlar artık sadece maç izlemeye değil, ölülerini de ziyaret etmeye gelecek...
Stadyumun altında yapılacak bu özel bölüm için yaklaşık 1500 metrekarelik bir alan ayrılmış.
Öldükten sonra naaşları yakılan insanların küllerinin bulunduğu umelerin yer aldığı özel bölümler olacak burada. İnsanlar naaşlarını burada saklamak ve ziyaret etmek için belirli bir ücret ödeyecek. Ebediyete göç etmiş yakınlarının küllerini Camp Nou'nun altında muhafaza edecek.
Bunları öğrendiğimde aklıma Avrupa'nın eski katedralleri geldi.
Orta Çağ'da insanların hayatlarını kiliselerin çevresinde kuruyordu. Bugün ise modern dünyanın yeni mabetleri artık futbol sahaları. Aidiyetler sadece hayattayken değil ölümden sonra bile devam ediyor.
İşte modern futbol ekonomisinin geldiği yer bana göre tam da burası...

NİHAT ÖZDEMİR İLE 48 SAAT
Şimdi gelelim bu seyahatin ev sahiplerine...
Nihat Özdemir'den başlamak istiyorum.
Kendisi ile ilk kez bu kadar uzun zaman geçirdim. 48 saat boyunca yakından gözlemleme fırsatı buldum.
Bir patron düşünün...
Dünyanın farklı coğrafyalarındaki yatırımlarından anlık bilgi alan...
En küçük detaylara hakim olan...
Bir yandan cep telefonundan Türkiye'yi ve dünyayı takip eden, neredeyse kuş uçsa haberi olan, aynı zamanda da misafirperverliği bir an olsun elden bırakmayan.
Nihat Özdemir'in dikkatimi çeken en önemli özelliği ise, keskin, holigan ve kesin inançlı olmayan, dünyayı, insanları ve olayları anlamaya çalışan bir yapısı olması.
Bu bence çok önemli.
Çünkü, büyük ölçekli küresel işler yapan insanlarda bunu sık sık görürsünüz. Dünyayı siyah beyaz değil, gri tonları ile okumayı öğrenmişlerdir.
Golf tutkusu da belki bu yüzdendir...
Nihat Özdemir için golf bence sporun ötesinde bir anlam ifade ediyor. Onun için bir denge, sabır ve törpülenme sanatı gibi duruyor.

ÖZDEMİR AİLESİNİN ŞU AN EN POPÜLERİ
Özdemir ailesinin ikinci neslini temsil eden üyelerinden Batuhan Özdemir ise ailenin şu anda en popüler ismi.
Neden derseniz, Fenerbahçe'nin yaklaşan başkanlık seçiminde adı Aziz Yıldırım'ın yönetim listesinde geçiyor.
Kendi çapında iyi bir Galatasaraylı olarak şunu söylemeliyim ki, Batuhan Özdemir gibi bir ismin spor, futbol dünyasında olması Türk futboluna değer katar.
Seyahat sırasında yaptığımız sohbetler sırasında Batuhan Özdemir ile ilgili şunları gözlemledim.
Rekabetçi ama yapıcı...
Tutkulu ama fanatik değil...
En önemlisi ise, anlamaya çalışan bir yapısı olması. Bu da sanırım Nihat Özdemir'den aldığı önemli bir miras.
Aileden çok ön planda olmayan Batuhan Özdemir'i tanımaya başladıkça, bir spor entellektüeli ve gurme olduğunu fark ettim. Sadece Türkiye'yi değil dünya sporunu takip eden geniş bir perspektifi var. Gurmeliğine gelince... Sokak lezzetlerinden Michelin yıldızlı restoranlara kadar uzanan geniş bir hafızası, birikimi var...
İşte ve hayatta pratik, çözüm odaklı... Hayatın life stylandaysa gösterişsiz ama keyif, zevk sahibi...
Gazeteci büyüğüm Fatih Çekirge'nin seyahat boyunca Fenerbahçe yöneticiliğine atıf yaparak kendisine takıldığı, "Batuhan gelecek dertler bitecek" sloganı ne kadar doğru çıkar bilemem ama Batuhan Özdemir gibi bir kişiliğin spor dünyasında bulunması "naif" ve "sessiz güç" olacaktır.

LİMAK'IN ULUSLARARASI YÜZÜ
Limak'ın 50 yıllık hikayesi aslında iki genç makine mühendisinin hikayesidir aslında...
Her ne kadar Limak dendiğinde doğal olarak herkesin aklına Nihat Özdemir gelse de, bu hikayenin diğer kahramanı Sezai Bacaksız'dır.
Seyahatimiz sırasında bize eşlik edenlerden biri de o ikinci kuşağın temsilcisi Serdar Bacaksız'dı. Yani, Sezai Bacaksız'ın evladı.
Sessiz, sakin, mesafeli, herşeyi gözlemleyen bir yapıya sahip bir profil.
5-6 yabancı dil biliyor, Londra'da yaşıyor ama dünyanın her yerinde...
Bir tarafı ile Limak'ın uluslararası yüzü... Arka plandaki gücü.
LİMAK'IN DİNAMOSU
Ebru Özdemir ile her karşılaşmamızda nedendir bilinmez, 24 saat çalışan bir insanla karşılaşıyorum hissine kapılıyorum.
Barcelona'ya gelmeden 1 gün önce gece yarılarına kadar "Mühendis Kızlar İstanbul buluşması" için yüzlerce kadınla beraber değil miydi ? Daha 3 gün önce bir etkinlikte konferansta konuşmacıydı... Nasıl bu kadar enerjiyi kendisinde buluyor, hayretle izliyorum.
Titiz, mikro detaylara hakim, mükemelliyetçi. İnsan kendisine yakın profilleri görünce onu daha iyi anlayabiliyor.
Bence Ebru Özdemir'i asıl farklı yapan tarafı ise sanatla kurduğu ilişki. Müzik, resim, sinema...
Barcelona'dayken, biz bazen başarı hikayelerini yalnızca para üzerinden okuyoruz gibi düşündüm.
Oysa ki, bazı hikayelerin arkasında, vizyon, network, karakter, kültür, disiplin ve dünyayı anlama çabası yatıyor. Bunu da dünyanın futbol mabedinde başkanlık locasında gördüm.

ESKİ TÜRKİYE GAZETECİLERİ
Barcelona'da stadyumu gezdikten sonra yaptığım ilk haberin Patronlar Dünyası'nda yayınlanmasından sonra telefonuma çok sevdiğim bir dostumun mesajı geldi: "Eski Türkiye gazetecileriyle ne işin var orada ?"
Mesajı okuyunca düşündüm. Arkadaşım, dünya görüşü olarak çağdaş, empati kuran, anlamaya çalışan bir yapıya sahipti. Ancak, o da Türkiye'nin "yaftalama" sorununa kurban gitmişti.
Keşke, "Eski Türkiye" - "Yeni Türkiye" diye ayırmasaydı, kategorize etmeseydi, yaftalamasaydı diye iç geçirdim.
Bana göre, gazetecilik dediğiniz şey eğer hakkı ile yapıyorsanız bazen siyasi görüşlerden, dönemlerden ve kamplaşmalardan daha büyük bir emektir çünkü... En azından benim için böyle...

ERTUĞRUL ÖZKÖK'Ü BARCELONA'DA GÖRMELİYDİNİZ
Ertuğrul Özkök'ü seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezssiniz... Günahlarına, sevaplarına rağmen, Türkiye'de 20 yıl boyunca amiral gemisi Hürriyet'in kaptan köşkünü yönettiği gerçeğini değiştiremezsiniz.
Üstelik bugünkü medya düzenine baktığınızda insan şunu daha da iyi anlıyor: Güç sahibi olmak başka o gücü uzun bir süre taşıyabilmek başka şey...
Günümüzde hergün "giyotin masalarının" kurulduğu Türkiye'de bir dönem alkışlanan insanlar, bir kaç yıl sonra linç kültürünün önüne atılıyor. Tecrübe dediğiniz şey ise kolay oluşmuyor.
Keşke Barcelona'da olsaydınız da o taşladığınız Ertuğrul Özkök'ü görseydiniz...
Kravatını bile Barcelona'nın renklerinde seçecek kadar detaycı, merakı ve soruları ile mesleğe yeni başlamış bir muhabir heyecanındaydı...
DOĞUŞTAN HABERCİ
Gelelim Fatih Çekirge'ye... Bazı insanlar haberci doğar, bir cümleden başlık çıkarır, bir detaydan manşet kokusu alır, bir ortamda yemek yerken o hala haberi düşünür. İşte, Fatih Çekirge tam bunların karşılığı...

TÜRK TELEVİZYONUNDA EKOL İSİM
İsmail Küçükkaya ise televizyonculukta kendi tarzını oluşturmuş bir isim. Türkiye'de ekran dili kurabilmek kolay değildir, televizyon sadece konuşmak değil, ritim, refleks ve güven meselesidir.
Yukarıda saydığım isimlerin hiçbiri ile aynı fikirde olmayabilirsiniz. Eleştirebilirsiniz de... Kaldı ki, hepimizi de eleştirmelisiniz.... Ancak bu isimlerin her biri Türk medya tarihine damga vurmuş isimlerdir.
"Eski Türkiye, Yeni Türkiye gazetecisi... Eski Türkiye, Yeni Türkiye ocusu bucusu" demek bence işin kolaycılığı... Lafım bu cümleyi kuran herkeslere...
Bence bir toplum geçmişini tamamen yok sayarak geleceğini inşa edemiyor. Her ne iş yapıyorsanız daha iyisini yapın, daha çok çalışın, o sevmediğiniz insanların ötesine geçin ama lütfen işaretlemeyin ve yaftalamayın...
patronlardunyasi.com