Borsa DEDEKTİFİ
Sermaye Piyasası Kurulu’nun fon krizinde aldığı son karar, yalnızca takvim değişikliği değil.
SPK, 17 Eylül’de açıkladığı tasfiye usulünde 3 ay olarak belirlediği azami süreyi, 20 Eylül tarihli yeni kararıyla 6 aya çıkardı.
Kurulun 21 Eylül sabahı yayımladığı açıklamada özellikle iki noktanın altı çizildi.
Birincisi, tasfiye usulünün diğer hükümlerinde değişiklik yapılmadı.
İkincisi ve daha önemlisi, 6 ay yatırımcının parasını alabilmek için mutlaka bekleyeceği süre değil. Tasfiye, piyasa koşulları elverirse daha erken tamamlanabilecek.
SPK’nın değişikliğe ilişkin kullandığı gerekçe, fon dosyasında şimdi cevaplanması gereken yeni soruyu ortaya çıkardı.
Kurul, süreyi neden iki katına çıkardı?
SPK’NIN GEREKÇESİNDEKİ KRİTİK İFADE
SPK açıklamasına göre düzenleme, “tasfiye konusu fonların portföy yapıları ile piyasa koşulları” dikkate alınarak varlıkların mümkün olduğunca uygun koşullarda satılabilmesine imkan sağlamak amacıyla yapıldı.
Başka bir ifadeyle mesele yalnızca fonların ne kadar büyük olduğu değil.
Mesele, o portföylerde bulunan varlıkların hangi hızda ve hangi fiyatlardan nakde çevrilebileceği.
Çünkü büyük miktarda bir hisseyi ekrandaki son fiyatından değerlemek ile aynı miktarı piyasada gerçekten o fiyata satabilmek aynı şey değil.
Özellikle bir fonun elindeki pozisyon, ilgili şirketin günlük işlem hacmine veya fiili dolaşımdaki paylarına göre büyükse, kısa sürede yapılacak satış fiyat üzerinde baskı yaratabilir.
Bu nedenle 6 aylık süre, yatırımcıya “6 ay ödeme yapılmayacak” şeklinde okunmamalı; tasfiyeyi yöneten bankalara varlıkları zamana yayarak nakde çevirebilmek için tanınmış azami hareket alanı olarak görülmeli.
131 FONUN İÇİNDE AYNI RİSK YOK
Tasfiye listesindeki 131 fon birbirinin aynısı değil.
Listede para piyasası fonlarından borçlanma araçları fonlarına, serbest fonlardan çok sayıda hisse senedi yoğun fona kadar farklı portföy yapıları bulunuyor. Özellikle Pardus, Hedef, Pusula, Tera, Atlas, Bulls ve A1 Capital bünyesindeki çok sayıda hisse senedi yoğun fon tasfiye listesinde yer alıyor.
Dolayısıyla her fonun nakde dönüşme hızı da aynı olmak zorunda değil.
Likit bir mevduatın, ters reponun veya yüksek işlem hacmine sahip bir hissenin nakde çevrilmesi ile fiili dolaşımı sınırlı bir şirkette büyük pozisyonun satılması arasında ciddi fark bulunuyor.
PD’nin incelediği halka açık portföy verileri de burada dikkat çekici bir tabloya işaret ediyor.
Fon verilerini KAP ve TEFAS kayıtlarından derleyen Fonoloji’nin 21 Eylül sabahı yaptığı hesaplamaya göre tasfiye kapsamındaki fonların tahmini hisse senedi pozisyonu 418,5 milyar TL civarında. Ancak bu rakam resmi SPK verisi değil; halka açık fon büyüklükleri ve portföy oranlarından yapılan dinamik bir hesaplama. Üstelik serbest fonların bir bölümünde ayrıntılı portföy dağılımı kamuya açık olmadığı için yaklaşık 150,5 milyar TL’lik tahmini hisse pozisyonunun hangi şirketlerde bulunduğu bu yöntemle görülemiyor.
Asıl dikkat çekici nokta ise bilinen pozisyonların bazı hisselerdeki yoğunluğu.
Aynı çalışmanın 21 Eylül sabahı verilerinde tasfiye kapsamındaki fonların bazı şirketlerdeki tahmini pozisyonlarının fiili dolaşıma oranının oldukça yüksek seviyelere ulaştığı görülüyor. Örneğin ANELE’de hesaplanan pozisyon fiili dolaşımdaki pay miktarını aşarken; TEHOL, OZATD ve TRHOL gibi bazı hisselerde de oranlar yüksek seviyelerde bulunuyor.
Bu rakamları “şu kadar hisse kesin satılacak” şeklinde okumak doğru değil.
Ancak SPK’nın neden “portföy yapısı” ve “uygun satış koşulları” ifadelerini kullandığını anlamak açısından önemli bir gösterge oluşturuyor.
3 AYLIK TAKVİM NEDEN DEĞİŞTİ?
Burada tarih sıralaması da dikkat çekici.
SPK, 17 Eylül tarihli kararıyla tasfiye sistemini oluşturdu ve azami süreyi 3 ay olarak belirledi.
20 Eylül’de, yani üç gün sonra, bu süre 6 aya çıkarıldı.
Kurul, kararında hangi fon veya hangi varlığın bu değişikliği gerekli kıldığını açıklamadı. Dolayısıyla “3 ayın yetmeyeceği tespit edildi” şeklinde kesin bir hüküm kurmak mümkün değil.
Ancak SPK’nın açıkladığı gerekçe açık:
Portföy yapıları ve piyasa koşulları.
Bu nedenle bundan sonra takip edilmesi gereken veri yalnızca 131 fonun toplam büyüklüğü değil, tasfiye portföylerindeki varlıkların piyasa derinliği olacak.
300 MİLYAR TL’Yİ DE DOĞRU YERE KOYMAK GEREKİYOR
Dosyada bir başka büyük rakam daha var.
Tera Portföy, 20 Eylül’de yaptığı açıklamada kısa süre içerisinde yaklaşık 300 milyar TL’ye varan toplu fon iade talebi oluştuğunu bildirdi. Şirket ayrıca dört fondaki 16-18 Eylül tarihli ödemelerin tamamlandığını, daha sonraki ödemelerin ise Takasbank hesabındaki işlem kısıtları ve blokeler nedeniyle sürdürülemediğini açıkladı.
300 milyar TL, 300 milyar TL’lik temerrüt demek değil.
Bu rakam Tera Portföy’ün açıkladığı iade talebi büyüklüğü.
Ayrıca bu rakamı 131 fonun tamamına ait iade talebi gibi göstermek de yanlış olur.
PEKİ YATIRIMCI PARASINI HANGİ SIRAYLA ALACAK?
SPK’nın 17 Eylül’de belirlediği sistem bu konuda önemli bir öncelik getiriyor.
Tasfiye kapsamındaki fonlarda TEFAS üzerinden verilmiş ancak gerçekleştirilememiş satış emirlerinden doğan tutarlar fon hesabına borç kaydedilecek.
Tasfiyeyi yürüten bankanın portföy varlıklarını nakde çevirmesiyle elde edilen para ile öncelikle bu borçlar ödenecek.
Tera Portföy’ün altı fonunda tasfiye işlemlerini Türkiye İş Bankası; A1 Capital, Atlas, Bulls, Hedef, Pardus ve Pusula Portföy fonlarında ise Ziraat Bankası yürütüyor. Fonların varlıkları nakde çevrilecek, borç ve giderler düşüldükten sonra kalan tutar yatırımcılara sahip oldukları katılma payları oranında dağıtılacak. Bankaların yatırımcıya belirli bir anapara veya getiri garanti ettiği yönünde ise SPK kararında bir hüküm bulunmuyor.
Bu nedenle yatırımcı açısından asıl mesele yalnızca “6 ay” değil.
Hangi fonun portföyünün ne kadar hızlı ve ne kadar değer kaybetmeden nakde çevrilebileceği.
ŞİMDİ CEVAP BEKLEYEN DÖRT SORU VAR
SPK’nın son kararı fon krizinde yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
Bundan sonra cevap aranması gereken dört temel soru bulunuyor:
Tasfiye kapsamındaki fonların portföylerinde piyasa derinliği düşük hangi varlıklar bulunuyor?
Varlıkların nakde çevrilmesinden sonra ilk kısmi ödemeler hangi fonlarda ve ne zaman başlayacak?
Aynı hisselerin birden fazla tasfiye fonunda bulunması halinde satışların piyasayı bozmasını önleyecek yöntem nasıl uygulanacak?
Bir varlığın hızlı satış yerine zamana yayılarak veya farklı yöntemlerle iskonto edilerek satılması halinde oluşacak fiyat farkı nihai olarak fonun birim pay değerine ve yatırımcının eline geçecek tutara nasıl yansıyacak?
SPK’nın 3 aylık süreyi 6 aya çıkarması bu soruların hiçbirine tek başına cevap vermiyor.
ppatronlardunyasi.com