İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi iş birliğinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen kapsamlı bir araştırma kapsamında İzmir’in farklı bölgelerindeki hanelerden iki yüze yakın akşam yemeği numunesi analiz edildi. Yemek örnekleri gelişmiş analiz teknikleriyle incelendi ve 235 farklı pestisit tarandı. Bunların 18’inin yıkama ve pişirme gibi işlemlere rağmen tabaklarımıza kadar ulaşabildiği tespit edilirken, üç pestisitin neredeyse incelenen tüm yemeklerde bulunduğu belirlendi.
KENTTEKİLER DEZAVANTAJLI
Araştırmanın sonuçlarına göre şehirleşme arttıkça sofralardaki pestisit yükü de artıyor. Kentsel bölgelerde yaşayanların yemeklerinde hem pestisit çeşitliliği hem de yoğunluğu kırsal alanlara göre daha yüksek bulundu. Araştırmacılar, şehirde tüketilen gıdaların farklı bölgelerden gelmesi, taşıma ve depolama süreçleri, hava kirliliği ve çevresel yayılım gibi nedenlerin bu artışta etkili olduğunu belirtiyor. Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, şehirlerde yaşayanların birden fazla pestisite aynı anda maruz kalması oldu. Bu duruma ‘pestisit kokteyli’ adı verildi.
GÜVENLİ SINIRIN 10 KAT ÜZERİNDE
Tespit edilen pestisitler arasında özellikle tarımda yaygın olarak kullanılan thiamethoxam, pyrimethanil ve dinoterb öne çıkıyor. Bu maddeler böcek, mantar ve yabancı ot kontrolü için kullanılıyor ancak yapılan analizler, bu kimyasalların gıda zinciri boyunca taşınarak sofralara kadar ulaştığını gösteriyor. Verilere göre özellikle bazı pestisitlerin günlük alım miktarı Avrupa Birliği tarafından belirlenen kabul edilebilir sınırların üzerine çıkıyor. Yapılan risk analizlerinde bazı senaryolarda pestisit maruziyetinin güvenli eşik değerleri 10 katına kadar aşabildiği tespit edildi.
DÜŞÜK DOZ BİLE ETKİLİ
Dikkat çekilen bir diğer nokta ise düşük doz maruziyetin uzun vadeli etkileri. Pestisitlerin kısa vadede baş ağrısı ve alerji gibi etkiler yaratabildiği, uzun vadede ise diyabet, Parkinson, Alzheimer ve kanser gibi kronik hastalıklarla ilişkilendirildiği biliniyor. Çalışmada hesaplanan ‘tehlike indeksi’ (HI) değerleri, toplumun önemli bir kısmı için riskin kritik seviyelere ulaşabileceğini gösteriyor. Orta düzey maruziyet senaryosunda bile risk eşik değerinin aşıldığı, yüksek maruziyet senaryolarında ise bu değerin çok daha üzerine çıkıldığı belirlendi.
YEMEK KÜLTÜRÜNE GÖRE DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR
Çalışmanın sorumlu araştırmacılarından İYTE Çevre Mühendisliği bölümünden Dr. Esin Balcı ve Dr. Mesut Genişoğlu ise bulguların ilk kez doğrudan sofradan örneklerle elde edildiğini belirterek şunları söyledi:
“Bu çalışma, pestisit maruziyetinin doğrudan tabağımıza nasıl yansıdığını gösteriyor. Biz bunu İzmir’de gerçekleştirdik ama İstanbul ve Ankara gibi gıda tedariğini dışarıdan karşılayan şehirlerde de yapsaydık sonuçlar benzer çıkacaktı çünkü tarımsal ürünlerin kaynağı ve yetiştirilme yöntemleri birbirine benziyor. Türkiye’de pestisit kullanımının yüzde 30’u Adana, Antalya, Manisa ve Mersin’de gerçekleşiyor. Buralara tüm ülkenin seraları diyebiliriz. Ancak bölgesel yemek kültürlerindeki farklılıklar nedeniyle kullanılan yağ, sebze ve et ürünleri değiştikçe, maruz kalınan pestisit türleri ve düzeyleri de farklılık gösterebilir.
DENETİM VE BİLİNÇLENDİRME ŞART
Ülke genelinde sofralarımıza ulaşan ürünlerdeki pestisit düzeylerinin belirlenmesi, bu kirliliğin kaynağının tespit edilmesi ve ortadan kaldırılmasına yönelik geniş ölçekli bir çalışmanın yürütülmesi büyük önem taşıyor. Güvenli gıda tüketiminin sağlanabilmesi ve AB yönetmelikleriyle büyük ölçüde uyumlu hale getirilen Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği’nin etkilerinin sofralarımıza yansıması için pestisit kullanımına yönelik olarak üreticilerin bilinçlendirilmesi, ülke genelindeki gıda denetimlerinin sıkılaştırılması ve tüketicilerin tabaklarına ulaşan pestisitler konusunda farkındalığının artırılması gerekiyor.”
HAVA VE TOZ DA ETKİLİ
Hürriyet'in haberine göre, projede insanların yemek, ev tozu ve solunan havadaki kirleticilere maruziyetini aynı anda bütüncül bir yaklaşımla ele alındığını söyleyen İYTE Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Proje Yöneticisi Prof. Dr. Cemil Sait Sofuoğlu ise projeyi şöyle anlattı:
“Ölçtüğümüz kirleticiler, çevrede uzun süre kalabilen çok sayıda organik bileşikten oluşuyor. Bu tür kirleticiler bugüne kadar bu şekilde birlikte ve yaygın olarak ölçülmediği için elde ettiğimiz bulgular, halk ve çevre sağlığı açısından önemli bir veri sunuyor. Bulgularımız, bu üç farklı yoldan maruziyetin, farklı kirleticiler için kritik olabildiğini gösteriyor. Bu nedenle gıdalardaki kirlenmenin sıkı denetimlerle azaltılması kadar, evlerimiz ve okullarımız gibi kapalı ortamlarda hava kalitesine de özel önem verilmesi gerekiyor. Çünkü ancak bu şekilde çocuklarımızın sağlığını koruyabilir ve kirliliğin akademik performans üzerindeki olumsuz etkilerine karşı önlem alabiliriz.”
patronlardunyasi.com