Babasından miras ve İsviçre bankalarında mahsur kalan 6 ton altınını geri alabilmek için 2005 yılından bu yana amansız bir hukuk mücadelesi veren Elazığlı iş adamı Sait Ali Bayrak, Türkiye muhabiri Oğuzhan Yalçın'a konuştu, çarpıcı açıklamalar yaptı.
Bayrak, banka yetkililerinin varlıkların ülke dışına çıkarılmasına izin vermemesiyle başlayan, İsviçre Büyükelçisi'nin Elazığ'daki evinde verdiği ve bugüne kadar tutulmayan "devlet sözüne" kadar uzanan çarpıcı süreci tüm detaylarıyla anlattı. Uzun süredir sessizliğini koruyan Bayrak, davanın gölgesinde yaşanan şüpheli ölümler ve bankanın iflas süreci gibi sarsıcı iddiaları da ilk kez bu kadar net bir şekilde dile getirdi.
MİRASIN ORTAYA ÇIKIŞI VE İSVİÇRE’DEKİ İLK ENGEL
Bayrak, altınların varlığını annesinden öğrendikten sonra 12 Ağustos 2005’te Zürih’teki bankaya gittiğini belirtti. Banka görevlilerinin babasına ait, içinde fotoğrafının da bulunduğu bir dosya çıkardığını ancak varlıkları Türkiye’ye götürmek istediğinde "banka politikalarının bu varlıkların ülke dışına çıkmasına karşı olduğu" gerekçesiyle talebinin reddedildiğini ifade etti.
İSVİÇRE'DEN "DEVLET SÖZÜ" VERİLMİŞ
Olayın uluslararası basına yansıması üzerine İsviçre’nin Ankara Büyükelçiliği'nin devreye girdiğini söyleyen Bayrak, büyükelçinin bizzat Elazığ’daki evine gelerek bir gece misafir olduğunu açıkladı. Görüşmede büyükelçinin, İsviçre Konfederasyon Başkanı ve hükümetini temsilen orada bulunduğunu belirterek kendisine "devlet sözü" verdiğini, karşılığında ise konunun basına yansımaması için kendisinden "aile sözü" olarak olayı basına taşımamasının istediğini dile getirdi.

Sait Ali Bayrak (solda) eski İsviçre Ankara Büyükelçisi Raimund Kunz ile birlikte
ŞÜPHELİ ÖLÜMLER VE TEHDİTLER
Sait Ali Bayrak, bu süreçte kendisine destek olan isimlerin başına gelen şüpheli olaylara dikkat çekti. Vatikan’ın eski Türkiye temsilcisi Monsenyor George Marovitch’in Roma’da bir trenin altına itildiğini, Almanca çevirilerini yapan dostu Tilman Geske’nin Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamında hayatını kaybettiğini belirtti. Ayrıca, bankadaki hesaplarla ilgili bir CD’yi Alman hükümetine sızdıran bir departman yetkilisinin de kısa süre sonra bir otel odasında ölü bulunduğunu iddia etti.

2007'de Roma'da biri ya da birileri tarafından raylara itilen George George Maroviç ağır yaralanarak yatalak kalmıştı. 2012'de de İstanbul'da hayatını kaybetti
CREDIT SUISSE’İN İFLASI VE UBS’İN TUTUMU
Credit Suisse bankasının iflas ederek UBS ile birleşmesi sürecine de değinen Bayrak, bankanın iflas nedenlerinden birinin bu tür sorunlu hesapları temizleyememeleri olduğunu öne sürdü. Birleşme sonrası UBS yetkililerinin başlangıçta uzlaşma teklif ettiğini ancak daha sonra bu konuda geri adım atarak zaman kazanma taktiği uyguladıklarını ifade etti.
"SÖZLER TUTULMADI, BEKLEMENİNİN ANLAMI YOK"
Verilen sözlerin tutulmaması ve gizlilik akdinin karşı tarafça bozulması nedeniyle konuşma kararı aldığını belirten Bayrak, "100 yıl da geçse bu varlığımızdan vazgeçmeyiz" dedi. Haklarını aramak için uluslararası bir kamuoyu oluşturacağını vurgulayan Bayrak, Amerika’da 10 milyondan fazla takipçisi olan bir YouTuber ile program yapmayı ve tüm süreci bir kitap haline getirmeyi planladığını duyurdu.
İŞ İNSANIN İSİMLERİNİ VERDİĞİ İSİMLERE NE OLMUŞTU?
2007 yılında Vatikan'ın İstanbul temsilcisi Monsenyör Georges Marovitch İtalya'nın başkenti Roma'da suikast gibi bir tren kazası geçirdi. Termini Tren İstasyonu'nda bekleyen, Marovitch'i birisi raylara itti. Yaklaşan tren son anda durdu. Marovitch'in kaburgaları kırıldı, iç organları hasar gördü. Türkiye'ye dönüp Ermeni Hastanesi'nde tedavi gördü ama yatalak kaldı.
Marovitch o olayı, daha sonra Akşam gazetesine şöyle anlattı:
'Peronda beklerken kalabalık arasında kaldım. Tren geliyordu. Aramızda sadece iki metre kalmıştı. O anda biri ya da birileri beni itti ve raylara düştüm. Hareket halindeki trenle peron arasında sıkıştım. O an içimden 'Her şey bitti' dedim. Tren son saniyede, başımın hemen yanında durabildi. Yoksa facia olacaktı. Kaburgalarım kırıldı, başım delindi. Korkunçtu.'

Elazığlı iş insanının arkadaşım dediği Tilmen Giske
BASİT BİR KAZA OLDUĞUNA İNANMADI
Yine Marovitch'e göre, İtalyan makamlar kısa süre sonra kazayla ilgili soruşturma dosyasını kapattı. Bunun üzerine Marovitch, olayın aydınlatılması için ikinci kez dava açtı. Termini'deki kamera kayıtları esrarengiz şekilde ortadan kaybolmuştu ve İstanbul'da telefonla ölüm tehditleri de alan Marovitch, olayın basit bir kaza olduğuna hiç inanmadı.
Marovitch bu olaydan beş yıl sonra yani 2012'de geçirdiği bir rahatsızlık sonucu kaldırıldığı hastanede öldü.
Zirve Yayınevi’nde 18 Nisan 2007’de Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel boğazı kesilerek öldürüldü. 28 Eylül 2016 tarihinde, Emre Günaydın, Cuma Özdemir, Hamit Çeker, Salih Gürler ve Abuzer Yıldırım hakkında üçer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. 23 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay cezaları onadı.
patronlardunyasi.com