Toygun ATİLLA
Yer New York.
29 yaşında genç bir kadın gazeteci iş arıyor.
Ama o yılların Amerikan medyasında kadın gazetecilere açılan kapılar bugünkü kadar fazla değil.
Sonra Steinem çok tuhaf bir karar veriyor.
Bir gazeteci olarak yapabileceği en eski numaralardan birini yapacak, kimliğini gizleyecek ve içeri girecekti,

TAVŞAN KOSTÜMÜNÜ GİYDİ
Girdiği yer sıradan bir işletme değildi.
Playboy Club’dı.
Hugh Hefner’ın Playboy’u artık yalnızca bir dergi değil, büyüyen bir eğlence imparatorluğuydu.
Playboy Club’ların en önemli simgesi ise müşterilere servis yapan genç kadınlardı: Playboy Bunnies.
Steinem de onlardan biri olmak için başvurdu.
İşe alındı.
Tavşan kostümünü giydi.
Haftalar boyunca orada çalıştı.
Aslında servis yaparken başka bir şey yapıyordu. Haber topluyordu.
Sonunda ortaya 1963’te yayımlanan ve kariyerinin dönüm noktalarından biri olan “A Bunny’s Tale” çıktı.
Playboy kulüplerindeki kadınların çalışma koşullarını içeriden anlattı. Steinem’in ölümü üzerine yayımlanan biyografiler de bu araştırmayı onu kamuoyuna tanıtan önemli gazetecilik çalışmalarından biri olarak kaydediyor.
Bugünden baktığımda benim dikkatimi çeken ise başka bir şey.
Steinem’in yıllar sürecek kadın hakları mücadelesinin başlangıç noktalarından birinde aslında iş hayatı vardı.
Kadın nasıl çalışıyor?, Ne kadar kazanıyor? Patron kadına nasıl bakıyor?, Kadının görüntüsü mü, emeği mi para ediyor?

SONRA KENDİ MEDYASINI KURDU
Steinem’in hayatındaki büyük kırılma birkaç yıl sonra geldi.
Gazeteciliğe devam etti. Kadın hareketinin içine girdi. 1969’daki bir kürtaj hakkı toplantısının kendisini doğrudan aktivizme yönelten önemli deneyimlerden biri olduğunu daha sonra anlatacaktı.
Sonra bir grup kadınla birlikte bir dergi kurdu:
Ms.
İsmi bile başlı başına bir mesajdı.
O yıllarda kadınların Miss ya da Mrs. diye tanımlandığı, yani hitap biçiminin bile evli olup olmadığını söylediği Amerika’da “Ms.” kadını medeni durumundan bağımsız tanımlıyordu.
Sözcüğün yaygınlaşmasında aktivist Sheila Michaels’ın önemli rolü vardı. Steinem ve arkadaşları ise onu kurdukları derginin adına taşıdı.
1971’in sonunda derginin ön gösterim sayısı yayımlandı; düzenli yayın 1972’de başladı.
Smithsonian’ın tarihçesine göre Ms., dönemin kadın yayıncılığının moda, güzellik ve kilo verme kalıplarına açıkça meydan okuyordu.
İşte bence Gloria Steinem’in Patronlar Dünyası açısından asıl kıymetli öyküsü tam burada başlıyor.
Çünkü onun derdi artık yalnızca kadın hakları değildi.
Kadının para ile ilişkisi de değişiyordu.

KADIN SADECE TÜKETİCİ DEĞİLDİ
20’nci yüzyılın reklam dünyasında kadın çok değerliydi.
Çoğu zaman Tüketici olduğu için, ona kozmetik, kıyafet, ev eşyası satılıyordu.
Dergiler de büyük ölçüde reklamverenlerin görmek istediği kadın profilini yeniden üretiyordu.
Steinem’in temsil ettiği hareket ise başka sorular sormaya başladı: Kadın neden şirketi yönetmesin?
Neden erkekle aynı işi yapıp daha az kazansın?
Neden yönetim kurullarında bulunmasın?
Neden ekonomik bağımsızlığını kazanmasın?
Ms. yalnızca bir dergi değildi.
Kadını reklamverenin hedef kitlesi olmaktan çıkarıp ekonomik hayatın aktörlerinden biri olarak gören yeni dünyanın yayın organlarından biriydi.
Steinem de geleneksel yayıncılığın reklamverenlerle ilişkisini sorguluyordu. Smithsonian’ın aktardığına göre onun dergi anlayışı, kadınları cinsel obje ya da yalnızca bakım veren figürler olarak gösteren, reklamverenleri memnun etmeye odaklanmış bir yayın yaratmak değildi.

CIA SAYFASI
Steinem henüz dünya çapında tanınan feminist bir figür olmadan önce, 1950’lerin sonu ve 1960’ların başındaki Soğuk Savaş’ın gençlik örgütleri mücadelesinin içinde yer aldı.
Independent Research Service üzerinden Amerikalı öğrencilerin Sovyet etkisindeki uluslararası gençlik festivallerine katılımının örgütlenmesinde görev yaptı.
Daha sonra bu faaliyetlerin CIA finansmanıyla bağlantısı ortaya çıktı. Steinem de CIA bağlantısını inkâr etmedi.
Bu ayrıntı bana onun hayatının neden tek bir etikete sığmadığını da anlatıyor.
Soğuk Savaş’ın propaganda mücadelesinin içinde bulunmuş genç bir kadın…
Playboy’a gizlice giren bir gazeteci…
Dergi kuran bir medya girişimcisi…
Sonra dünyanın en tanınmış feministlerinden biri.

66 YAŞINDA İLK KEZ EVLENDİ, EŞİ CHRISTIAN BALE’İN BABASIYDI
Hayatının büyük bölümünde evliliğe mesafeli duran Gloria Steinem, 2000 yılında 66 yaşındayken ilk ve tek evliliğini yaptı.
Evlendiği isim de sıradan biri değildi.
Güney Afrika doğumlu David Bale, iş insanı ve girişimci olmasının yanı sıra çevre ve hayvan hakları alanlarındaki çalışmalarıyla tanınıyordu. Ticari pilotluk yapmış, havacılıktan ithalata kadar farklı işlere girmişti.
Onu dünya kamuoyunun daha yakından tanıdığı bir başka bağlantı vardı.
David Bale, Hollywood yıldızı Christian Bale’in babasıydı.
Böylece Gloria Steinem, yıllar sonra Batman rolüyle dünya çapında şöhret kazanacak Christian Bale’in üvey annesi oldu.
Steinem ile Bale’in evliliği ise uzun sürmedi. David Bale’e beyin lenfoması teşhisi konuldu ve 2003 yılında 62 yaşında hayatını kaybetti. Steinem bir daha evlenmedi.

92 YAŞINDA NEW YORK’TA ÖLDÜ
Gloria Steinem, dün, New York’ta 92 yaşında hayatını kaybetti. Dünya onu doğal olarak kadın hareketinin en önemli sembollerinden biri olarak hatırlıyor. 2013 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama tarafından Başkanlık Özgürlük Madalyası’yla onurlandırılmıştı.

Ben ise onun hayatındaki başka bir çizgiye takıldım.
1963…
Genç bir gazeteci Playboy Club’ın kapısından içeri giriyor.
Üzerinde tavşan kostümü var.
Kadınların nasıl çalıştırıldığını görmek istiyor.
Yaklaşık on yıl sonra bu kez başka bir kapı açıyor.
Kendi dergisinin kapısını.
Ve oradan içeri giren kadın artık müşterilere içki taşıyan Playboy Bunny değil.
Kendi hikâyesini yazan, kendi parasını kazanan, patronuna itiraz eden, şirket kuran, yöneten ve yönetim masasında yer isteyen kadın.
Bir zamanlar kadınların nasıl çalıştırıldığını görmek için tavşan kostümü giymek zorunda kalan gazeteci, ömrünün geri kalanını kadınların o kostümlere ihtiyaç duymadan görülmesi için harcadı.
Yaşama dün elveda dedi…
patronlardunyasi.com