Kültür-Sanat


Elif YILDIZ HARMANKAYA

Onuncu Uluslararası Adana Lezzet Festivali, zengin içeriği ve kent genelinde estirdiği gastronomi rüzgarıyla bugün kapılarını açıyor.

Festivalin bu yılki en dikkat çekici konuklarından biri ise Mısır gastronomisinin dünyaca tanınan ismi Chef Mostafa Seif.

Dünyanın en etkileyici manzaralarından birine bakıyor olabilirsiniz. Gün batımında çölün kumları altın rengine bürünürken, binlerce yıllık Giza Piramitleri’nin tam karşısında masaya oturabilirsiniz.

Böyle bir atmosfer her restoran için eşsiz bir avantajdır. Ancak masaya gelen yemek o manzaranın görkemini taşıyamıyorsa, geriye yalnızca güzel bir fotoğraf kalır.

Kahire sokaklarında çocuk yaşta ciğer sandviçi satarak başlayan bir hikayenin, yıllar sonra Piramitlerin gölgesinde uluslararası bir gastronomi zaferine dönüşmesi tesadüf değil.

Mutfağını yönettiği Khufu’s restoranıyla Middle East & North Africa’s 50 Best Restaurants 2026 listesinde birinci seçilen Chef Mostafa Seif’in başarısı tam olarak burada yatıyor. Manzaranın arkasına saklanmak yerine, o piramitlerin ait olduğu binlerce yıllık kültür mirasını tabağa taşımak.

Adana Lezzet Festivali için Türkiye’ye gelen Seif’in asıl derdi ödüller ya da gösterişli tabaklar değil; Mısır mutfağını dünyaya anlatmak. Şef Shebab ile birlikte diyar diyar gezerek Mısır’ın gastronomi hafızasını uluslararası sahneye taşıyorlar.

Adana’daki sohbetimizde laf döndü dolaştı, iki ülkenin ortak yemek tutkusuna ve elbette sakatata geldi.

ADANA'DA BİR ÇİMDİK KİMYON SÜRPRİZİ

Adana’ya gelip de ciğer yememek olmaz. Kendi yolculuğu Kahire sokaklarında ciğer tezgahında başlayan bir şef için bu tat elbette yabancı değil. Ancak Seif’i Adana’da yakalayan küçücük ama vurucu bir ayrıntı var: Ciğer ve bir çimdik kimyon uyumu.

"Ciğerle kimyonu ilk kez burada bir arada tattım ve bu birlikteliğe bayıldım" diyor.

Hayatını mutfakta geçirmiş, dünyayı gezmiş bir şefin Adana’da küçücük bir baharat dokunuşuyla çocuksu bir keşif heyecanı yaşaması çok kıymetli. Bir şehrin mutfak kültürünü anlatmak için uzun cümlelere gerek yok. Tek bir baharat dokunuşu, Akdeniz’in iki yakası arasında beklenmedik bir kapı açıyor.

İKİ AKDENİZLİ, AYNI SOFRA

Sohbet derinleştikçe Mısır ve Adana mutfağı arasındaki bağlar daha da netleşti. Eti değerlendirme biçimi, sakatatın sofradaki başköşesi, baharatın cesur kullanımı… Coğrafyalar değişiyor ama mutfağın dili ortak kalıyor.

Mısır’da da sakatat yalnızca ekonomik bir tercih değil, köklü bir geleneğin taşıyıcısı. Fakat Seif’in anlattığı bir detay var ki Adana sokaklarında duymaya pek alışık değiliz: Mısır’da deve eti ve ciğeri.

Özellikle bir yaşını doldurmamış develerin eti ve sakatatı Mısır mutfağında çok kıymetli. Bizim mutfağımız deve etine hayli uzak durup Adana denince akla doğrudan kuzu eti ve ciğeri getirirken, Nil kıyısında bu geleneğin karşılığını deve eti alıyor. Hayvanlar ve tercihler değişse de felsefe aynı: Malzemeye saygı duymak ve lezzeti kuşaktan kuşağa aktarmak.

TABAĞA TAŞINAN HAFIZA

Khufu’s bugün füme etli mu’ammar pilavı ve koşari gibi Mısır’ın geleneksel sokak tatlarını modern tekniklerle yeniden yorumluyor. Seif, geleneksel yemekleri bozmak değil, o yemeklerin özündeki değeri dünyaya göstermek amacında.

Kahire sokaklarında başlayan bir ciğer hikâyesinin Adana’da bir çimdik kimyonla kesişmesi, gastronominin birleştirici gücünün en güzel örneği.
Mostafa Seif bugün dünyanın en büyülü manzaralarından birine karşı yemek pişiriyor olabilir. Ama onun hikâyesindeki asıl büyü, Piramitlerin gölgesine sığınmak yerine, o toprağın ruhunu tabağa koyabilmesinde.

Günün sonunda anlıyorsunuz ki; bazen iki ülke arasındaki kilometrelerce mesafe, tek bir tabak ciğer kadar yakın olabiliyor.

patronlardunyasi.com