Kültür-Sanat


Yelda İPEKLİ

Hepimiz için zor geçen kışa inat güzel iki konserle bu sezonu kapattım.

İlki İŞ SANAT / Lisa Ekdhal konseriydi. Melek sesli caz vokalistini özlemişim. Çabasız sahne duruşu, yumuşak hatta bazen kısık sesli sahne hakimiyeti güçlü bu kadını tavırları, vücut dili olarak Marilyn Monroe’ ye benzeten bir tek ben değilimdir sanırım. Kırılgan, yumuşacık bir ses, minik adımlar, zarif el ve göz hareketleri ile hem cazın hakkını veriyor hem de seyirciyi sürüklüyor. Bazıları 'içimizi baydı' diyebiliyor ama abartılı gösterişten bunaldığım bir zamanda bu duruş yine etkiledi beni.

1994’ten beri pandemi dışında hemen hemen her yıl bir albüm çıkaran Ekdhal’ın 2000 yılında çıkardığı Lisa Ekdhal sings Salvadore Poe albümü sade düzenlemeler ve akustik yapı üzerine kurulu bir müzikal dili benimsediği ilk albümü olabilir ve benim de favorimdir.

Borusan İstanbul Flarmoni’nin son sezon konseri ise Carlo Tenan yönetiminde Beethoven senfoni no.9’u dört seçkin solist ve Romanya’nın köklü topluluklarından Transilvanya Filarmoni Korosu’yla seslendirdi. Klasik müzik dünyasında bestecilerin 9. senfonilerini tamamladıktan sonra ölerek 10. senfoniyi yazamayacaklarına inanılan bir batıl İnanç vardır. Beethoven ile başlayan bu korku, Gustav Mahler gibi isimleri derinden etkilemiş ve müzik tarihinde gizemli bir fenomen olarak yerini almıştır. Beethoven'ın 9. Senfonisi, karanlıktan aydınlığa geçişi, insanlığın evrensel kardeşliğini, umudu ve yaşama sevincini anlatır. Tamamen sağır olduğu bir dönemde bestelenen eser, klasik müzik tarihinde ilk kez insan sesini (koro) bir senfoniye dahil ederek müziğin anlatım sınırlarını aşmıştır. Dört temadan oluşan senfoninin dinleyiciyi en çok etkileyen bölümü kuşkusuz finaldir. Senfoninin zirvesi olan bu bölümde Friedrich Schiller’in "Neşeye Övgü" (Ode to Joy) şiiri kullanılır. İnsanların tüm sınırları aşarak kardeşçe kucaklaşmasını, evrensel sevgiyi ve Tanrı'nın huzurunda birleşen neşeyi haykırır. Koronun, enstrümanlarla uyumu kalbinizde yeni kapılar açarcasına heyecanlandırır. Bu bölüm aynı zamanda Avrupa Birliği Marşı olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizin iki köklü kuruluşu sayesinde sanatla buluştuğumuz her güne teşekkür ederek sezonu noktalamış olsak da başlayan yaz festivalleri ile temmuza kadar programımız dolu. İyi ki sanat var.

TERSANE İSTANBUL'DA LÜBNAN MUTFAĞI DENEYİMİ

Bu arada bu konser telaşları arasında Tersane İstanbul'daki EM SHERİF Lübnan mutfağını denedim, Londra'dakinden daha iyi olması İstanbul büyüsü mü, Tersane’nin mistik havası mıydı bilmiyorum. Lübnan mutfağı sevenlere tavsiye ederim. Hem açık hem kapalı alanı olan, dekorasyonu ile etkileyen Em Sherif, Lübnan mutfağının dünyadaki en iyi temsilcilerinden biri. Renkli tabakları, aile sofralarını hatırlatan detayları ve tabi ki baharatlı efsane lezzetleri ile Em Sherif Tersane İstanbul’un en güzel açısında güneşi batırırken şahane bir buluşma noktası olabilir. Bayram tatilinde İstanbul'daysanız Bayram Yemeği için ailenizle birlikte geçireceğiniz lezzetli bir alternatif olarak aklınızda kalsın.

patronlardunyasi.com