Spor


Halil KASAPOĞLU 

Türk futbolunda geçen hafta yaşananların herhangi biri, başka bir ülkenin bir senelik futbol gündemini doldurabilirdi.

Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun gözaltına alınması ve ardından tutuklanması…

Süper Lig hakemi Yasin Kol’un, aralarında yasa dışı bahis iddiasının da bulunduğu bir soruşturmada gözaltına alınması…

Federasyonun 448 kulüp yöneticisini bahis gerekçesiyle disipline sevk etmesi…

Bütün bunlar yaşanırken milli takımın Belçika’dan üç gol yiyerek Uluslar Ligi’ndeki üçüncü maçını da kaybetmesi…

Olayların hızından, bir öncekinin ne anlama geldiğini konuşmaya fırsat bulamıyoruz.

Fakat artık biraz durup hepsine birlikte bakmak gerekiyor.

Çünkü önümüzdeki mesele, Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni bir açıklamayla geçiştirebileceği boyutu çoktan aştı.

Ben mevcut yönetimin bu şartlarda 2027 yazındaki olağan seçime kadar görevini sürdürebileceğini düşünmüyorum.

Üstelik önümüzde çok kritik bir tarih var:

6 Ekim Salı.

TFF Yönetim Kurulu’nun o gün olağanüstü toplanacağı haberleri geliyor.

Benim beklentim, bu toplantıdan olağanüstü seçime giden yolu açacak bir karar çıkması yönünde.

Bu bir duyuma dayanmıyor.

Yalnızca son bir haftada yaşananların ve yönetimin içine düştüğü tablonun bende oluşturduğu kanaat.

Ancak bu kanaate neden vardığımı anlamak için son günlerde olup bitenlere biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Çünkü dosyanın içinde kamuoyunun üzerinde yeterince durmadığı çok önemli bir ayrıntı var.

SAVCILIK TFF’Yİ 10 AY ÖNCE UYARMIŞTI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Aralık 2025 tarihli yazısıyla TFF’yi uyarmıştı.

Uyarının nedeni son derece önemliydi.

Adli işlemlerden önce isimlerin açıklanmasının delillerin değiştirilmesine, gizlenmesine veya yok edilmesine ve şüphelilerin kaçmasına yol açabileceği belirtilmiş; işlem ve açıklamalar öncesinde koordinasyon istenmişti.

Aradan yaklaşık 10 ay geçti.

30 Eylül’de TFF, bu sezon Süper Lig ve 1. Lig’de bulunan kulüplerde son beş yıl içinde yöneticilik yapmış 448 kişiyi, görev dönemlerinde bahis oynadıkları gerekçesiyle tedbirli olarak PFDK’ya sevk etti.

Sevklerden önce savcılığa bilgi verilmediği ise adli kaynaklara dayandırılan haberlerde ileri sürülüyor.

Eğer durum buysa, ortada cevaplandırılması gereken çok açık bir soru var:

TFF, savcılığın 10 ay önce yaptığı koordinasyon uyarısına rağmen 448 kişilik sevkten önce neden savcılıkla koordinasyon kurmadı?

Bu iddiaya açık bir cevap verilmesi gerekiyor.

Disiplin soruşturması ile ceza soruşturması farklı süreçlerdir.

Federasyonun kendi yetkisini kullanması da elbette gereklidir.

Ancak aynı olaylarla ilgili incelemeler yürütülürken, bir kurumun attığı adımın diğerinin delil toplama imkânını etkileyip etkilemediği dikkate alınmak zorundadır.

TFF, sevklerin gerekçesini açıklamak kadar, bu süreci nasıl yönettiğini anlatmakla da yükümlüdür.


MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu

448 İSİM, MANİDAR ZAMANLAMA

Bahis iddialarının araştırılmasına kimsenin itirazı yok.

Tüm kamuoyu ilk günden beri bu konuda federasyona tam destek veriyor.

Fakat mesele artık bahis oynayıp oynamamanın ötesinde, bu devasa disiplin operasyonunun neden tam bu tarihte yapıldığına da geldi.

MHK Başkanı’nın gözaltına alınmasının hemen ardından yüzlerce yöneticiyi kapsayan listenin açıklanması doğal olarak şu soruları doğuruyor:

Neden şimdi?

Sevke dayanak kayıtlar federasyona ne zaman ulaştı?

Hangi tarihte incelenmeye başlandı?

İnceleme ne zaman tamamlandı?

Dosyaların aynı gün sevke hazır hale gelmesini sağlayan gelişme neydi?

Kayıtların aylardır federasyonun elinde bulunduğu iddiası doğruysa, beklemenin gerekçesini bilmek zorundayız.

İnceleme ancak şimdi tamamlandıysa bunun da tarihleriyle ortaya konulması gerekiyor.

Bu sorulara cevap verilmeden sevklerin MHK soruşturmasıyla aynı zamana denk gelmesini sıradan bir takvim çakışması olarak kabul edemeyiz.

Geldiğimiz tabloda 448 kişilik sevkin, federasyonun kendi üzerine gelen ağır tartışmayı dağıtan bir “kamikaze aracı” gibi kullanıldığı görüntüsü ortaya çıkıyor.

Ama burada özellikle bir çizgiyi kalın biçimde çekmek istiyorum.

Benim TFF yönetiminin geleceğine ilişkin kanaatim, soruşturmalardaki kişilerin suçlu oldukları varsayımına dayanmıyor.

Gözaltı ve tutuklama mahkûmiyet değildir.

Herkesin savunması dinlenecek, deliller değerlendirilecek ve kararlar verilecek.

Ancak futbolu yönetme sorumluluğu taşıyanların cevaplaması gereken sorular için yargılamaların bitmesini bekleyemeyiz.


MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu

SAHADAN DA NEFES GELMİYOR

Üstelik mesele yalnızca soruşturmalar ve federasyon koridorlarıyla sınırlı değil.

Milli takımın aldığı sonuçlar mevcut yönetim krizini daha da ağırlaştırıyor.

Dünya Kupası’ndaki erken vedanın yarattığı hayal kırıklığının ardından Uluslar Ligi’nde üç maçta sekiz gol yedik ve karşılaşmaların tamamından mağlup ayrıldık.

Üst seviyede oynamanın zorluğunu hepimiz biliyoruz.

Kamuoyunun beklediği, bu zorluğun Montella tarafından sürekli biçimde basın toplantılarında tekrar edilmesinden fazlası…

Takımın neden ilerleyemediğine ve nasıl toparlanacağına ilişkin ikna edici bir değerlendirme…

Bunu talep etmesi gereken makam da federasyon.

Fakat burada çok temel başka bir soru ortaya çıkıyor:

Kendi yönetim düzeni tartışılan, kurulları ağır bir güven bunalımı yaşayan federasyon, milli takım için sağlıklı karar alabilecek durumda mı?


TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu

6 EKİM’DE NE OLACAK?

Bu nedenle 6 Ekim Salı günü yapılacağı belirtilen olağanüstü yönetim kurulu toplantısını sıradan bir TFF toplantısı olarak görmüyorum.

Artık tartışma federasyon yönetiminin geleceğinde düğümlenmiş durumda.

Benim beklentim, bu toplantıdan olağanüstü seçime giden yolu açacak bir karar çıkması yönünde.

Peki böyle bir karar çıkarsa ne olacak?

Başkanın istifası halinde TFF Statüsü’nün 37. maddesi devreye giriyor.

Başkanlığa vekâlet ediliyor ve en geç üç ay içinde yeniden seçim yapılması gerekiyor.

Bu süre, sonuna kadar beklenmesi gereken bir takvim değil; seçimin yapılabileceği azami süre.

Dolayısıyla salı günü alınacak kararlarla çok daha erken bir seçim tarihi belirlenmesi mümkün.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha var.

Olağanüstü seçim, 2027 yazındaki olağan seçimi ortadan kaldırmayacak.

Yeni başkan ve yönetim mevcut dönemin kalan süresini tamamlayacak.

Temmuz 2027’de olağan seçim için yeniden sandık kurulacak.

Seçilecek yönetimin önündeki ilk görev de bu kısa sürede federasyonun karar alma düzenini yeniden işler hale getirmek ve kaybolan güveni onarmaya başlamak olacak.

RİVA’DA DENİZ BİTTİ

Son bir haftanın fotoğrafını yeniden önümüze koyalım.

MHK Başkanı hakkında adli süreç…

Bir Süper Lig hakemi hakkında soruşturma…

448 kulüp yöneticisinin aynı anda disipline sevki…

Savcılığın 10 ay önce TFF’ye yaptığı koordinasyon uyarısı…

Ve bu uyarıya rağmen 448 kişilik sevkten önce savcılığa bilgi verilmediği iddiası…

Bunların üzerine milli takımın sportif tablosu…

Şimdi de 6 Ekim’de olağanüstü toplanacağı belirtilen TFF Yönetim Kurulu.

Bütün bunları birbirinden bağımsız başlıklar olarak okuyabiliriz.

Ama hepsini yan yana koyduğumuzda başka bir fotoğraf ortaya çıkıyor.

Türkiye Futbol Federasyonu artık yalnızca futbol kamuoyuna 448 kişinin neden sevk edildiğini anlatmak zorunda değil.

Neden şimdi sevk edildiklerini, savcılığın koordinasyon uyarısının nasıl uygulandığını ve bu ağır güven krizinden mevcut yönetimle nasıl çıkılacağını da anlatmak zorunda.

Ben kendi cevabımı vereyim:

Bu şartlarda mevcut yönetimin 2027 yazındaki olağan seçime kadar yoluna devam edebileceğini düşünmüyorum.

Salı günü ne karar çıkar, göreceğiz.

Ama Türk futbolunda gelinen noktayı üç kelimeyle anlatmam gerekirse Riva’da deniz bitti.

patronlardunyasi.com