Gündem


Ercan İNAN

İki kere ikinin dört ettiği gibi bir gerçek vardır ki o da ‘Sosyal güvenlik sisteminin tıkır tıkır çalışabilmesi için en az 4 çalışana karşılık 1 emekli olması’ gerçeğidir.

Buna ideal aktüeryal denge denir. Ancak Türkiye’de ne yazık ki bu oran hiçbir zaman tutturulamadığı gibi son dönemde de 1.5 çalışana karşılık 1 emekliye kadar da düştü.

Geçen haftanın sonunda AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi Fevzi Polat bir paylaşım yaptı. 32 milyon çalışanın 16 milyon emekliye bakması sürdürülemez’ dedi ve tansiyon da yükseldi.

Polat, sosyal medyadaki paylaşımını silse de emekli derneklerinin platformlarında son 4 gündür sadece bu konu konuşuluyor. Merak edilen soru ise ‘Zaten kuş kadar maaşımız var, acaba onu da mı alamayacak noktaya gidiyoruz’ oldu.

ACI TABLOYA BAKALIM

Her ne kadar Kemal Kılıçdaroğlu döneminin SSK’sı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yerden yere vurulsa ve Kılıçdaroğlu SSK’yı batıran adam’ olarak lanse edilse de eminim, Cumhurbaşkanı, bugünlerde o sıkça eleştirdiği günlerin şartlarında bir SSK’ya ‘Hayır’ demezdi.

Evet maalesef sosyal güvenlik sisteminin yapısı son yıllarda öyle bir bozuldu, delik öyle bir büyüdü ki devasa bütçe transferleri ile ancak iki yakası bir araya gelebiliyor.

Bütçe transferlerinin miktarı da sürekli artıyor.

Türkiye’de 2014 yılına kadar 10.5 milyon emekli vardı. Ancak nüfusun giderek yaşlanması, doğum oranlarının düşmesi ve son olarak da sayıları 4 milyonu geçen EYT’lilere emeklilik hakkı verilmesi ile birlikte hızlıca 16.2 milyon emekli sayısına ulaşıldı.

TÜİK verilerine göre ise istihdam 32.6 milyon seviyesinde. 32.6 milyon kişi prim ödüyor, bu primlerle 16.2 milyon emeklinin hem maaşları ödeniyor hem de sağlık hizmetleri verilmeye çalışılıyor.

Gerçekten de sürdürülebilir bir tablo değil.

Peki o zaman ne olacak?

Sosyal güvenlik sistemi iflas mı edecek?

Emekli Nuri Amca, Ayşe Teyze ya da ben (Ben de bir emekliyim) maaş alamayacak mıyız?

Tabii ki böyle bir şey olmayacak.

Bütçe transferleri ile maaşlar ödenmeye devam edecek. Ancak bunun belli sonuçları olacak.

Son 3 yıldır emeklinin alım gücünde ciddi bir erime oldu. Bu erime zaten hızla bozulan aktüeryal dengenin sonucuydu. Ekonomi kötü yönetilince, bütçe imkanları da sınırlanınca, emekliye ayrılan pay kısıldı.

Bu durum ne yazık ki bundan sonra da devam edecek. Tabii ekonomik tabloda bir mucize gerçekleşmez ve Hazine kasası para ile dolmazsa.

Emekli maaşlarının asgari ücrete oranında ciddi bir erime vardı, bu tablo yakın gelecekte düzelmeyecek.

Emeklilere ödenen maaş toplamının gayri safi yurt içi hasılaya oranı yüzde 6.8’lerden yüzde 4.4’lere kadar gerilemişti. Bu gerileme maalesef devam edecek.

Yani kısacası emekli fakirliği daha da derinden hissedecek.

En düşük emekli maaşı ile bugün 285 litre akaryakıt alınabilirken, bu miktar düşecek. Bu alım gücündeki erimeyi emekli, kira öderken de, ekmek ya da peynir alırken de derinden hissedecek.

AK Parti’li vekilin serzenişinden anlıyoruz ki emekliler bütçeye yük. Peki ne yapalım, ecelimiz gelmeden erkenden ölelim mi?

Sayın vekil belli ki bu durumu kendine dert edinmiş. O halde acaba sayın vekil şikayet etmeyi bırakıp temsil ettiği iktidarın farklı çözüm yolları aramasına yardımcı mı olsa?

PEKİ NELER YAPILMALI?

Belki sayın vekil de okur da sanki bu acı tablonun suçlusu emekli aylığı alanlarmış gibi çıkışlar yapmaktan vazgeçer.

Türkiye’de 15 yaşın üstünde 65.8 milyon insan yaşıyor, ancak istihdama sadece 32.6 milyonu katılıyor. Her ne kadar resmi işsiz sayımız 3.2 milyon olarak gösterilse de bugün iş olsa çalışacak en az 10 milyon insan olduğunu bilerek buna uygun istihdamı artırıcı politikalar geliştirmek gerekiyor.

Genç nüfusta işsizlik yüzde 16.3 seviyesinde. Kadınlar açısından bakınca oran yüzde 21.5’lere çıkıyor.

Bu gençlere iş zemini yaratmak gerekiyor. Kadınları istihdama katmak gerekiyor.

Kayıtlı istihdamın artırılması kadar kayıt dışı ile çok etkin samimi bir mücadele gerekiyor.

Prim destek ve teşviklerin yalınlaştırılması hatta azaltılması gerekiyor.

Göçmen işçilere yönelik sistemin entegrasyonu için artık düğmeye basılması gerekiyor.

Oy uğruna aktüeryal dengeyi bozacak düzenlemelerden kaçınılması gerekiyor.

Sağlık sisteminde reform gerekiyor.

Ve hepsinden daha önemlisi, ‘Faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur’ diyerek oluşturulan hatalı ekonomik modellere itiraz etmek, bu tür yanlışlar karşısında ses çıkartmak gerekiyor.

Bütçe kaynaklarının en verimli ve efektif şekilde kullanıldığından emin olmak gerekiyor. Çünkü ekonomideki zaafların bedelini ilk önce emekliler ödüyor.

Yani gördüğünüz gibi sayın Fevzi Polat, iktidarınızın elini taşın altına koyması ve biraz gayret göstermesi gerekiyor.

Bunun başka çaresi yok.

Geçmişten bildiğimiz ‘Öğrenci ve okullar olmasa milli eğitimi çok güzel yönetecek’ idareciler gibi eminim sizlerde de emekliler olmasa sosyal güvenlik sistemini tıkır tıkır yönetebilecek bilgi birikimi deneyim ve liyakat var. Ancak durum ne yazık ki buna müsait değil.

Ha gerçekten emeklileri öldürecek bir formülünüz varsa o da bir çözüm tabii.

patronlardunyasi.com