PD HABER MERKEZİ
#video_9755765#
Paris’in sabahına bu kez romantik sokaklar, kafelerin önünde sıralanan sandalyeler ve vitrinlerdeki şıklık değil, cam kırıkları, yanmış bisikletler ve yağmalanmış mağazalar eşlik etti.
Fransa’nın başkentinde 17 Ekim Cumartesi günü yaşanan olayların ardından ortaya çıkan manzara, yalnızca bir gösterinin kontrolden çıkışını değil, toplumsal öfkenin nasıl bir yıkıma dönüşebildiğini de gözler önüne serdi.
PROTESTONUN AMACINDAN UZAKLAŞILDI
Sokaklarda yükselen öfkenin gerekçesi tanıdıktı: Hayat pahalılığı, yükselen yakıt fiyatları, gerileyen kamu hizmetleri ve eğitim sistemine ilişkin şikâyetler…
Ancak geçim sıkıntısına itiraz etmek için sokağa çıkanların arasına karışan yağmacılar, bir noktadan sonra protestonun amacını gölgede bıraktı. Başlangıçta ekonomik ve toplumsal taleplerin dile getirildiği gösteriler, bazı bölgelerde dükkânların kepenklerinin kırıldığı, işletmelerin talan edildiği ve polisle çatışmaların yaşandığı olaylara dönüştü.
PARİS’İN VİTRİNLERİ PARAMPARÇA
Fransız gazetesi Le Monde’un République Meydanı ve Boulevard Magenta çevresinden aktardığı görüntüler, yaşananların boyutunu ortaya koydu.
Kuaför salonları, telefon mağazaları, süpermarketler ve kafeler saldırıya uğradı. Bazı işletmelerde kasalar, elektronik cihazlar ve satışa sunulan ürünler çalındı. Bir zamanlar müşterilerini ağırlayan dükkânların içi, ertesi gün cam kırıkları ve devrilmiş raflarla doluydu.
Gazetenin haberinde, Boulevard Magenta’daki bir telefon mağazasının sahibinin 200 bin avroyu aşan kayıptan söz ettiği aktarıldı. Başka bir işletmeci ise telefonlar, bilgisayarlar ve kasadaki nakit paranın çalındığını anlattı.
Dahası, bazı esnafın yağmacıları durdurmaya çalışırken saldırıya uğradığı, yardım çağrılarının ise her zaman karşılık bulmadığı bildirildi.
Bir işletmenin camını kırmak birkaç saniye sürebilir. Fakat o dükkânı kurmak için yıllarını harcayan bir insanın hayatında açılan deliği kapatmak o kadar kolay değil.
Paris’te geride kalan görüntülerin en ağır tarafı da bu.

LÜKS MARKALAR DA KURTULAMADI
Olaylar yalnızca küçük esnafı vurmadı. Nike, Sephora ve Burger King gibi markaların işletmeleri de zarar gördü. Paris Operası’nın gişe bölümündeki camların kırıldığı bildirildi.
Euronews’un 18 Ekim tarihli görüntülerinde yanmış bisikletler, hasar görmüş araçlar ve kırılmış mağaza vitrinleri öne çıktı. Temizlik ekipleri sokakları toparlamaya çalışırken, işçiler de işletmelerin cephelerini yeniden kapatmak için harekete geçti.
Fakat bir şehrin hesabı yalnızca kırılan camlarla tutulmaz.
Mağazanın kapalı kaldığı günlerde kazanılamayan para, çalışanların kaygısı, sigorta süreçleri, onarım masrafları ve kentin güvenilirliğine yönelik soru işaretleri de faturanın parçalarıdır.
Fransa Ekonomi Bakanı Roland Lescure, zarar gören işletmelere destek verileceğini belirtirken, zarara yol açanların hesap vermesi gerektiğini vurguladı. Reuters'ın aktardığına göre Carrefour Üst Yöneticisi Alexandre Bompard, şirketin 50 mağazasının zarar gördüğünü, bunlardan 20'sinin yağmalandığını ve kayıpların on milyonlarca avroya ulaşabileceğini söyledi.

MACRON’UN ÖNÜNDEKİ ZOR SINAV
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 18 Ekim’de yaptığı açıklamada şiddet görüntülerinin öfke ve utanç yarattığını dile getirdi.
Barışçıl göstericilerin haklı talepleriyle yağma ve yıkıma girişenlerin eylemlerinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini de vurguladı.
Bu ayrım önemli. Çünkü bir ülkede insanların geçim şartlarından şikâyet etmesiyle başkalarının emeğini yağmalaması aynı şey değil.
Macron yönetimi ise iki yönlü bir baskıyla karşı karşıya: Bir tarafta kamu düzenini sağlama zorunluluğu, diğer tarafta sokaklara taşan ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk.
Üstelik Fransa, 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşırken yeni bir siyasi gerilim dönemine giriyor. Sokaklardaki öfke, yalnızca güvenlik politikalarını değil, hükümetin ekonomi ve kamu hizmetleri konusundaki performansını da tartışmaya açıyor.
19 Ekim’de Reuters’ın duyurduğu bir gelişme de krizin yönetim boyutunu ortaya koydu. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez istifasını sundu ancak Macron bu istifayı kabul etmedi. Cumhurbaşkanı, güvenlik güçlerindeki komuta zincirinin korunmasını istedi ve yağmacılarla mücadele için yeni yöntemler geliştirilmesi talimatını verdi.

SOKAĞIN ÖFKESİ, SANDIĞIN HESABI
Fransa’daki olayların bir başka boyutu da protestolara katılan herkesin şiddet eylemlerinin parçası olmaması.
Ülke genelinde yüz binlerce insan gösterilere katılırken, şiddet yanlısı gruplar kamu binalarını, mağazaları ve polis araçlarını hedef aldı. Fransız makamları ülke genelindeki gözaltı sayısının 2 bin 400’e ulaştığını, yaklaşık 1.000 polis memurunun yaralandığını bildirdi.
Bu tablo, bir ülkenin toplumsal sorunlarını yalnızca güvenlik önlemleriyle çözmesinin neden güç olduğunu da gösteriyor. Polis şiddeti ve kamu düzeni tartışmaları ayrı bir başlık; ekonomik sıkıntılar ve eğitim sistemine ilişkin talepler ise ayrı bir başlık.
Bunlardan birini diğerinin yerine koymak, sorunu çözmek yerine büyütebilir.

GÖSTERİLER DEVAM EDERSE...
Fransa’da önümüzdeki dönemde asıl mesele, gösterileri bastırmanın ötesinde, sokaklara çıkan insanların hangi taleplerinin karşılanacağı ve şiddete karışanların nasıl hesap vereceği olacak.
Çünkü bir ülkenin sokaklarını temizlemek mümkün. Kırılan camları değiştirmek, yanan bisikletleri kaldırmak, duvarları yeniden boyamak da…
Peki ya esnafın güveni? Ya insanların gelecek kaygısı? Ya bir şehrin huzuruna düşen gölge?
Paris’in geride bıraktığı görüntüler, tam da bu soruların cevabını bekliyor.

IŞIKLAR ŞEHRİ, KIRIK DÖKÜK
Bir protestonun haklı gerekçeleri olabilir. Ama hiçbir gerekçe, başkasının emeğini yağmalamayı meşrulaştırmaz.
"Işık Şehri" diye anılan Paris’te geriye yalnızca kırık vitrinler kalmadı. Fransa, ekonomik sıkıntıların toplumsal öfkeye, toplumsal öfkenin de yıkıma dönüşmesini önleyip önleyemeyeceğiyle sınanıyor.
patronlardunyasi.com