Gündem


Feramuz ERDİN

Zaman zaman dünyanın en tartışmalı ve nefret duyulan ülkelerinden birisi de olsa Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş felsefesine uygun olarak kuruluş hedeflerini yerine getirmedeki başarısı takdir edilmesi gereken bir durumdur. Kendi vatandaşları için özgürlük ve refah esaslı bir ülke kurup bunu sürdürmeyi başardılar; bu bazı ülkelerin ve milletlerin mağduriyetine yol açsa bile!


Türk Deniz Kuvvetlerine ait TCG Oruçreis, ABD'nin 250. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında düzenlenecek törene katılmak için New York Limanı'na demir attı.

GÜÇLÜ EKONOMİ- GÜÇLÜ ORDU DENKLEMİ

Bir ülkenin gücünü ve hatta ömrünü belirleyen çok net bir denklem vardır: Güçlü ekonomisini korumak için güçlü bir ordusu, güçlü ordusunu ayakta tutabilmek için güçlü bir ekonomisi olmalıdır. Bu basit denge bozulduğunda o ülke için artık yıkım ve sefalet zamanı gelmiştir. 

Amerikalılar bu denkleme diplomasi ve her yolun mübah sayıldığı diplomasi dışı unsurları da katarak, bugüne kadar çok başarılı şekilde geldiler. Bugün aklınıza gelen hemen her ülkede az ya da çok, bir Amerikan etkisinden söz ediliyorsa; bu uzun soluklu, planlı ve kesintisiz bir emeğin sonucudur. 

ETNİSİTESİZ MİLLET

ABD’nin belki de en büyük başarısı, sıfırdan bir millet üretebilmesidir. Dünyanın hemen her ülkesinden Amerika’ya göç eden hemen herkes, bir yandan “Amerikan vatandaşı” olmanın avantajlarından faydalanırken, aynı zamanda bu ülkenin vatandaşı olmaktan gurur da duymaktadır. Vatandaşlık statüsüne sahip olmayan yasal ya da kaçak göçmenler açısından da durum çok farklı değildir. Bir insana dünyada ihtiyacı olan özgürlük, refah ve fırsat gibi şeyleri sorgusuz sualsiz sağlayan ABD, orada yaşayanlar için adeta bir yeryüzü cennetidir. 

ABD, kökeni ne olursa olsun bir insanın ihtiyacı olan temel gereksinimleri sağlamak suretiyle ülkeye aidiyet yaratmakta mahir olmuştur. 

IZDIRAP, ACI, YOKSULLUKLA KURULAN ÜLKE

Amerika kıtasında bin yıllardır yaşayan ancak kıtanın Avrupalılar tarafından keşfiyle hızla katliama uğrayan yerliler, Afrika’dan köle olarak getirilen ve karın tokluğuna zorla çalıştırılan insanlar, ülkesinde tutunamadığı için yeni fırsatlar bulmak üzere dünyanın dört bir yanından bu yeni kıtaya gelmek zorunda kalan beş parasız göçmenler bugünkü “Amerikan rüyasının” temellerini oluşturur. ABD, tüm bu birbirine benzemeyen unsurları tek bir amaç etrafında toplamayı başarabilmiştir.

ABD’NİN KURULUŞ ÖYKÜSÜ

Kıtanın keşfinden sonra sömürgeci olarak bilinen İspanya ve Portekiz gibi ülkeler daha çok Güney Amerika topraklarına yönelirken; Fransa, Hollanda ve İngiltere kıtanın kuzeyine ilgi duyuyordu. Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarında kurulan toplam 13 İngiliz kolonisi bulunuyordu. İngiltere'nin uyguladığı ağır vergiler ve adaletsiz yönetim karşısında bu koloniler ayaklanmış ve İngilizlere karşı 1775 yılında bir bağımsızlık savaşı başlatmıştır. 4 Temmuz 1776'da kabul edilen Bağımsızlık Bildirgesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş tarihi olarak esas alınmıştır. İngilizlerin yenilgiyi kabul etmesi ve geri çekilmesi ise 1783 yılındaki Paris Anlaşması ile olmuştur. 

TÜRKLER İLE İLİŞKİLER

Bağımsızlık sorasında Akdeniz’e açılan Amerikan ticaret gemilerinin, o dönem Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan sularda ve Trablus, Tunus ve Cezayir gibi beyliklerde rahat hareket edebilmesi amacıyla 1795 yılında Trablusgarp Beyliği ile ABD arasında bir anlaşma imzalandı. 

ABD tarihinin tek yabancı dildeki anlaşması olan bu Osmanlıca metin ile ABD anlaşma kapsamındaki yerlerdeki ticari faaliyetleri için Osmanlı Devleti’ne vergi ödemeyi kabul etti. 

Akabinde 1830 yılında imzalanan Seyrüsefer ve Ticaret Anlaşması ile ABD’ye Karadeniz’e de çıkabilme imtiyazı tanındı. 19. yüzyılın devamı ABD misyonerlik ve eğitim kurumlarının Anadolu’da boy göstermeye başladığı ve hatta etkili olduğu bir dönem olmuştu. 

OSMANLI’YI AYAKTA TUTABİLME ÇABALARI

ABD’nin kurularak Türklerle ilk temaslarına başladığı yıllarda Osmanlı İmparatorluğu gerçekten de büyük sorunlarla mücadele etmekteydi. En büyük askeri güç olan yeniçerilerin isyanını bastırıp kurumun ıslahı için sürekli denemeler yapılıyordu. Bu sırada 1789 yılında Napolyon Bonaparte komutasındaki Fransızlar Mısır’ı işgal etmiş ve 1774 yılında başlayan Sultan Abdülhamid dönemi de sona ermişti. 1804 yılında Balkanlarda Sırp ve ardından da 1821’de Yunan isyanı başlamıştı. 1827’de Osmanlı ve Mısır Donanması Fransa, İngiltere ve Rusya iş birliğinde yakılmıştı. 1829’da Yunanistan bağımsızlığını kazanmış, 1830’da Fransa 
Cezayir’i işgal etmişti. 1839 yılında Osmanlı’yı toparlama amacıyla Tanzimat Fermanı imzalanmış, Mısır meselesi 1840 yılında artık uluslararası komisyona havale edilmişti. 

Dönemin padişahları III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud ve Sultan Abdülmecid iken ABD’de sırasıyla George Washington, John Adams, Thomas Jefferson, James Madison, James Monroe, John Q. Adams ve Andrew Jackson başkanlık koltuğuna oturmuştu. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ

Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nın da etkisiyle hızla küçüldü ve sonunda da başkent İstanbul dahi işgal edildi. ABD bu dönemde, Almanlar ile savaş halinde olmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğuna karşı askeri bir operasyona girişmedi, daha çok sivil toplum kuruluşları üzerinden bir etki alanı yaratmaya çalıştı. Bir kısmı da Osmanlı toprakları üzerinde gerçekleşen I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından 1918 yılında yayınlanan 14 maddelik ilkelerin 12. maddesinde özellikle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik sağlanması öngörülmüştür. Amerikalıların ve savaşın diğer kazananlarının yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne yaklaşımları bu yönde oluşmuştur.

ATATÜRK DÖNEMİNDE İLİŞKİLER

Milli Mücadele döneminde Amerikan Mandası fikri gündeme gelmesine rağmen Mustafa Kemal’in milli egemenlik dışındaki tüm seçeneklere mesafeli durması, böyle bir fikrin hayata geçmesine engel oldu. Milli Mücadelenin kazanılması ve devamında Cumhuriyet’in ilanından sonra ABD okulları Türk tedrisatına uygun hale getirildi. Lozan’da gözlemci statüsünde olan ABD’nin genç Türkiye ile diplomatik bağ kurması, karşılıklı çekinceler yüzünden ancak 1927 yılında mümkün oldu. ABD’ye ayrıcalık sunan ticaret anlaşması ise Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939 yılında imzalanmıştır. 

SOVYETLERİN KOMÜNİZM İHRACI TEHLİKESİ

Ekim Devrimi ile rejim değişikliğine giden Rusya, birçok ülkeyi de beraberine alarak Sovyetler Birliğini kurmuştu. I. Dünya Savaşı’nda paylaşılamayan kozlar bu kez ABD’nin be başından beri içinde olduğu 1939 yılında başlayan II. Dünya Savaş’ında paylaşılmaya çalışılmıştı. Türkiye bu savaşta taraf olmamış, dengeli bir politika izlemeye çalışmıştı. Savaşın ABD tarafının galibiyeti ile bitmesi artık yeni bir dünya düzeninin de işaretiydi. Kuzey Atlantik’te Avrupa’nın savunmasını ABD’ye bağlayan NATO ittifakı kurulmuş, Sovyetler de buna karşılık Varşova Paktı’nı kurmuştu. 1947’de ABD Başkanı Harry Truman tarafından açıklanan bir doktrin Sovyetlere karşı Türkiye ve Yunanistan’ı destekleyici birtakım eylemleri öngörüyordu. Bu tarihten sonra Türkiye ile ABD ilişkileri müthiş bir hız kazandı. NATO’ya da kabul edilen Türkiye artık ABD’nin sıkı bir müttefiki idi.

EKONOMİLER

ABD bu 250 yılda kapitalizmi belki de en vahşi haliyle uygulayıp zenginliğine zenginlik katarken, Osmanlı ve devamında kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise bütçesi ve imkanları ile daha uyumlu ekonomik politikalar peşinde koşuyordu. Coğrafya bir kaderdi ve Türkiye bazen birbirine taban tabana zıt gelen farklı farklı kültür, değer ve milletlere sahip olan doğu ile batının, kuzey ile güneyin tam kesişme noktasında bulunuyordu. Bugün gelinen noktada ekonomiler açısından baktığımızda ABD 32,38 trilyon dolar GSMH ile dünyanın ilk sırasında yer alıyorken, Türkiye 1,64 trilyon dolar GSMH ile dünyanın 16. ülkesi konumundadır. Kişi başı yıllık gelir ortalaması ABD’de 94 bin dolarken Türkiye’de 19 bin dolardır.

patronlardunyasi.com