Ekonomi


Orta Doğu’da yaşanan je­opolitik gerilim, Mer­kez Bankası’nın politi­ka faizindeki indirim sürecini kesintiye uğratırken, tüketim ve yatırımların finansmanını pahalandırdı. ABD/İsrail sava­şının başladığı şubat sonundan bu yana bankaların tüketicilere kullandırdığı kredilerin faizle­ri 4,7-7,4 puan, sanayici ve ya­tırımcılara verdiği ticari kredi­lerin faizi de 6,3 puan yükseldi.

Sıcak savaşın başladığı şubat sonundan itibaren Türk banka­larının ağırlıklı ortalama kre­di faizlerinde başlayan yükseliş en son verinin alındığı hazira­nın ilk haftasına kadar devam etti. Bu dönemde politika fai­zi sabit tutulurken, bankaların müşteriye yansıttığı faizler­de önemli artışlar yaşandı. Sa­vaş ve gerilim, enerji fiyatları­nı, enflasyon beklentilerini ve belirsizliği artırırken, bankalar bu riski kredi faizlerine yansıt­tı. Bu da klasik bir “para politi­kası aktarım mekanizmasında kopukluk” ve “risk primi artışı” tablosuna işaret etti.

2024 sonunda başlayan indi­rim sürecinde Merkez Banka­sı politika faizi en son 22 Ocak 2026 tarihinde 100 baz puan indirilerek yüzde 37’ye çekil­mişti. Bu, 2026 yılının ilk fa­iz kararıydı ve programa göre mart, nisan ve haziranda yapı­lan toplantılarda herhangi bir değişikliğe gidilmedi, Banka o tarihten bu yana söz konusu fa­iz sabit tutmak zorunda kaldı.

Dünya'dan Naki Bakır'ın haberine göre, bu yıl ocaktan itibaren Orta Doğu’da artan jeopolitik risk, 28 Şubat’ta başlayan sıcak sa­vaşın mart ayı boyunca sür­mesi ve sonrasında da belirsiz­lik ve risklerin devam etmesi nedeniyle faiz indirim süreci akim kaldı. Ani artan petrol fi­yatları ve buna bağlı gelişmele­rin etkisiyle enflasyonist bas­kıların artması faizde indirimi imkânsız kıldı.

EN FAZLA ARTIŞ “İHTİYAÇ”TA

Savaş öncesi artan gerilim, fiilen çarpışmaların başlama­sı, ateşkes ve sonrasındaki gö­rüşmelerle geçen belirsizlik dönemini kapsayan 27 Şubat-5 Haziran arasında en hızlı artış tüketici kredilerinin en büyük ve hassas bölümünü oluşturan ihtiyaç dalında yaşandı. Söz konusu kredilerin 27 Şubat’ta bankacılık sektörü ortalama­sında yüzde 56,79 olan yıllık basit faizi 5 Haziran itibarıyla yüzde 64,13’e çıktı ve dönemsel artış 7,34 puan oldu. Aynı dö­nemde tüketici cephesinde ta­şıt kredilerinin ortalama yıllık basit faizi 6,75 puan artışla yüz­de 39,12’den yüzde 45,87’ye, konut kredisi faizi de 4,7 puan artışla yüzde 34,63’den yüzde 39,33’e yükseldi.

Bankalar tarafından işlet­melere, KOBİ’ler ve büyük şirketlere, tüccar ve esna­fa işletme faaliyetlerini sür­dürebilmesi, büyüme veya ya­tırımlarının finansmanı için verilen “ticari krediler”in yıl­lık basit faizi de bu dönemde 6,33 puan artarak yüzde 49’dan yüzde 55,33’e çıktı. Söz konu­su krediler işletme sermayesi (stok, hammadde alımı), ma­kine, ekipman, araç alımı, fab­rika yatırımı, işyeri yenileme, ihracat-ithalat finansmanı ve kısa vadeli nakit ihtiyacı için kullanılıyor.

MAKAS NİYE AÇIK?

Tüketici cephesinde özellikle ihtiyaç kredisi ve ticari kredilerin faizi, savaş ve gerilim döneminde kaydedilen yükseliş sonucu haziran başı itibarıyla, aynı dönemde sabit kalan politika faizinin 20-27 puan üzerinde bir platoya yerleşti. Bunun nedenlerinin başında jeopolitik risk primi geliyor. Merkez Bankası politika faizi yüzde 37’de sabit kalsa da gecelik borç verme faizi yüzde 40 seviyesinde tutuldu ve likidite yönetimiyle ortalama fonlama maliyeti yükseldi. Bir diğer faktör ise aktarım mekanizması zayıflığı. Yüksek enflasyon ve jeopolitik şok ortamında Merkez Bankası’nın sabit politika faizi, bankaların kendi risk değerlendirmesine göre daha yüksek kredi faizi uygulamasına yol açtı. Bu durum “sıkı para politikası”nın fiilen daha da sıkılaştığı anlamına geliyor

GEÇİCİ Mİ, KALICI MI?

Bu hareketin kısa vadeli bir tepki mi yoksa kalıcı bir trendin başlangıcı mı olduğunu, önümüzdeki haftaların verileri gösterecek. Özellikle savaşta anlaşma görüşmelerinin seyri ve enflasyon cephesindeki gidişat belirleyici olacak.

Uzmanlara göre kredi faizlerindeki yükselişin hem olumlu hem olumsuz yönü bulunuyor. Olumlu yönü; kredi büyümesini frenleyerek enflasyonla mücadeleye ve TL’ye destek olması, aşırı kredi şişmesini önlemesi. Olumsuz yön ise tüketim ve yatırımların daha da baskılanması, büyümede yavaşlama. Reel sektörün finansman maliyetinin oldukça yüksek olması, büyümeyi yavaşlatan önemli bir faktör.

Tablo, Merkez Bankası nominal politika faizi sabit tutsa da fiili parasal koşulların sıkılaştığını, savaşın yol açtığı şokun, bankaları daha “şahin” davranmaya ittiğini gösteriyor. Eğer bu trend devam ederse, Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemde örtülü ya da açık faiz artışına ya da zorunlu karşılık ve benzeri makro ihtiyati tedbirlerle kredi faizlerini yumuşatma yoluna gidebileceği belirtiliyor.

patronlardunyasi.com