Patronlar


Sayın Cumhurbaşkanım,
Değerli Konuklar,

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin mezuniyet törenine davet ettiği için TÜSİAD Yönetim Kurulu adına Rektör Sayın Prof. Halil Güven’e teşekkür ediyorum. İnsan yaşlandıkça, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni neden gençliğe emanet ettiğini daha iyi anlıyor.  Hele, içinde yaşadığımız küreselleşme sürecinde değişimin hızına baktığımızda, bu hıza ve dinamizme ayak uydurabilmek için genç, iyi eğitilmiş ve dinamik olmak gerektiği su götürmez bir gerçek. Bu duygularla, KKTC’nin genç, iyi eğitilmiş ve dinamik üniversite kesimini karşımda görünce heyecanlanıyorum ve gurur duyuyorum. Bizler sizlere istihdam sağlamak zorundayız. İstihdam sağlamak için de siyasilerimizin de bize siyasi ve ekonomik istikrar ortamı sağlaması lazım. Buradan konuşmama başlamak ve kalıcı siyasi ve ekonomik istikrar arayışı içerisinde olan Türkiye’nin AB yolculuğundan sözetmek ve Türkiye olarak, bu yolculuktan beklentilerimizi sizinle paylaşmak istiyorum.

Türkiye’nin bir buçuk yüzyılı aşkın süredir azim ve kararlılıkla sürdürdüğü Batılılaşma hareketinin önemli bir parçası olan Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizde, 3 Ekim 2005 tarihinin müzakerelerin resmen başladığı tarih olarak ilan edilmesiyle birlikte büyük bir adım atılmıştır. AB üyeliği, Türkiye’de köklü değişikliklerin bir daha geri dönülmeyecek şekilde gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Avrupa’yla yüzyıllardır aynı coğrafyadan kaynaklanan tarihsel ve kültürel ilişkiyle Türk halkı yerinin AB içinde olması gerektiğine inanmaktadır. Bu inancın verdiği güç ile Türkiye bugün “tam üyeliğe geçiş aşamasında bir ülke” konumuna ulaşmıştır.

AB standartları ve müktesebatı Türkiye için bir yol haritasıdır. Eğitim, sağlık, yargı gibi konularda etkin hizmet sunmakta zorlanan devletin, politika üretmekte zorlanan siyasal iradenin önündeki bu harita, sorunlarımızı çözmekte ve yaşam standartlarımızı yükseltmekte bize yardımcı olacaktır. AB’ye üye ülkelerin çoğu da, benzer süreçlerden geçerek bugünlere gelmiştir. 

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik süreci, oyun teorisinde olduğu gibi, her iki tarafın da kazanacağı biçimde sonuçlanmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin, dünyanın en büyük ekonomik, siyasal ve toplumsal entegrasyon projesi olan AB ile bütünleşme sürecinin sağlıklı sonuçlanmasının, ülkede istikrarın güçlenmesine ve toplumsal gelişime katkıda bulunacağı kuşkusuzdur. Bu bütünleşme AB’ye ekonomik ve sosyal açıdan dinamizm katacak, yeni coğrafi açılımlar getirecektir. TÜSİAD olarak da, bu sürecin başarıyla sonuçlandırılması yönünde çabalarımız devam edecektir.

Değerli Konuklar,

Bu ortamda Kıbrıs konusunda süregiden çıkmaz ve tutulmayan sözlerin yarattığı moral bozukluğu bizi önemli derecede rahatsız etmektedir.

Kıbrıs konusunda, AB’nin büyük bir hata yaptığını düşünüyoruz. Başta sınır problemlerini çözmemiş, bunun çözümü yönünde atılan adımlara isteksiz davranmış, ve 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda itibarı sarsılmış olan Güney Kıbrıs’ın, bu yapıcı olmayan ve hatta engelleyici yaklaşımına rağmen karşılığında AB’ye üyelikle ödüllendirilmesinin yanlış olduğunu zaman geçtikçe daha iyi görüyoruz. Bu süreçte AB’nin de, Güney Kıbrıs’ın baskıları karşısında güçsüz kalıp, Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri tutamaması da bizi hayal kırıklığına uğratmıştır. 
TÜSİAD olarak biz, Annan Planı için yapılan referandumun öncesinde, olumlu bir sonuç alınması yönünde epey gayret sarfettik. Tüm taraflar açısından adil ve hakkaniyete uygun bir sonuca varılması için benzersiz ve cesur kararlar alan Türkiye hükümetine ve o zamanki Başbakan Sayın Talat’a koşulsuz destek verdik.